(TBMM) – CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni (İBB) AK Parti yönetirken devraldığımız gün itibarıyla İBB’den 827 tane araç dışarıya, İBB’nin faaliyet alanı dışındaki kurumlara, kuruluşlara, kişilere tahsis ediliyor. Bunlar herhalde AK Parti İl Başkanlığı’na araba vermiş olamazlar, değil mi? Tam üstüne bastınız. Bakın elimde 59 tane aracın plaka, marka, model, yıl, tahsis edilen kurum, kuruluş, tahsis süresi, bitiş tarihi var. Tamamı AK Parti İl Başkanlığı. 59 araç vermişler AK Parti İl Başkanlığı’na. İBB’yi soruşturuyorsun CHP İl Başkanlığı’na var mı böyle bir şey” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Meclis Grup Toplantısı’nda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Özel, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin AK Parti yönetiminde olduğu dönemde AK Partili bazı isimlere tahsis edilen araçlar yanı sıra kumar ve yasa dışı bahis bağımlığına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. CHP Genel Başkanı Özel, şöyle konuştu:
“Bir yandan emekliye lazım olan 650 milyarı bulamıyorlar. Dört katını faize veriyorlar. Fazlasını yandaş müteahhitlerin vergisini siliyorlar. Bir taraftan üst düzey kamu görevlilerinin kiraladıkları lojman giderlerini yüzde 230 artırmışlar. 300 milyondan 1 milyar 24 milyon liraya çıkmış. Zavallım, canım infaz kurumu memuru 3 kişiden birine, bazı şehirde, çoğu şehirde 5 kişiden birine lojman var. İki odalı bir lojmanı bulursa dünyanın en mesut insanı oluyor. Yoksa dünya kadar yol gidiyor, cezaevi uzakta, 20-25 bin lira da kira veriyor. Ama Başsavcı beyefendi 48 milyon TL’ye tadilat yaptırdığı villada oturuyor. Üst düzey kamu görevlilerine 1 milyar 240 milyon liralık, oturdukları lüks lojmanlara para veriyorlar. Millete bu AK Parti diyordu ki 1,5 yıl önce ‘Kemer sıkacağız. Kamu da kemer sıkacak. Fazla arabalar belirlenecek, satılacak.’ O işten bir sonuç yok. ‘Yeni araba alınmayacak.’ diyordu. 1,5 yılda bin 500 yeni otomobil almışlar. Ayrıca bir yandan bunların tasarruftan anladığı, okuldaki öğretmenin kettle kullanmasını yasaklıyorlardı, hatırlıyorsunuz. Öğretmenin kettle’la su ısıtıp sabahleyin kendisine bir çay demlemesi yasak; kim bilir ne şartlarda fırladı geldi evden. Bir kahve yapması yasak, kettle elektrik yakıyor diye; öbür taraftan bin 500 yeni araba almışlar. Bir de tutuyorlar. Ağzı olan ileri geri, yok İBB’de savurganlık, o bu; bize böyle birazdan söyleyeceğim tuhaf laflar. Birazcık bak. Evi camdan olan komşusunun küçücük camına taş atmayacak. CHP de İBB’yi yönetiyor. Siz de yönetiyorsunuz. Dünya kadar yalan icat ettiniz, birini ispat edemediniz.
“Çünkü Akın Gürlek majestelerinin hakimi ya o zaman”
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni AK Parti yönetirken devraldığımız gün itibarıyla İBB’den 827 tane araç dışarıya, İBB’nin faaliyet alanı dışındaki kurumlara, kuruluşlara, kişilere tahsis ediliyor. Bunlar herhalde AK Parti İl Başkanlığı’na araba vermiş olamazlar, değil mi? Tam üstüne bastınız. Bakın elimde 59 tane aracın plaka, marka, model, yıl, tahsis edilen kurum, kuruluş, tahsis süresi, bitiş tarihi var. Tamamı AK Parti İl Başkanlığı. 59 araç vermişler AK Parti İl Başkanlığı’na. İBB’yi soruşturuyorsun CHP İl Başkanlığı’na var mı böyle bir şey? İlçe başkanlıklarına, gençlik kollarına… Burada Grup Başkanvekili hanımefendi grup başkan vekilliğinden alınıyor. Ertesi gün araç tahsisi yapılıyor İBB’den. Bir örnek göstereyim: Akın Gürlek. 37. Ağır Ceza Başkanı. Opel Insignia… O günkü plaka… Demeyesiniz ‘Terörle mücadele eden kişiye hedef gösterdi.’ Bugün yok öyle bir plaka. 34 NZ 23 01 Akın Gürlek. Bakın, bir başsavcı olur, araba verirsin; mesela der ki, ‘ya adliyeye araba verir belediye. Başsavcıya da vermiş.’ Baktık 40 tane ağır ceza başkanı var. Bir tek Akın Gürlek’e vermiş. O gün ne yapacak? Çünkü Akın Gürlek majestelerinin hakimi ya o zaman. 37. Ağır Ceza. Kim gelirse kafayı kesiyor ya. Ne Kavala bıraktı, ne Selahattin Demirtaş, ne Canan Kaftancıoğlu, ne Grup Yorum. Önüne gelen her davada vurdu kafayı diye İBB’den altına araba çekmişler. Bakın, bir araç teslim tutanağı AK Parti İl Başkanlığı’na. Onlar uzun dönemli şeyler. Bunları hemen bir imzayla vermiş. Karar da yok. Onlarda karar var. Ne zaman için vermiş? Seçim süresince. Böyle rezillik olur mu? Neydi? İstanbul’da bir ilçe belediye başkanı daha belediyede görevli değilken ilçeye seçim kampanyasına bir tane Peugeot Partner koymuş bir müteahhit. O kullanılmış. AK Parti övünüyor Manisa’da Soma’daki madenden 20 otobüs geldi diye. Geçmişte, 5-6 yıl önce.
“Bizim evde küçük bir cam bulup camı kırmaya çalışanlar, komple camdan evde oturuyorlar”
Seçim süresince kullansın diye İBB’den araç veriyorlar. Ne diyordu Erdoğan? 17-25’te ‘devletin parası değilse ona rüşvet denmez, arkadaş’ diyor. Ben daha devletin parasına ilişkin bir kuruş duymadım İBB iddianamesinde. Hatta yakında duyacaksınız; bir kuruş olmadığı kanunen de ispatlandı. Seçim süresince devletin arabası AK Parti İl Başkanlığı’na veriliyor; dünya kadar… Bakın kardeşim, utanmazlıkta sınır yok. Bakın AK Parti İl Başkanlığı’nın bu arabaları kimlere kullandırttığına dair döküm: AK Parti Genel Başkan Yardımcılığı, Numan Kurtulmuş. Oktay Kaymak üzerinden tahsis yapılmış Passat. Erkan Kandemir. Çok konuşuyor ya. Opel Insignia. Vito, Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Ataş. Insignia. Tekrar Numan Kurtulmuş. Passat var, bir Insignia. Birinde korumalar gitmiş. Numan Bey burada. Almadım Insignia’yı desin. Korumalarda Passat yoktu desin. Aşağı doğru gidiyor. Gençlik kolları, Belma Satır; burada görevi bitmiş, orada arabaya binmiş. Aşağı doğru hangisini isterseniz; gençlik kolları, kadın kolları. Mesela kadın kolları Passat; kadın kolları Şeyma Dövücü, kadın kolları Murat Derkesen üzerinden AK Parti İl Başkanın’ın özel kalemine Passat araba. Daha ne olacak? Bizim evde küçük bir cam bulup camı kırmaya çalışanlar, komple camdan evde oturuyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi’nde bir tekini ispat edemedikleri iddialar bir yanda; sadece ve sadece 827 tane aracı kendi siyasi çıkarları doğrultusunda bir yerlere vermişler. Ondan sonra tutmuşlar. Cumhuriyet Halk Partisi’ne ne laf ediyorlar.
“Yeşilay’a göre, 7 milyon kumar bağımlısı var Türkiye’de”
Geçim sıkıntısı ve hayat pahalılığının yanında giderek yaygınlaşan, toplumu çürüten ağır sorunlarımız var: Uyuşturucu, kumar ve çocuklarımıza, çocuklarımızın hayatına kasteden, hepimizin hayatına kasteden suç şebekelerı. Yeşilay’a göre, 7 milyon kumar bağımlısı var Türkiye’de. 7 milyon, uyuşturucu bağımlısı sayısından fazla. 2026 yılına gelirken ciddi bir anket firmasının anketi bizde de var. İsteyen basın mensubuna hemen atarız. ‘Yeni yılda ne yapmaya karar verdiniz?’ diyor yılbaşı gecesi. yüzde 76’sı daha dikkatli harcama yapmaya demiş. Belli ki borç içinde. Bu tarafı da çok kritik. Yüzde 11’i kumardan, bahislerden kurtulmaya karar vermiş. Yani 100 kişiden 11’i ‘Oynuyorum, kurtulamıyorum. Niyetim var, kurtulmaya.’ demiş. Bir de niyet etmeyenler, oynayanlar var. 7 milyon kumar bağımlısı var. Yuvalar dağılıyor. İnsanlar bu illet yüzünden canına kıyıyor. En hazini nedir, biliyor musunuz? Terör gazisi Ferdi Çatal Kayseri’de bir otobüs durağında patlayan bombayla bir bacağını kaybetmişti. Gazi o günden bugüne devlete emanet, millete emanet. O bombanın öldüremediği, bacağını bıraktığı otobüs durağında hayatına kıydı. Geriye bıraktığı notta da sanal bahis ve kumara düştüğünü ifade ediyor. Bir devlet düşünün. Senin için bacağını kaybetmiş gaziye sahip çıkamamışsın. Ekonomik zorluklardan dolayı kumar oynamış. Bacağını kaybettiği yerde hayatına kıymış o. Memleket bu hale geldi. Peki, bu durumda Sayın Erdoğan’ın ne yapması lazım? Normalde hicap duyması lazım. Normalde bu işle ilgili bir öz eleştiri yapması lazım. Yok, şöyle diyor: ‘Her cep telefonu bir kumarhane hâline geldi.’ Yazıklar olsun Başbakanımız İsmet İnönü’ye. Memleketi getirdiği hale bak. Yazıklar olsun Başbakanımız, Cumhurbaşkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’na. İki yılda memleketi ne hale getirdi. Ana muhalefet lideri de bunu söylüyor. Kardeşim, memlekette her cep telefonu kumarhane haline geldiyse bu işte herkes konuşacak, sen susacaksın. Beyefendi, Varlık Fonu’nun başında. Varlık Fonu, Milli Piyango’nun sahibi. Milli Piyango’yu ilk iktidara geldiğinde ‘Efendim, devlet kumar oynatmaz.’ demiş. ‘Satacağım ben bunu.’ demiş. ‘Dur’ denmiş, ‘yapma, satma.’ Sonra aymış, hem satmış gibi hem tutmuş gibi yapmış. İhale ile vermiş, 10 yıllığına birine. O Milli Piyango’nun sitesinde 150 çeşit sanal kumar oynatılıyor. Geçen hafta gösterdim. Ballı petek var, ballı petek. Arı geliyor böyle vız diye. Balı hangi petek yapacağını bilirsen parayı götürüyorsun. Ballı petek; arının bal yapacağı kovana kumar oynatıyor adamlar. Kol çektiriyorlar. İşin kötüsü, o siteye giren yakayı kaptırıyor. Envai çeşit kumar sitesinin mesajı geliyor. Oradan çerez yakalıyorlarmış. Ben bunları anlattım, bir şey yapın diye.
“Meclis’te bir araştırma komisyonu kurulmasını öneriyoruz ana hatlarıyla”
Çünkü Yeşilay diyor ki raporunda, Yeşilay’ın raporunda, sanal kumara başlayanların yüzde 70’i yasal kumar sitelerinden, yasal çekiliş sitelerinden, Milli Piyango gibi, oraya geçiyorlar, diyor. Sanal kumar orada yakalıyor bunları. Buna tedbir diyorum. Çıkmış açıklama yapmış. ‘Grup toplantısında kumara özendiriyor’ diye. Ben geçen hafta oynanan kumar rezaletini anlattım ve yarattığı felaketi anlattım. Bu at yalanı dönüp sayalım, inana hesabı. ‘Özgür Özel Meclis kürsüsünden, Meclis kürsüsünden kumara özendiriyor’ diyor. Biz sanal bahis ve kumarla mücadele eylem planımızı hazırladık. Dün Sayın Murat Emir’le birlikte ilgili Parti Meclisi üyemiz bunu basın toplantısıyla anlattılar. Daha sonra bunu tüm siyasi partilerle paylaşıyoruz. Meclis’te bir araştırma komisyonu kurulmasını öneriyoruz ana hatlarıyla. Kumarın her türlüsüne reklam yasağı ve biraz önce söylediğim gibi özendirici yasakların getirilmesini söylüyoruz. Kumarla Mücadele Kanunu’yla olabilecek tüm ilgili kanunları; yok biri Ticaret Yasası’nda, biri Türk Ceza Kanunu’nda, biri orada, biri burada… Hepsinin derli toplu bir yere toplanmasını öneriyoruz. Bu konuda bir düzenleyici ve denetleyici kurum kurulmasını, bu kurulun da özerk olmasını, yetkili olmasını, kaynaklarının güvence altında olmasını söylüyoruz ve diyoruz ki: ‘Gelin bu işle birlikte mücadele edelim.’ 23 yılın sonunda memleketi bu hale getirenler, her cep telefonunu kumarhane haline getirenlere ‘Gelin bu işten bu milleti hep birlikte kurtaralım.’ diyoruz. Bunu bu iktidar yapar mı? İlişki ağına bakarsan yapmaz. Ama biz bütün samimiyetimizle burada bu çözümü takip edeceğiz. Bunun için katkı sunmaya devam edeceğiz.
“Suç çetelerinin şantaj yaparken, tehdit ederken, tahsilat yaparken, hatta cana kıyarken çocukları kullandıklarını gördük”
Biraz önce söylediğim, toplumu çürüten ağır sorunlardan bir tanesi de çeteler; özellikle 18 yaşın altındakileri istismar eden, eğiten, suça iten ve birer suç makinesi haline getiren çeteler var. Bunlar suçu da büyütüyorlar ve normalleştiriyorlar. Geçen yıl 14 yaşındaki Ahmet Minguzzi katledilmişti. Ardından Alperen Ömer Toprak kardeşimiz, ardından Hakan Çakır kardeşimiz, son olarak da Atlas Çağlayan evladımız katledildi. Annesi Gülhan Ünlü’yü hepiniz izlemişsinizdir. Ben televizyonlarda izledim. ‘Ben yandım, başkası yanmasın. En ağır cezayı alsın…’ birçok haklı serzenişi ve yakarışı var. Kendisiyle konuştum. ‘Üzerimize düşeni yapacağımızı, Minguzzi davasında olduğu gibi kendisini bir an yol için yalnız bırakmayacağımızı, hukuki destek sağlayacağımızı, elden geleni yapacağımızı’ söyledim. Suç çetelerinin şantaj yaparken, tehdit ederken, tahsilat yaparken, hatta cana kıyarken çocukları kullandıklarını gördük. Bu konuda dün Sayın Erdoğan ‘gerekeni yapacağız’ diyor. Ben Ahmet Minguzzi davasından sonra hangi gerekeni yaptığını kendisinden bir duymak istiyorum. Gereken yapılsaydı ki bu sadece böyle bir vahim olay, elim olaydan sonra bir şey yapmakla değil. 23 yıldır yaptıklarının sonunda her cep telefonu kumarhane; sen yaptın. Senin iktidarında oldu. Şimdi 15 yaşında, 14 yaşında katiller. Burada tartışma: Efendim, çocuk da katil, öldüren de katil. Öyle diyeni o linç ediyor, böyle diyeni o linç ediyor.
“Kimse anasından katil doğmuyor”
Rakel Dink ne diyordu? ‘Masum bir bebekten bir katil çocuk yaratan bu sistemi sorgulamak zorundayız’ diyordu. Kim yarattı bunu? Kimse anasından katil doğmuyor. İçine doğduğu ortam, oradaki devlet otoritesinin üstüne düşenleri yapmaması bu çocukları suça itiyor. Suç makinesi hâline dönüştürüyor. Ama dönüp de buna da ‘Ya bu çocuk yaştadır.’ dediğinde bu sefer esas meseleyi de ıskalamış oluyorsun. Bir yandan da meselenin caydırıcılığı var. Boşuna mı 18 yaşından küçükleri kullanıyor? Az ceza alsın diye. Ekonomik şartlar öyle ki bu çocuklar üzerinde çalıştığınızda şu çıkıyor ortaya: Suçu işleyen işliyor ya. ’10 gün önce nereden geldin oğlum?’ , ‘Sosyal medyadan davetlerini aldım. Geldim, katıldım. İlk işini verelim dedik. Gittim, dediklerinin önce dükkânını taradım. Sonra ‘git vur’ dediler, gittim vurdum. Sonra bana içeride bakıyorlar, dışarıda aileme bakıyorlar.’ Yedi kişilik ailesine çete bakıyor. Devlet bakmayınca çete bakıyor. Suçu işleyen çocuğa çete bakıyor. Oradan düş, buradan düş; cezası bitince yeni suç için örgüte yeniden katılıyor. Burada, burada sivrisineğin nasıl yakalanacağından, sivrisineğin nasıl bertaraf edileceğinden değil, bataklığın nasıl kurutulacağından ilgilenmek lazım. Bataklığı ortaya çıkaranlar bataklık kurutamaz, arkadaşlar.”
(Sürecek)

