Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Büyükçekmece Belediye Başkan Yardımcısı Rıza Can Özdemir: “Bugün göreve dönmemiz engelleniyor. Hiç önemli değil… Bugün korkan, bugün boyun eğen, bugün yolundan dönen evlatlarının geleceğine ihanet eder”

CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar kapsamında tutuklanan ve 3 Haziran 2025’te tahliye edilen Büyükçekmece Belediye Başkan Yardımcısı Rıza Can Özdemir, görevine henüz iade edilmedi. Gözaltı ve tutuklanma süreçlerini anlatan Özdemir, “30 Ekim’de tahliye oldum. Ortalarda gözükme, Tweet atma, sağa sola gitme tarzında uyarılar yapıyor hem aile yakınlarımız, büyüklerimiz, siyasi abilerimiz. Çok net bir şey söyledim hatta paylaşım da yaptım. Biz orada gecenin en karanlığını gördük. Korkuyu böyle en çok hissedecek insanlardan biriydik ama bugün korkan, bugün boyun eğen, bugün yolundan dönen evlatlarının geleceğine ihanet eder. Biz evlatlarımızın geleceğine ihanet etmeyeceğiz ve Türkiye’nin cumhurbaşkanı olarak Ekrem İmamoğlu ile birlikte Çankaya’da kutlu bir yürüyüş yapacağız…” dedi.

CHP'li belediyelere yönelik operasyonlar kapsamında tutuklanan ve 3 Haziran 2025'te

Haber: Oktay YILDIRIM – Kamera: Umut Emre GÖKBULUT

(İSTANBUL) CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar kapsamında tutuklanan ve 3 Haziran 2025’te tahliye edilen Büyükçekmece Belediye Başkan Yardımcısı Rıza Can Özdemir, görevine henüz iade edilmedi. Gözaltı ve tutuklanma süreçlerini anlatan Özdemir, “30 Ekim’de tahliye oldum. Ortalarda gözükme, Tweet atma, sağa sola gitme tarzında uyarılar yapıyor hem aile yakınlarımız, büyüklerimiz, siyasi abilerimiz. Çok net bir şey söyledim hatta paylaşım da yaptım. Biz orada gecenin en karanlığını gördük. Korkuyu böyle en çok hissedecek insanlardan biriydik ama bugün korkan, bugün boyun eğen, bugün yolundan dönen evlatlarının geleceğine ihanet eder. Biz evlatlarımızın geleceğine ihanet etmeyeceğiz ve Türkiye’nin cumhurbaşkanı olarak Ekrem İmamoğlu ile birlikte Çankaya’da kutlu bir yürüyüş yapacağız…” dedi.

CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar kapsamında tutuklanan ve 3 Haziran 2025 tarihde tahliye edilen Büyükçekmece Belediye Başkan Yardımcısı Rıza Can Özdemir, görevine henüz iade edilmedi. Özdemir’in iade kararı 4 Aralık tarihine kadar uzatılmıştı. Hakkındaki adli kontrol kararı kaldırılan Özdemir’in göreve iade kararı İçişleri Bakanlığı kararıyla tekrar uzatıldı. Görevine dönmeyi talep Özdemir, gözaltı, tutuklama ve cezaevi sürecini ANKA Haber Ajansı’na ayrıntılı bir şekilde şöyle anlattı:

“O gün 47 kişi operasyonla gözaltına alınmıştı”

“Ben aslında kısaca kendimle ilgili sürecimde bahsetmek istiyorum. 2016’da Cumhuriyet Halk Partisi’nin Büyükçekmece Gençlik Kolları Başkanı olarak siyasi hayatıma başladım. Ardından 2018’de Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Gençlik Kolları Başkan Yardımcısı oldum. Akabinde 2019’da Büyükçekmece Belediye’si ilçe meclis üyesi beş yıllık bir görevin ardından da işte çeşitli ihtisas komisyonlarında, encümende görev yaptım. Yine 2024 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde meclis üyesi oldum. Bununla beraber 2024 yılının haziran ayında İstanbul’un en genç belediye başkan yardımcısı olarak meclis üyeliğinden başkan yardımcılığına atandım. Tam böyle birinci yılımızı doldurmadan 31 Mayıs 2025’de malum bir süreçle karşı karşıya kaldık. İBB’nin beşinci dalga operasyonlarında 31 Mayıs sabaha karşı sabah saat 06.00’da evladım Özgür Yazıcı’nın yanında uyuduğumda bir polis operasyonuyla uyandık. Daha sonra ev aramasının ardından, daha önce hiç karşılaşmadığımız şeyler karakol yüzü görmüş insanlar değilken. Belediyedeki makam odama götürülmem istendi.

“Allah’a havale ediyorum ve hakkımı helal etmiyorum bu kararı verenlere”

O gün 47 kişi operasyonla gözaltına alınmıştı. Çeşitli ilçe belediye başkanları, başkan yardımcıları vardı. Bir tek benim makam olarak götürülmesi kararı verilmişti. Tabii bunu mahkemede hakim huzurunda da dile getirmiştim çünkü alışılagelmiş bir şey olmadığını söylemişlerdi. Belediyedeki makam aramalarını ardından aslında bu vicdanları en çok yaralayan şey olduğunu söylemek istiyorum. Aramamda da herhangi bir şey bulunamadığı için otoparktan çıkış yaptık polis memurlarıyla. Tam otoparkların çıkış yapmanın ardından aslında çok üzücü bir şey ama mahkeme heyetinden söylediğim için burada da dile getirmek polis memuruna bir telefon geldi tekrar belediyeye dönmek istendi ve videonun çekilmesi gerektiğini söylediler. Aslında bu video silsilesi bununla başlayıp Vatan Emniyet’teki tüm Türkiye’nin gördüğü hala bütün belediye başkanlarımızın orada sıralara dizilip görüldüğü sürece hepimiz biliyoruz hepimiz yaşadık bunu. Tekrar belediyenin içine girdik. Bir videom çekildi. Araca kadar götürürken videomu servis ettiler. Tabii bu kötülcü aklı tek yapabileceği bir şey Allah’a havale ediyorum ve hakkımı helal etmiyorum bu kararı verenlere.

Çok kötü bir idrar kokusu ve uyuşturucu kokusu içinde kalıyorsunuz”

Daha sonra işte hayatımın en kötü dört günü başladı Vatan Emniyeti süreci. Narkotiğin nezarethanesi olduğunu söylemişlerdir bize. Tabii bunu anlamamak mümkün değil çünkü içerisi inanılmaz derecede bir uyuşturucu madde kokusuyla geçilmiyordu. Aslında bilmediğimiz bir koku ama sorduğumuzda polis memurları burası Narkotik nezarethanesi ve bu kokunun normal olduğunu söylediler. Tabii belediye başkanlarımız vardı Küçükçekmece, Avcılar, Gaziosmanpaşa, Ceyhan, Seyhan Belediye Başkanlığımız vardı. Bizler ikili ikili hücrelerde bürokratlarımız vardı parti meclis üyemiz vardı milletvekilimiz vardı. Her birimiz o ikili hücrelerde kaldık. Çok kötü bir durumdu Allah kimseyi oraya düşürmesin o şartlara inanın günümüz Türkiye’sine, bizim memleketimize yakışan görüntüler değil. Dört metrekarelik bir hücrenin içindesiniz ve iki kişisiniz beraber yattığınız düşünün ve karanlıktan insanın yüzünü dahi göremiyorsunuz. Mayonez sıkılmış bir ekmek verdiler bize ve dört gün boyunca bir battaniyeyle dört günü geçirdik. Çok affedersiniz çok kötü bir idrar kokusu ve uyuşturucu kokusu içinde kalıyorsunuz.

“Haber kanallarını silmek zorunda kalıyorsun”

Bunlar içeride olan şeyler, asıl kötü olan dışarıya servis edilen bir görüntü vardı eminim hepimizin böyle gözünün önünde canlanıyordur adeta böyle önceden bir hüküm verilmiş gibiydi. 45 dakika, bir saat o torbalarla sırayla diziliyorduk ve otoparktan otobüse kadar yürüyüşümüz videolarla servis edildi. Bugün hala benim daha dün bile televizyon kanallarında o videonun döndüğünü gördüm. Biz şöyle bir önlem alabildik. Evde beş yaşında bir oğlum var ve haber kanallarını silmek zorunda kalıyorsun çünkü bunu yaşattılar bize. Daha sonra Çağlayan’da şöyle bir şeyle karşılaştık. Daha mahkemeye çıkmadan, yandaş kanallar karar vermişler ve tweet atmışlardı tutuklandığımıza dair. Benim arkadaşlarım, ailem oradan öğreniyorlar. Tabii bu beşinci dalga olduğu için bu operasyonlarda da buna şahit olmuştuk ama insan kendi yaşayınca daha da farklı, daha da hassas bir şekilde hissedebiliyor bunu.

“Bize de tam tersi yaşattıkları böyle bir zulümle karşı karşıyayız”

Akabinde tabii Silivri sürecimiz başladı. Ben de Marmara Kapalı Cezaevi’nde 9 No’luda, 12 metrekare hücrede kaldım. Tam 149 gün orada yani devamı ile beraber herhalde 154 günlük bir mahkum hayatı yaşadık. Yani daha doğrusu tutuklu hayatı yaşadık. Tabii kolay şeyler değil. Dediğim gibi merkezde hiç gördüğünüz yerler değil. İçeri giriyorsun, hepimizin umudu çocuklarımızın umudu Ekrem İmamoğlu’nu bir kabinde görüyorsun ve şartlar aynı. Büyükçekmece Belediye Başkanı ömrünün 50 senesini bu memlekete vermiş Hasan Akgün bir hücrede kalıyor. Çok böyle enstantane var. Çıktıktan sonra farklı bir siyasi parti, bizim siyasi parti değil. Farklı bir siyasi parti ilçe başkanı ‘Başkanım Ekrem Başkan’ın işte korumaları orada işte şoförleri orada temizliğini işte her şeyini onlar mı hallediyordu’ gibi tabii tam anlayamadım ilk başta bunu vatandaş böyle düşünüyor. Ben de dedim ki karıştırdınız o Pınarhisar’da öyleydi. Ekrem Başkan tek başına kendi hücresini temizliyor, çamaşırlarını, benim yaptığım gibi yıkıyor, çarşaflarını değiştiriyor ve geleceğin Cumhurbaşkanı bunu yaşatıyorlar bu memlekette. Pınarhisar şartlarıyla karıştırıyorlar. Derin dondurucular, halıflex kaplamalar. Bize de tam tersi yaşattıkları böyle bir zulümle karşı karşıyayız.

“Bizim orada gerçekten ne işimiz olduğun anlayamadık”

Cezaevinde işte avukat kabullerinde bir, sadece seslenebiliyoruz. Hani böyle şeyler çıkıyor ya el sıkma işte bir gazeteciyle ilgili bir şey çıktı mümkün değil zaten yan yana gelemiyorsunuz. Bir koridorda bir mahkum geldiği zaman seni hemen öbür tarafa alıyor infaz koruma memurlarımız. Tabii karşı karşıya gelemiyorsun sadece avukat kabinlerinde bir araya gelebiliyorduk. O gün Ekrem Başkan bir milletvekilimizle görüşüyordu. Ben hemen arkasındaydım. Sırayla böyle meclis üyelerimiz vardı. Başkanım milletvekilimize ‘Ben Büyükşehir Belediye Başkanıyım, Cumhurbaşkanı adayıyım, 15,5 milyon insanın aday olarak gösterdiği kişiyim. Hemen arkamda büyükşehir meclis üyemiz var, arkasında bir belediye başkanımız, arkasında Şişli Belediye Başkanımız var. Bir bakıyorsun ki bütün İBB orada İBB Meclisi orada. Bizim orada gerçekten ne işimiz olduğun anlayamadık. Daha sonra ilk iddianame benim iddianamem hazırlanmıştı. 2019’daki Beşiktaş Belediyesi’ndeki bir kültür alım işiyle ilgili. Avukatım da bahsedecek bu süreçle ilgili. Mahkemede de bunu yaşadık. Mahkemeye gelen seyircilerde insanlar da Büyükçekmece Belediye Başkanının 2019’daki Beşiktaş’taki bir işte ne işi var. Karar verici değil, dosya verebilecek kişi değil, işi alabilecek kişi değil, işe alan kişi dahil. Tabii mahkeme heyetine de bu kararı verdik. Savcılık tarafından tahliye talebimiz geldi. Böyle olunca tabi savcının vermiş olduğu tahliye hukuki olarak avukatımıza değerlendirir üst mahkemeden reddi olmaması gerekiyor. Çünkü Alaattin Köseler başkanımızda bunu yaşamıştı bir tahliye olmuştu. Ertesi gün yanlış hatırlamıyorsam geri dönmüş ben o zaman cezaevindeydim.

“Ya öyle deme dedi buradan çıkılabiliyormuş bunu hissettik”

Tahliye olduğumda adli kontrolümde yok. Daha sonra bir mahkememiz daha oldu. O mahkemede de yurt dışı yasağımız kaldırıldı vareste de tutulmadık herhangi bir mahkemeye katılmama gerek olmadığına dair. Dijitallerin iade edilmesi denildi. Umut ediyorum ki beraat ile sonuçlanacak bir mahkeme ve şunu da söylemek istiyorum aslında ben tahliye olduğum akşam yedi gibi 19.45’te sayım oluyor. O saate denk geldik cezaevinde. Şöyle bir şey duydum daha önce girmek istedim ki belki karşılaşabiliriz insanlarla. Çünkü çok basit bir şey söyleyeyim. Örneğin Ayşe Barım’ın tahliyesi haberi bizi çok mutlu etmişti cezaevinde. Bir İBB bürokratımızla karşılaşmıştım koridorda seslenerek uzaktan Ayşe hanım tahliye olmuş Rıza Can diye seslenmişti. Ben de bir sevindim tanımasam da neticede orada sevinebiliyorsun ve şey dedim başkanım İBB değil ki hani evet çıkabiliyor. ‘Ya öyle deme dedi buradan çıkılabiliyormuş bunu hissettik’ dedi. Ben de böyle bir umut oldu. İlk çıkan tahliye olan ilk siyasiydim daha sonra Ahmet Özer hocamız çıktı. Ama çok değerli bir söz var. Gerçekten kalbimizin yarısı orada hani aynı acıları yaşayan insanlar akraba olmuş derler ya. Biz o insanlarla Ekrem Başkanımızdan, şoför arkadaşımıza koruma arkadaşımıza kadar hepimiz bir aile bağı oluşturduk. Tabii bu Aile Dayanışma Ağı’da çok önemli bir oluşum. Dilek Hanım’ın başlattığı Suat Özçağdaş vekilimizin başında olduğu. Çok önemli bir süreç.

“Allah bize iktidar olacağı nasip etmesin”

Ben 12 metrekarelik bir hücrenin içindeydim. Herkes anlam veremiyordu nasıl geçiyor günlerin ne yapıyorsun. Daha da zor olanı var. 30 kişilik 40 kişilik hücrelerde şoför arkadaşlarımız koruma arkadaşlarımız 60 kişilik 70 kişilik hücrelerde bürokrat arkadaşlarımız kişilerin içinde kalıyorlar. Bu çok acı şeyler yaşattırıyorlar. Çıkan Esenyurt’ta bir arkadaşımız vardı bürokrat. Anlattı mahkemede tüylerimiz diken diken oldu bu zulmü, haketmiyoruz bizde bu vatanın evlatlarıyız. Çok üzüldük, çok acı çektik. En kötüsü mesela en üzüldüğüm oğlum. 5 yaşında bir evladım var Özgür ismi. Cezaevine geldiğinde ufak bir kabine alıyorlarmış, üstünü arıyorlarmış orada tek başına ve o şekilde yanıma geliyormuş. Bu duyguları yaşadığı için zoruna gidiyor insanın. Ama çıktığım günden beri en büyük duam bir gün biz bu memleketi yöneteceğiz, bize yaşatmayacağız bu zalimliklerin hiçbirini size yaşatmayacağız. Eğer biz birazcığını yaşatırsak Allah bize iktidar olacağı nasip etmesin en büyük duamız bu.

Biz bu memlekete barış getirmek istiyoruz, huzur getirmek istiyoruz, refah getirmek istiyoruz, hürriyet getirmek istiyoruz. O yüzden son söz olarak da şunu söyleyeyim. Çıktığımdan beri işte 30 Ekim’de tahliye oldum. Ortalarda gözükme, Tweet atma, sağa sola gitme tarzında uyarılar yapıyor hem aile yakınlarımız, büyüklerimiz, siyasi abilerimiz. Çok net bir şey söyledim hatta paylaşımda yaptım. Biz orada gecenin en karanlığını gördük. Korkuyu böyle en çok hissedecek insanlardan biriydik ama bugün korkan, bugün boyun eğen bugün yolundan dönen evlatlarının geleceğine ihanet eder. Biz evlatlarımızın geleceğine ihanet etmeyeceğiz ve Türkiye’nin cumhurbaşkanı olarak Ekrem İmamoğlu ile birlikte Çankaya’da kutlu bir yürüyüş yapacağız, Anıtkabir’e gideceğiz. Ve milyonlarla beraber ‘Biz geldik Paşam’ diyeceğiz, Cumhuriyet’i kurtardık diyeceğiz. En büyük hayalimiz, en büyük hedefimiz bu. Bugün göreve dönmemiz engelleniyor. Hiç önemli değil. Bizim yaşımız daha çok genç. Ben 9’No’lunun en genciydim. Mücadeleyi asla bırakmıyorsunuz ve mutlaka kazanacağız”

Büyükçekmece Belediye Başkan Yardımcısı Rıza Can Özdemir’in avukatı Kerem Donat ise şunları söyledi:

“Sürecin ilk başıyla bugün arasında aslında pek bir fark yok”

“Öncelikle son aşama olarak geçtiğimiz ay ikinci duruşmamızı gördük. İstanbul 36’ıncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde. İlk celsede verilen tahliye kararının akabinde yurt dışına çıkış yasağı konulmuştu. Fakat ikinci duruşmada yurt dışı çıkış yasağı da kaldırıldı ve bunun ardından da dijitallerinin yani el koyulan telefonunun geri verilmesini, aynı zamanda vareste dediğimiz yani duruşmalara katılmasının zaruri olmadığı nitelenen karar verildi. Sürecin ilk başıyla bugün arasında aslında pek bir fark yok tek fark tutuksuz olarak yargılanmasına devam edilmesi. Fakat tabii her aşama kendi içerisinde yeni zorluklar yaratıyor. İlk aşama birincil olarak özgürlüğünün geri kazanması ve ailesine, görevine geri dönmesiydi ama geldiğimiz ikinci aşamada kendisi de bahsetti az evvel ama tekrar etmek ve altını çizmekte fayda görüyorum. Büyükçekmece Meclis Üyesi olma sıfatına sahip oldu 2019 yılında Beşiktaş Belediyesi’nde yapılan bir meşale alımı işiyle ilgili meşale alma yetkilisinin Beşiktaş Belediyesi’nin müdürlüğü, meşale alan kurumların da başka bir şirketler olduğu bir ortamda sanki idari yetkili veya ihale alan kişiymiş muamelesi görüp ve hatta bunun da altını çizmek istiyorum.

“İBB meclis üyeliği ve Büyükçekmece meclis üyeliği görevlerinden uzaklaştırılması kararını devam ettiriyor”

Gözaltı işlemleri yapıldığı sırada dönemin kültür müdürü tarafından vekilli tarafından daha doğrusu kamu zararı olduğu düşünülen miktar da belediyeye ödenmek suretiyle aslında bu da yok edilmek suretiyle devam ederken bir tutuklama yaşadı. Geldiğimiz noktalarda belediye kanununun 47’inci maddesi ve anayasanın 127’inci maddesine binaen İçişleri Bakanlığı ve Valilik görevi nedeniyle işlediği suç olarak yorumlayarak İBB meclis üyeliği ve Büyükçekmece meclis üyeliği görevlerinden uzaklaştırılması kararını devam ettiriyor. Bu karar teknik olarak tutuklu olan birisinin görevini ifa edemeyeceği açısından doğru bir karar. Ama artık tutukluluk hali sona ermiş ve rahatça toplumun içerisinde vakit geçirebilen, gezebilen, özgürlüğünün tamamen eline almış, hatta yurt dışına gidebilen birisinin görevine iade edilememesinin mantığını anlayamadığınız sebebiyle biz bu dava açtık ve şimdi yürütmeyi durdurma kararına ilişkin yakındır yani bugün belki yarın karar bekliyoruz. İstanbul 19 İdare Mahkemesinden.

“Şikayetçi kişi açıkça ben Rıza Can Özdemir’i tanımıyorum dedi”

Bu kararda beklentimizin yürütmeyi durdurmamasının sebebi. Evet, ilgili kanun maddeleri, kişiyi görevine iade edilmesinin soruşturma ve kovuşturma aşamasında engelleri olduğunu söylüyor ama işlenilen suçun göreviyle ilgili olması nitelemesi yapıyor kanun. Bu konuda da Anayasa Mahkemesi’nin ve İnsan Hakları Mahkemesi’nin bu görevi görevden alma, daha doğrusu bizim tırnak içinde kayyum uygulaması olarak da değerlendirdiğimiz konunun ölçülü ve demokratik ilkelere uygun olması gerekliliğini altını çiziyor. Aslında bu görevden almanın ve başka bir şekilde kayyum atamanın sebebi, makamı korumak. Yani siz bir tutuklu kişiyseniz doğal olarak görevinizi ifa edemeyeceğiniz için açığa alınıyorsunuz. Bu görev sebebiyle kendisine verilmiş haklardan faydalanamayacağınız için alıyorsunuz ama geldiğimiz noktada tutuksuz yargılanan hatta dosyada da yani öyle bir duruşma yaşadık ki şikayetçi kişi açıkça ben Rıza Can Özdemir’i tanımıyorum dedi şikayet eden, burada bir usulsüzlük olduğunu iddia eden kişi ben Rıza Can Özdemir’i tanımıyorum dedi. İlgili müdürler, teslim alma işlemlerini yapan, fatura kesen, ödeme çıkan müdürler biz Rıza Can Özdemir’i tanımıyoruz dediler. Sadece o da siyasi sebeplerle şu anda belediye başkan yardımcısı olan başkaca bir siyasinin ve o zamanki Özel Kalem Müdürünün tanışıklığı olması durumu söz konusu. Bu da siyaseten zaten tanışıklık olma sebebiyleydi.

“Kısa bir zamanda görevleri iade edileceğini düşünüyorum”

Geldiğimiz noktada görevinden hiçbir alakası olmayan bir yargılamanın içinde bulan bir kişinin görevine dönmemesi bize şu korkuyu yaratıyor. Hukuk güvenliği yoksa bir meclis üyesi yarın hızlı araç kullandığı sebebiyle veya başkaca bir basit bir sebeple yargılandığı bir noktada belediye meclis üyeliği görevinden alı mı konulacak? Görevden mi alınacak? Ve bu da seçmenin biz vatandaş olarak da seçmenin iradesinin birtakım alengirli kararlarla askıya alınması manasını taşıyor. En önemli şeyin hukuk güvenliği olması gereken bir ortamda ki yaşadığımız coğrafya açısından da en önemli şeyin adalet ve hukuk olduğunda ortaya çok net bir şekilde çıkmışken bu yaşananların küçük bir hukuksuzluk bu da giderilir olarak görülmemesi gerektiği kanaatindeyim. O sebeple yani yargılamayla ilgili istikamet vermek maksadı taşımıyorum ama gördüğüm kadarıyla beraat alacağımız bir sürecin sonuna geliyoruz. Mahkemenin beklediği birkaç evrak kaldı. Onların sonrasında Cumhuriyet Savcısı’nın mütalaasını vereceğini düşünüyorum. Bu mütaladan da bir beraat algısı olacağını öngörüyorum. Tabii ki hazırlıklıyız aksine de. Ama yargının tarafsız ve bağımsız olduğuna inanmak istiyorsak böyle olması gerektiği kanaatindeyim. Geldiğimiz noktada da kısa bir zamanda görevleri iade edileceğini düşünüyorum. Umarım bu tip hukuksuzluklar başkaca siyasi iletişim referans olmaz”