(TBMM) – CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a çağrıda bulunarak, “Yürümüyor, gitmiyor, bu iş böyle olmuyor. Zulmederek, haksızlık ederek, rakiplerini içeride tutarak bu iktidarı biraz daha sürdürebilirsin ama kendi felaketin diye gördüğün iktidar kaybına engel olmak için Türkiye’yi başka bir felakete sürüklemektesin. Vakit, seçime kadar bile bu işi götüremeyeceğini gösteriyor. Derhal bir buçuk-iki ay içinde milletin önüne sandığı koymak, geleceğe güvenle beş yıl boyunca bakacak bir iktidarı kurmak, millet yetki veriyorsa sana benim de başım üstüne ama artık zorla, haksızca ve bu kadar zorlamayla iktidarda kalıp bu ülkeyi felakete sürüklemek doğru değildir. En kısa zamanda sandığı istiyor, iktidara gelmeyi ve sorunları çözmeyi milletimize vadediyoruz” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM’de partisinin haftalık grup toplantısında konuştu. Özel’in konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
“Bugün anlattığımız tüm konuların birbiriyle bir bağlantısı var. Ekonomik krizin, İran Savaşı’nın, Terörüz Türkiye’nin, güvenlik alanındaki eksiklerin ve 19 Mart darbesinin demokrasi ve adalete verdiği zararın. Bu beş sorunun tamamını Türkiye’de çözecek, başaracak siyasi meşruiyeti olan bir iktidar yoktur. Bunları yapacak iradesi, enerjisi, becerisi bu iktidarın yoktur. AK Parti yönetimi milletten korkan, sandıktan kaçan, bir avuç insanın ikbali için Türkiye’yi ateşe atan bir yere savrulmuştur. Bunun için basında direnen arkadaşlara şunu söylüyorum. Direndikleri de şu: Varıp da bu konuyla ilgili bir mücadele verdikleri yok da. Bu kendilerini Adalet Bakanlığı’ndan arayan kriminal, her tarafı kirli ilişkilerle dolu kişi; arayıp diyor ki gazeteci arkadaşları, ‘Tarafınızı belli edeceksiniz. Ya bizim ya onların tarafında olacaksınız.’ ‘Bizim’ dediği ya yalana, iftiraya, haysiyet cellatlığına taraf olacaksınız ya da ‘Karşımızda olduğunu biliriz’ deyip onları tehdit ediyorlar. Bu tehditlere rağmen yine de o haysiyetsize direnenlerin direncini sürdürmeleri en büyük tavsiyemdir. O tehditlerle ya da o tehdidi edenlerle birlikte iş tutanlar, tarihe mesleklerini bir siyasi operasyona ait olan, adalet değil adaletsizliğin dayatıldığı, haklıyı-haksızı vicdanında bildiği halde bu baskıya karşı teslim olanların arasında yer alacaklar. Tarih günü gelince hepimizi bir yerlerde yazacak. Elbette kolay değil ama bu haysiyetsizliğe, bu vicdansızlığa teslim olmanın yaptığınız meslekle, bulunduğunuz pozisyonla ve gelecekte kendinizi torunlarınıza, çocuklarınıza izah edebilecek bir pratikle asla ve asla bağlantısı yoktur.
“Bu süreç ne CHP’yi ne muhalefeti bir adım geri attırabilecek bir süreç değildir”
O yüzden biz CHP olarak tarihin doğru tarafından, doğru yerinde durmaya devam edeceğiz. Birilerinin pervasızlığı, birilerinin gözü dönmüşlüğü, birilerinin ortaya koyduğu bu vicdansız ve cesaretli değil, aslında korkak ama devletten aldığı gücü, cübbeden aldığı gücü, makamdan-mevkiden, kürsüden aldığı gücü masumlar üzerinde orantısız kullananlara karşı da asla ve asla teslim olmayacağız. Bu süreç ne CHP’yi ne muhalefeti bir adım geri attırabilecek bir süreç değildir. Kenetlendik, bir yıl boyunca mücadele ettik. Kenetlenmeye, bir arada durmaya, bu vicdansızlığa meydan okumaya hep beraber devam edeceğiz.
“‘Onların istediği yönetecek. Onlar da Türkiye’de beni isteyecek’ diyerek onlardan meşruiyet arayan yaklaşımın derhal terk edilmesi lazım”
Sözün sonuna gelirken biz ekonomide, demokraside, adalete güçlü bir Türkiye istiyoruz. Dışarıdaki tehditler, bizi içeride güçlü olmaya mecbur ediyor. Amerika ve İsrail’in İran’a saldırısı sürüyor. Amerika ve İsrail istedikleri her ülkeye saldırabilecekleri, uluslararası hukuku çiğneyebilecekleri ve istedikleri ülkeyi istediklerine yönettirebilecekleri kendilerince yeni bir dünya düzeni istiyorlar. İlk günden beri bunun karşısındayız. Bugün İran’a susarak yarın daha kötüsünün olabileceğini öngörmeyenlere sesleniyorum. O yüzden AK Parti’nin iktidarından beklentimiz değil ama bu iktidara iki tavsiyemiz var: Bir, Türkiye’yi korumak ve ABD-İsrail saldırganlığına karşı, gerçek dünya düzenini savunmak. Bu yeni dünya düzeninin ‘Onların istediği yönetecek. Onlar da Türkiye’de beni isteyecek’ diyerek onlardan meşruiyet arayan yaklaşımın derhal terk edilmesi lazım.
“Amerika’nın Gazze’ye çökmesi masasına hizmet eden bir Erdoğan var”
İktidar tarafsız görünüp ABD ve İsrail’in yanında duruyor. Gazze ve Amerika ve İsrail ile aynı masada oturmaya devam ediyor. Öyle ki Trump’ın ‘Çok beğendim, orada Filistinlilere yer yok. Onları civardaki beş ülkeye süpüreceğim’ dedikleri, 71 bini şu ana kadar öldürülmüş Filistinli kardeşlerimiz. ‘Oraya oteller, kasinolar dikeceğim’ dedikleri Gazze’de Filistinlilerin toprakları. ‘Orayı beğendim. Önünde de hidrokarbon yatakları var, petrol var’ dediği yer Gazze şeridi. Burası için bir plan yapmış, o planın fotoğraflarını yayınlamış, masa kurmuş, dünyanın demokratik liderleri o masayı reddetmiş, o masaya bizimkiler gitmiş, tenezzül etmiş. ‘Filistin yok’ deyince, ‘İsrail de yok’ demişlerdi. Trump oraya İsrail’i de son anda dahil etmiş. Halen daha Gazze’yi, Filistinlilerden arındırma, oraya kumarhane, otel kurma ve petrolüne Amerika’nın çökmesi masasına hizmet eden bir Erdoğan var. Kendine ait bir planı yok. Erdoğan başkasının planının parçasıdır.
“Edilgen tarafsızlıktan dirençli, etken bir tarafsızlık pozisyonuna doğru ilerlemeliyiz”
Kenan Evren dönemi hariç ki Kenan Evren o dönem Amerika’nın gözüne bakar, onlara göre soluk alırdı. Türkiye’de hiçbir seçilmiş bu kadar Amerika’ya tabi olmamıştır. Müslüman kanı dökülen bir coğrafyada bu kadar sessiz kalmamıştır. Trump ne diyorsa onu yapan, Trump’ın öfkesinden korkan, Trump’a tabi olan, Trump’tan Türkiye için bir iktidar, bir meşruiyet dilenen bir yapıyla karşı karşıyayız. Açık konuşalım: İran savaşı artık uzak bir mesele değil. Etkileri ekonomimize, güvenliğimize geldi. Taraf değiliz, olmamalıyız ama etkileniyoruz ve çok daha zor bir sürecin içine doğru sürükleniyoruz. En kötüsüne hazır olmak lazım. İhtiyacımız tarafsız görünüp Amerika ve İsrail’e destek çıkmak, teslim olmak değil; tehditlere hazırlıklı, dirençli bir tarafsızlık pozisyonudur. Edilgen tarafsızlıktan dirençli, etken bir tarafsızlık pozisyonuna doğru ilerlemeliyiz. Güvenlikte, ekonomide, enerjide ve diplomaside buna hazır olmalı, bunun üzerinde çalışmalıyız. Örneğin, Küba’ya giden petrol tankerlerinin engellenmesi, elektrik üretiminin engellenmesi, çocukların, kuvözdeki bebeklerin, hastaların ölüme terk edilmesi bile Amerika için göze alabileceği bir vahşet olabilirken buna bile ‘Hayır’ diyemeyen, bunu bile kınayamayan, bunun karşısında bir pozisyon tarif etmeyen bir Cumhuriyet hükümeti bugüne kadar olmadı, bundan sonra da olmamalıdır.
“O kadar bedel ödenen S400’lerin bugün Türkiye’yi savunmak için dahi kurulamadığı görülmelidir”
Güçlü bir ordumuz var ancak çok da eksikleri var. Türkiye’ye üç farklı balistik füze atıldı, hedef alındı. Hiçbir şey olmamış gibi davranıyorlar. Birincisi kaza ve hata olabilir. İkincisi, tahammül edilemeyecek bir tesadüftür. Ama üçüncüsü diplomaside ‘Verdiğim mesajı alıyor musun’dur. Bu mesajı İran mı yolluyor, yoksa bu mesajda başka birileri, ‘Hava savunman yok, bana muhtaçsın’ mı diyor; bu enine boyuna değerlendirilmelidir. Tek hava savunma sistemi S400’ler hangarda. S400’leri Rusya’dan kalkıp Mürted Üssü’ne inerken canlı yayında verenlere, S400’ü eleştirene ‘vatan haini’ diyenlere, bugün bir dönüp ‘O gün ne diyordunuz, bugün ne yapıyorsunuz bir bakın’ demek lazım. S400 o gün için alındığında Türkiye’nin F16 modernizasyonundan, F35 projesinden atılmasına, CAATSA Yaptırımları’na muhatap etmiştir. O kadar bedel ödenen S400’lerin bugün Türkiye’yi savunmak için dahi kurulamadığı görülmelidir. Yıllardır söylediğimiz entegre çelik kubbenin daha 2024 yılında çalışmalarına başlandı. ‘Hava savunma kabiliyetiyle donanmış bir muhrip’ diye 20 yıldır söyleniyor. Adına zaman zaman ‘yeni nesil fırkateyn’ deniyor; TF2000. 2000 yılından Türk fırkateyni, 24 yıl boyunca durdu. Şimdi daha yeni yeni ilgili çalışmalar başladı. Şimdi olsa Kıbrıs’ın önüne çekilecekti, Mersin’in önüne çekilecekti. Bunları söyleyenleri dinlemeyenler, sadece kendi bildiklerini yapanlar, Türkiye’nin hava saldırısı ya da savunmasını sadece İHA ve SİHA’lardaki gelişmelerle kısıtlayıp bunu yeterliymiş gibi gösterenler; ‘önemsiz’ diyen yok ama bugün Türkiye’yi aciz, çaresiz bir pozisyona oturtmuşlardır.
“Biz bu ülkenin sorunlarını çözmeye talibiz”
Tepemizde dronlar geldi, Anadolu’ya düştü. F16 kaldırıp, saatlerce takip edip dron düşürdük. Bugün Kıbrıs’ı korumak için F16 yollama dışında bir seçeneğimiz yok. Bunları söyleyince Erdoğan diyor ki ‘Selden kütük kapmayın.’ Selden kütük kapan yok ama bu kütükler niye sele kapıldı, onu sormak suç mu? Bizim kütükler niye sele kapıldı? Yoksa Türkiye’nin elindeki hava savunma sisteminin en güçlü olması gerektiğini en çok anlatanlara, şimdi dönüp hiç onları söylememiş gibi ‘Susun kardeşim, bir şey söylemeyin’ diyorlar. Bugün CHP’nin doğru bir güvenlik, doğru bir savunma hattı için kurduğu söze katkı sağlayanlara da yıllarca kulak tıkayanlara söylüyoruz: Biz bu ülkenin sorunlarını çözmeye talibiz. Biz ülkeyi barıştırmaya, kucaklaştırmaya talibiz. Terörsüz ve demokratik bir Türkiye’yi yönetmeye talibiz. Darbeci anlayışı bu topraklardan söküp atmaya talibiz. Ekonomik krizi bitirmeye talibiz. Bölgesinde Türkiye’yi yeniden saygın, sözü dinlenir bir ülke yapmaya, batı ittifakının bir parçasıyken Rusya ile de iyi komşuluk ilişkileri kurabilecek diplomatik beceriyi tekrar hayata geçirmeye talibiz. Ne Türk dünyasının ne Balkanların ne Orta Doğu’nun uzağında değiliz; her biriyle gönül gönüleyiz. En sıkı bağları kurmanın ve bunları doğru bir şekilde yönetmenin de erbabıyız. Yıllar önce gelenler, Irak’taki yapılacak operasyonu karşılığında tezkere sözü verenler, onun karşılığında Türkiye’den Amerikan desteğiyle Türkiye’de iktidar sözü alanlar, bugün Türkiye’de meşruiyetlerini kaybetmiş, Amerikan desteğiyle Barrack’ın deyimiyle ‘Türkiye’de olmayan meşruiyeti Trump’tan dilenmekte, karşılığında Türkiye’nin tüm çıkarlarını terk etmektedirler.’
“Meşruiyeti Anadolu’da gören, sandıkta gören bir partiyiz”
Biz CHP olarak nadir toprak elementlerini söz vermeden, pahalı LNG’ye muhtaç kalmadan, yarısını Boeing alıyorsa, yarısını Avrupa’da üretilen uçaklardan almanın sözünü verebilerek, tüm dengeleri kurarak, kimseye teslim olmadan bu ülkeyi dimdik ayakta yönetmeye talibiz. Karşımızdakilerin kurduğu, İsrail ile kayıkçı kavgası yapan, Trump’ın geleceğini kendi geleceği için garanti gören, o yüzden Trump’ın her politikasına körü körüne destek veren ve Türkiye’yi Avrupa’dan koparan, Rusya ile yeniden düşmanlaştıran, İran’a yapılan zulme sessiz bırakan ve bütün dengeler içinde başkasının planının parçası kılan bu yönetim anlayışına karşı; dimdik, dirayetli, ne söylediğini bilen, geçmişiyle gurur duyan, geleceğinden endişesi olmayan, gücünü milletten alan, meşruiyeti Anadolu’da gören, Trakya’da gören, sandıkta gören bir partiyiz.
“Bu kadar zorlamayla iktidarda kalıp, ülkeyi felakete sürüklemek doğru değildir”
Buradan Erdoğan’a çağrımdır: Yürümüyor, gitmiyor, bu iş böyle olmuyor. Zulmederek, haksızlık ederek, rakiplerini içeride tutarak bu iktidarı biraz daha sürdürebilirsin ama kendi felaketin diye gördüğün iktidar kaybına engel olmak için Türkiye’yi başka bir felakete sürüklemektesin. Vakit, seçime kadar bile bu işi götüremeyeceğini gösteriyor. Derhal bir buçuk-iki ay içinde milletin önüne sandığı koymak, geleceğe güvenle beş yıl boyunca bakacak bir iktidarı kurmak, millet yetki veriyorsa sana benim de başım üstüne ama artık zorla, haksızca ve bu kadar zorlamayla iktidarda kalıp bu ülkeyi felakete sürüklemek doğru değildir. En kısa zamanda sandığı istiyor, iktidara gelmeyi ve sorunları çözmeyi milletimize vadediyoruz.”
(Son)

