(TBMM) – CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Bir iddianame varsa o iddianameden inandırıcı olan Ekrem İmamoğlu’nun suç örgütü değil, Akın Gürlek’in suç örgütüdür, turpun büyüğü Recep Tayyip Erdoğan’dır. Bu işlerden alnımız ak, başımız dik. Şu kadar korkumuz olsa bir kelime eksik söyleriz. Bu parti evlatlarına güveniyor, siyasetine güveniyor, yol yürüyüşüne güveniyor. Ben bütün arkadaşlarımın verdiği bu mücadelenin eninde sonunda adalete kavuşacağına inanıyorum. Bunların elinde değil. Ama eninde sonunda kavuşacak” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında şunları kaydetti:
“Bu kadrolara biri daha peydah oldu. Akın Gürlek’in kendi yürüttüğü İstanbul’daki uyuşturucu soruşturmasında adı geçen biri. Her ifadede adı geçen biri. Paldır küldür içeri konulan biri. Sonra birden iddialar konuşulmuş yazılmış 10’da biri yüzde biri, biri hakkında olsa tutuklanacakken tutuklanmayan biri İletişim Başkanlığı’nda güya dezenformasyondan sorumlu bir işin başında biri. İletişim Başkanlığı’ndan uyuşturucu operasyonu var diye eli ayağı kesildi, apar topar atıldı. Adalet Bakanlığı’nın yanında yetkisiz güya yani gayriresmi bir oda açmışlar, gidenler anlatıyor, oraya bunu oturtmuşlar. Oradan Adalet Bakanlığı adına haysiyet cellatlığı yapıyor. Bir metin yazmış. Çıkarıp okuyacağım dedim. Danışman arkadaş ‘Yapmayın efendim. Olmaz. Bu Mecliste tutanağa sokmayın bunları’ dedi.
“Adalet Bakanlığı’ndan oraya oturtulan o şeytandan bunların hesabının sorulacağı günler gelecek”
Kişi başka bir şeyle suçlanıyor. O kişinin cep telefonu alınmış. Cep telefonu içinden yalan olduğuna da yüzde bir milyon eminiz ama filanca kadına bu ayıp mesajlar atılmış, bilginiz olsun diye basına servis ediyor. Devlete emanet bir telefon var. Kişinin suçu yok ama olsa bile o telefon devlete emanet. O telefon birinin eline geçiyor, Adalet Bakanı’nın yan odasından haysiyet cellatlığı için bunlar yayılıyor ki o kişinin direnci kırılsın, eşiyle arası bozulsun söz konusu kişi ismi bile gizlemeden… Basının ne kadarı bunu yapıyor? Vallahi burada oturanların çoğu yapmıyor. Allah razı olsun. Ama Akit var mesela. O onu alıp yapıştırıyor ya da kendileri çeşitli rezil kayıtlarda Amerika’da isimleri ortaya dökülenlerin televizyonu var, gazetesi var, onlar mesela onun hemen hemen dörtte birine yüzde 40’ına tenezzül ediyor hepsini yazamıyor da. Böyle birisi Adalet Bakanı’yla birlikte gelmiş. Oda vermiş ona. ‘Otur oradan yaz’ diyor. Ve elimizde tek tek var. Yolladığı gazetecilere ulaştığı an bize geliyor. Şimdi tek tek tespit ettiriyorum. Şu gün şu tarih şu saatte şu kişi tarafından bu yollandı, ertesi gün Akit’e basıldı ya da o meşhur Amerika’daki, adalardaki bilmem neredeki ismi geçenlerin ördükleri pisliklerin içinde, böyle rezaleti örenlerin gazetesine basılıyor, televizyonunda konuşuluyor. Çünkü bir gün bu yalanların, bu dezenformasyonların ve bunun Adalet Bakanlığı’ndan oraya oturtulan o şeytandan, o haysiyetsizliklere tenezzül edenin oraya oturmasına izin verenlerden bunların hesabının sorulacağı günler gelecek. Bunların hesabını sormazsak namussuzuz.
“Bu haysiyetsizlikleri yapanı yaptırana tarih önünde üstüne kırmızı çarpı attırmayan namussuzdur şerefsizdir”
Kim bu? Bu yeğen. Dede FETÖ’nün başında. 2018’den beri hapiste. Kim bu? Damat. Kayınpeder FETÖ’cü. Kardeşim bir adamın babası yanlışlıkla Bank Asya’ya para yatırdı diye çocuğu memuriyetten attınız. Ev sahibi ‘Para bu bankaya yatacak’ dedi diye kira yatıranı memuriyetten attınız. Kayınbiraderi Zaman Gazetesi okuyanı memuriyetten attınız. Altaylı’nın yeğenini kayınpederi FETÖ’cü olan adamı hep yanınızda tutmuşsunuz. Dezenformasyon Başkanlığına koymuşsunuz. Siyasetçilerin açıklamalarına resimlerin üstüne hani kırmızı çarpı koyuyorlardı ya bu namussuzun eseriydi onlar. Çarpı atıyordu bizim üstümüze kırmızı. Bu haysiyetsizlikleri yapanı yaptırana tarih önünde üstüne kırmızı çarpı attırmayan namussuzdur, şerefsizdir. Bu utanmazlar diyorlar ya şimdi Türkiye’de dört kişi tapu sorgulamış. Bu garibanların hepsinin de bir tarafında FETÖ bağlantısı çıkıyormuş. Kendince FETÖ şampuanıyla elini yıkayacaklar. O garibanlar tahminen bu işler birkaç aydır konuşulunca meraktan bakmıştır. Hiçbirisi ne bizim kaynağımız ne bilmem ne… AK Parti’nin içinden bulunmuş bakılmış yapılmışsa bilmeyiz. Bir tanesiyle de bir bağlantı kabul etmeyiz. Ama şu kadarını söyleyeyim, diyor ki ya biri çıkmış ‘Efendim devletin içinde tapuları sorgulayan muhalefete sızdıran bir yapı var.’ Onu düşünüyorsun da ana muhalefetin genel başkanının kızının oturduğu evin fotoğrafını, adresini, tapusunu yayınlayana, böyle bir hedef gösterme yapana, hiç bunu sormak aklına gelmiyor mu? Nasıl haysiyetsiz biliyor musunuz bunlar? Sayın Kurtulmuş’un elinde. Beş yıldır Manisa’daki ev dışında İstanbul’da mütevazı bir öğrenci evine sahibiz. Aldığımız belli, nereden ödediğimiz belli. Tapusu belli. Diyor ki ‘Efendim yıkım kararı vardı, Özgür Özel aldı, yıkımdan kurtuldu, zengin oldu.’ Yıkılmış, yapılmış. 18 daire yapılmış. En son ben almışım. Kentsel dönüşümden, mal sahibinden de değil müteahhitten. Apartmanın hepsi benimmiş gibi yazdılar olmadı. Öğrenildi ki üç santim fazlalığa yıkım kararı alındığında da biz varmışız, müteahhit tarafından düzeltilip yazıldığında da biz varmışız. Tamamen yalan çıktı. Şimdi bak onu konuşan yok. Ama iki gün haysiyetsizlik yaptılar. Evimizin adresini, fotoğrafını yayınladılar. Şimdi ‘Pardon’ bile diyen yok.
“Beyefendi insan taklidi yapıyor”
Yine aynı haysiyetsiz. ‘Muhittin Böcek’le Özgür Özel şu tarihte görüştü.’ İçişleri Bakanlığı’nın kaydından belli Ankara’dayım. Bütün kayıtlardan belli. Yine sustular. ‘Pardon’ diyen yok. Yine aynı haysiyetsiz. Bugün başkasına saldırıyor, öbür gün başkasına saldırıyor. Buradan söylüyorum, Sayın Erdoğan, bu haysiyetsizlerin bu haysiyetsizlikle üstümüze gelişlerini İletişim Başkanlığı’ndan uyuşturucu, bilmem ne, fuhuş muhuş diye yollanılanların Adalet Bakanlığı’nda oturtulmasını bu ülkenin seçilmişlerine haysiyet cellatlığı yapmasına izin verecek misin? Yoksa bu Akitleri buradan çekecek misin? Akitlerini çek buradan. Sonra beyefendi çıkıyor televizyonda YouTube kanalında insan taklidi yapıyor. Efendim ‘Babam camiye gitmiş. Babama senin oğlan şöyle böyle demişler.’ Ellerinden öpeyim babanın. Babanın elinden öpülür. Korkmayın siz. Bak hangi babanın? Vera’nın babası var. Tayfun Kahraman. Bu Tayfun Kahraman, hasta. Adımını atarken boşa düşüyor, alnını yarıyor, hastanelere kalkıyor. Bu Tayfun Kahraman, Sayın Erdoğan’a mektubunu verdim, kaç yıl önce, Gezi’de kimsenin burnu kanamasın diye mücadele eden Tayfun Kahraman. ‘Referandum olacak hadi evimize gidelim’ diyen Tayfun Kahraman. Ortalık karışmasın diye canını ortaya koyan Tayfun Kahraman, kızı kucaktaydı ne anaokuluna götürebildi ne kreşe. Kızı ilkokula gidiyor, halen daha camın ötesinden görüşüyor babasıyla. Bu kızın bir babası var. Buğra Gökçe’nin eşi Filiz. Elinde evlendirme cüzdanı var. Eşiyle içeride fotoğraf çektiler. O günden bugüne düğün fotoğrafını vermiyorlar. Hapishanede evlendi kocasıyla. Düğün fotoğrafını vermiyorlar. Buğra Gökçe’yle. Bu kadının bir kocası var. Fatih Keleş, oğlu Mustafa, 26 yaşında. Hiçbir suçu yok. İddianamede adı bile yok. Babaya zulüm olsun diye oğlanı tutuyorlar. Niye biliyor musunuz? Oğlanın kapalı yer korkusu varmış. Savcı soruyor ‘Nasıl olacak Fatih Bey? Oğlan oralarda nasıl duracak?’ ‘Ne alaka benim oğlanla? Niye dursun’ diyor. Ertesi gün yalandan tutuklayıp içeri koydular. 40 kişilik koğuşta onur mücadelesi veriyor çocuk. Babasına ikide bir şöyle yapıyorlar, arabaya koyuyorlar, İstanbul Adliyeye getiriyorlar, ‘Avukat’ deyince ‘Sorgu değil ki sohbete geldin’ diyorlar. Bir değil dört savcı karşısına çıkıyorlar ‘Şu iftiraların altına imza at. Mustafa’na kavuş, evine kavuş. Ekrem’e iftira et. Evladını da kurtar, kendini de kurtar’ diyorlar. Bu da baba, bu da evlat.
“AK Parti’ye çağrımdır: Bu süreçte susarak beklemek suça ortaklıktır”
Ramazan Gülten. Gözaltına alındığı, tutuklandığı gün eşi hamileydi, Maya doğdu. Bir yıldır bekliyor. Geçen gün eşi bağırdı ‘Maya baba dedi’ diye, bütün salon ağladı. Bu da baba, bu da evlat, bu da eş. Mehmet Murat Çalık. Annesi Gülümser teyze. Vicdanlı AK Partililer ‘Gittik, konuştuk. Bari şu Murat Çalık’a ev hapsi ver.’ ‘Bana tavsiyede bulunmayın. Gidin söyleyin. Bir imza atıversin. Evine de evladına da belediyesine de kavuşsun.’ ‘Ne imza atacakmış?’ ‘Ben Ekrem İmamoğlu’nun rüşvet aldığını duydum, gördüm’ imzası. ‘Ölürüm iftira etmem’ dedi diye ölümüne gün sayılan bir hastayla karşı karşıyayız. Bu hastanın anası var. Bu kadar haksızlığın, vicdansızlığın, insafsızlığın artık sınırı var. Bunları yapanların ödüllendirildiği, bunları çekenlerin halen içeride tutulduğu bir Türkiye’de huzur olmaz, barış olmaz, kardeşlik olmaz. Bunun için bir an önce arkadaşlarımıza tutuksuz yargılama. Türkiye’ye de adaletli bir Adalet Bakanı istiyoruz. AK Parti’ye çağrımdır: Bu süreçte susarak beklemek suça ortaklıktır. AK Parti’nin içindeki bütün namuslu insanları bir şekilde partilerinin yaptığı bu haksızlıklara tepki göstermeye bu yanlışı eleştirmeye, bu işte bir parça olmamaya davet ediyorum. Bugün Sayın Bahçeli’ye yakın bir köşe yazarının yazdığı ki ömrü boyunca bana hep kötü şeyler yazdı, bugün yazdığı yazıyı önemsiyorum. Diyor ki ‘Akın Gürlek tüm şüpheleri ortadan kaldıracak bir açıklama yapmalıdır.’ Yapamaz, yapamayacak ama o zaman da Cumhur İttifakı bu yükü sırtında taşımayacak.
“Turpun büyüğü Recep Tayyip Erdoğan’dır”
Diğer yandan, terörsüz Türkiye isteniyor. Şimdi yasama sürecine geçilecek. Adalet Bakanlığı’na dünya kadar görev düşüyor. Başta bunlar. Beyaz Toroslardan çekmiş insanlar varken ve terörsüz Türkiye’de artık o günleri bir daha yaşamamak için bir şeyler yapacakken Beyaz Torosçular Adalet Bakanlığı’nda duruyor. ‘Kayyım kalksın’ diyorlar defalardır söylüyorsunuz, kayyımın davasını yapan da kayyımları atayan da hatta geçmişte Sırrı Süreyya’ya haksızca ceza veren de Demirtaş’ı içeride tutan da bu Akın Gürlek. Nasıl yürüyecek? Diyorsunuz ki ‘Bu böyledir. Ak de dersin ak der, kara de dersin kara der. Bu kadar emir edilir.’ Ama böyle bir profille bu işin yürümesi mümkün değildir. Sayın Erdoğan’a şunu söylüyorum: Bu tapuları ilk kez benden mi duydun? Sayın Erdoğan çıkıp şunu söylemelidir ‘Özgür Özel bunları gündeme getirene kadar hiçbir bakanım, hiçbir milletvekilim, hiçbir siyaset arkadaşım bana Akın Gürlek’in mal edinmelerinden bahsetmedi’ desin. AK Parti’deki siyasetçilere şunu söylüyorum: Kapalı kapılar ardında bunlar konuşuldu. Reisin haberi var. Erdoğan’ın haberi var. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın haberi var. Ne yapılıyorsa onun bilgisi dahilinde yapılıyor. Nerede duruyorsanız, hangi mevziyi koruyorsanız bir suçun mevzilerinde duruyorsunuz. Başınızı kumun altına gömerek bu yanlışlardan kimse kurtulamaz. Bir iddianame varsa o iddianameden inandırıcı olan Ekrem İmamoğlu’nun suç örgütü değil, Akın Gürlek’in suç örgütüdür, turpun büyüğü Recep Tayyip Erdoğan’dır. Bu işlerden alnımız ak, başımız dik. Şu kadar korkumuz olsa bir kelime eksik söyleriz. Bu parti evlatlarına güveniyor, siyasetine güveniyor, yol yürüyüşüne güveniyor. Ben bütün arkadaşlarımın verdiği bu mücadelenin eninde sonunda adalete kavuşacağına inanıyorum. Bunların elinde değil. Ama eninde sonunda kavuşacak.”
“Erdoğan’ın karşısında Ekrem İmamoğlu aday olamasın diye bu kumpası kuranlar var”
Özel, İBB Davası’na ilişkin de özetle şöyle konuştu:
“Şu anda bütün vatandaşlarımıza buradan duyururum ki; yaz boyu dinlediğiniz yalanların tamamı çöp olmuştur. Silivri’de konuşulan da şu olmuştur: Örneğin Ekrem Başkan tutuklanırken bunları söyleyen Meşe, ortadan kaybolmuştur, gizli tanık. Yerine başka bir gizli tanık koydular. Gizli tanık, tutuklamaya sebep veren gizli tanık yok iddianamede. Kaçtı. Çünkü zorlandığı yalanın başına açacağı derdi gördü, gizli tanık yok ortada şu an. Peki, ne var? Örneğin itirafçı olduğu söylenen yaz boyunca gösterilen Murat Kapki vardı. Dün çıktı, mahkemeye başvurdu ve şöyle yazmış. ‘Baskı gördüm. ‘Bir gün bile burada yatmazsın’ demelerine aldandım. Tahliye vaadine kandım. Savcıların yönlendirmesiyle doğru olmayan şeylere imza attım.’ Bakın bir savcının işi nedir? Lehe, aleyhe delil toplamak. Biri bir şey söylüyor, yazarsın. Lehe söylüyor, onu da yazarsın. Yollarsın mahkemeye, adalet yerini bulsun. Bir savcı, bir kişiyi ‘Bir gün bile burada durmayacaksın, seni tahliye edeceğim’ diyerek yalan beyana niye zorlar? Bir başkası, Ağaç A.Ş.’de itirafçı olan Ümit Polat’a soruyorlar. Savcı yansıtmış bir mali tablo. Orada çıkmış 20 milyar lira yolsuzluk. 2024 yılında. ‘Bu Ümit Polat’ın verdiği ifadeler doğrultusunda oluşturuldu’ diyor. Soruyorlar ‘Sen mi verdin?’ ‘Öyle demedim.’ ‘Emin misin?’ ‘Emin değilim.’ ‘Gördün mü?’ ‘Görmedim.’ ‘Duydun mu?’ ‘Duydum.’ ‘Kimden duydun?’ ‘Unuttum.’ Bu kişi oraya onu koymuş ya bir soru soruyorlar. Bir soru. Savcı bir kişinin beyanı ile 20 milyar yazmış oraya. Soruyorlar. 2024 yılında 20 milyar. ‘Söyle bana Ümit Polat, Ağaç A.Ş.’nin 2024 toplam bütçesi ne kadardır?’ ‘5 milyar.’ ‘5 milyar toplam bütçe olan yerde, her şey oradan ödeniyor. 20 milyar yolsuzluk olur mu?’ Cevap: ‘Olmaz.’ ‘Niye öyle dedin?’ ‘Ben demedim savcı yazmış.’ Bu yalana ne gerek var? Adalet arıyorsak bu yalana, bu baskıya ne gerek var? Bütün kadınların önüne koyuyorlar kağıdı. ‘Evladına kavuşmak isteyen imza atsın.’ Gerçeği arayan niye böyle bir zorlama yapsın? Öyle bir adaletsizlik ki; davada şu anda kendisi hakkında iddianamede yazılan suçlamanın, hani bir alt sınırı var, normal durursan falan. Bir de üst sınırı var. En üst sınırından, her gün mahkemede kavga çıkarsa, hakime dirense, suçu ağırlaştıracak her şeyi geçmişte yapmış, şimdi de yapıyor olsa, en üst sınırdan ceza alsa şu anda içeride tutulan 12 kişiye talep edilen ceza yattığı süreden daha az. Yani boşu boşuna zulüm olsun diye içeride tutuluyor. Bitir mahkemeyi, ver cezamı. Tahliye olacağım. Daha içeride tutuluyor. 11 kişi var üst sınırdan ceza alsa, açık cezaevine nakledilmesi lazım. Silivri’de tutamaz. Toplam 23 kişi, bu gece yatacaklar ya orada, bu gece yattıkları bir gece bile hak ihlali onlara. Halen daha onları içeride tutuyorlar. Tutuklu öğrencileri tutuklayanlar da hep aynı çetenin mensubu. Burada adalet arayan yok. Burada tamamen ve tamamen adaleti saptıranlar, Erdoğan’ın karşısında Ekrem İmamoğlu aday olamasın diye bu kumpası kuranlar var.”
(SÜRECEK)

