ZEHRA DEĞİRMENCİ / SİBEL KAHRAMAN
Uludağ Milli Parkı sınırlarında bulunan yaklaşık 2 bin hektarlık alanın Uludağ Alan Başkanlığı’na devredilmesi, Bursa’da meslek odaları ve çevre örgütleri tarafından protesto edildi. KESK Dönem Sözcüsü Fikret Gizir, “Uludağ Alan Başkanlığı Kanunu gerekçe gösterilerek alan sınırlarının milli park statüsünden çıkarılması, diğer alanların da Alan Başkanlığı’na devri ve ardından milli park alanının daha da daraltılmasına ve hatta sonlandırılmasına neden olacağı kaygısını taşımaktayız. Sözümüz bitmedi, Uludağ’ın korunmasına ilişkin tüm gücümüzle mücadelemize devam edeceğiz” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla 15 Temmuz 2023 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan kararla Uludağ Milli Parkı sınırlarının Uludağ Alanı sınırları ile çakışan kısımlarının milli park vasfı kaldırılmış ve bu alanda milli park iş ve işlemlerini yürütmek üzere ilgili idarelere tahsis edilmiş olan taşınmazlar Uludağ Alan Başkanlığı’na devredilmişti.
Bu karar, Bursa’da meslek odaları ve çevre örgütleri tarafından tepkiyle karşılandı. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Bursa İl Koordinasyonu, Türkiye Ormancılar Derneği, Doğayı ve Çevreyi Koruma Derneği (DOĞADER), Tarım Ormancılık Hizmet Kolu Kamu Emekçileri Sendikası ve Bursa Barosu’nun bugün ortak düzenlediği basın açıklamasına CHP Bursa Milletvekilleri Nurhayat Altaca Kayışoğlu, Prof. Dr. Kayıhan Pala, Hasan Öztürk ve Orhan Sarıbal da destek verdi.
Ortak basın açıklamasını okuyan KESK Dönem Sözcüsü Fikret Gizir, Uludağ’ın Türkiye’nin ilk ve en büyük kış doğa sporları merkezi ve 2 bin 543 metre yükseklik ile Marmara Bölgesi’nin en büyük dağı olduğunu söyledi. Uludağ’ın 1961 yılında Milli Park statüsüne kavuştuğunu, koruma kanunu ile korunan bir alan olduğunu ifade eden Gizir, “Geçtiğimiz hafta sonu yayınlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Uludağ Milli Parkı sınırlarının Uludağ Alanı sınırları ile çakışan kısımlarının milli park vasfının kaldırılmasına ve bu alanda milli park iş ve işlemlerini yürütmek üzere ilgili idarelere tahsis edilmiş olan taşınmazların Uludağ Alan Başkanlığı’na devredilmesine karar verilmiştir” dedi.
“BURSA’NIN KAYNAKLARI KORUNAMAYACAK”
Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler gereği Uludağ’ın milli park statüsünde kalması gerektiğini vurgulayan Gizir, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Uludağ Milli Parkı’nın Alan Başkanlığı’na ayrılan kısmının milli park statüsünün kaldırıldığı bugünden itibaren, milli parkın kaynak değerlerini oluşturan endemik bitki ve hayvan çeşitliliği ve Bursa’nın yaklaşık yüzde 90 oranında içme suyunu karşılayan su kaynakları yeteri kadar korunamayacaktır. Alan Başkanlığı’nın yönetiminde olan saha, büyük oranla Uludağ Milli Parkı Gelişme Planı’na göre Uludağ’a özgü endemik türleri ihtiva eden ‘mutlak koruma alanı’ sınırları içerisinde yer almaktadır. Mutlak koruma alanları, 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu ve Yönetmeliği’ne göre bilimsel araştırmalar dışında hiçbir faaliyete izin verilemeyen ve insan etkisinin yasaklandığı alanlardır. Uludağ Milli Parkı’nda bin 200 hektarlık alanda turizm merkezi ilan edilmesine yönelik üçüncü işlemin iptaline ilişkin Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu’nun 06.06.2003 tarih kararının gerekçesinde, Uludağ Milli Parkı’nın bir ekosistem olarak ele alınıp bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiği, yapılan turizm merkezi ilanı ile parçalı bir yönetim planlamasının oluştuğu, bu ilan doğrultusunda yörede gerçekleştirilmesi düşünülen faaliyetler ile çevre ve doğada olumsuz etkilere sebebiyet verebileceği belirtilmektedir. Alan Başkanlığı’nın kurulması ile benzer gerekçe ile bu işlem de iptal edilebilecektir. 2006 yılında Uludağ Milli Parkı 1. Gelişim Bölgesi sınır dışına çıkarılmış olup, bu işleme Danıştay 10. Daire’ce yürütmeyi durdurma kararı verilmiştir. Alan Başkanlığı’yla beraber, benzer şekilde bu işlem de iptal edilebilecektir.”
“KARAR, SERMAYENİN FAYDASINADIR”
Alan Başkanlığı’nın neoliberal politikaların ormancılık alanına tezahürü olduğunu kaydeden Gizir, “Uludağ Milli Parkı sınırları içerisinde verilen turizm izinleri ve yapılan turizm kiralamalarına konu tesis gelirleri tabiat ve biyolojik çeşitliliğin korunması ile ziyaretçilerin temel ihtiyacına yönelik korunan alanların alt ve üstyapı tesislerinin finansmanında kullanılmaktayken ve kamu yararı gözetilirken yeni politikalarla sermayenin tesisleşmesine ve bu tesislerden de parası olanın faydalanacağı bir düzene geçilecektir” diye konuştu.
Belirlenen alanın mevzuat gereği daha önce orman muhafaza memurları vasıtasıyla korunduğuna değinen Gizir, yeni düzenlemeyle koruma işlemlerinin kimler tarafından yapılacağına dair yasal düzenleme yapılmaması nedeniyle alanın koruma işlemlerinin sekteye uğrayacağını dile getirdi. Gizir, “Uludağ Milli Parkı yönetimine ilişkin gerek Orman Genel Müdürlüğü gerekse Uludağ Milli Park Müdürlüğü’nde, koruma ve yönetimine ilişkin bilgi ve birikim ile bu kapsamda bir kamusal hafıza bulunmaktadır. Alan Başkanlığı kurulması durumunda, bu bilgi ve birikimin oluşacağı süreye kadar alanın korunması ve yönetimine dair iş ve işlemler aksayabilecektir” dedi.
“MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ”
Alan Başkanlığı’nın kurulmasıyla beraber Uludağ’da milli park, doğal sit alanı gibi koruma statülerinin ortadan kalktığını vurgulayan Gizir, doğal kaynakların korumasız kalacağını ve hassas olan ekosistemin tamamen yok olacağını, su kaynaklarının zarar göreceğini, Bursa tarımının ve yerleşim alanlarının Uludağ’dan gelebilecek sellere maruz kalabileceğini öngördüklerini ifade etti. Gizir, sözlerini şöyle noktaladı:
“Uludağ Alan Başkanlığı Kanunu gerekçe gösterilerek alan sınırlarının milli park statüsünden çıkarılması, diğer alanların da Alan Başkanlığı’na devri ve ardından milli park alanının daha da daraltılmasına ve hatta sonlandırılmasına neden olacağı kaygısını taşımaktayız. Sözümüz bitmedi, Uludağ’ın korunmasına ilişkin tüm gücümüzle mücadelemize devam edeceğiz. Bu kentin çevre örgütleriyle beraber, yapılaşmaya ilişkin alınacak tüm kararları yargıya taşıyacağız.”
“KARARA EVET OYU VEREN VEKİLLER BURSALILARIN YÜZÜNE NASIL BAKACAK”
Açıklamada konuşan CHP Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, şöyle konuştu:
“Tam da Uludağ’a bakarak böyle bir toplantının içerisinde olmak, aslında bir yandan öfke dolu, bir yandan da hüzünlü olmamızı gerektiriyor. Öyle anlaşılıyor ki kamu kaynaklarının uluslararası sermayeye transferi sürecinde Bursa ve Uludağ da payına düşeni alıyor. Büyük ihtimalle de Körfez sermayesine aktarılacak bir kamu kaynağı olarak tarihte anılacak bizim sevgili Uludağ’ımız. Şunu söylemek gerekir; Meclis’te bu kanun yasalaşırken buna evet oyu veren özellikle Bursalı vekiller, Bursa’daki yurttaşların gözlerine nasıl bakacaklar, nasıl bakıyorlar, gerçekten merak içindeyim. Çünkü Uludağ Milli Parkı’nın milli park olmaktan çıkartılması tamamen bir utanç vesikasıdır. Kimin bu utanç vesikasında katkısı varsa tarih onları affetmeyecektir. Biz de tarih onları affetmesin diye elimizden geldiğince bunu gündemde canlı tutacağız. Anayasa Mahkemesi’nde görülecek bu davaya Bursa sivil toplumunun, akademisyenlerinin, meslek odalarının da katılımıyla yeni bir heyecan ve güç katmak niyetindeyiz. Bugüne kadar bu kentte yaşayanların sağlığı ve mutluluğu için nasıl mücadele ettiysek bundan sonra da aynı şekilde dayanışmayla hep birlikte bu mücadeleyi sürdüreceğiz.”
“BURSALILAR ULUDAĞ’A SAHİP ÇIKMADI”
Konuşmasına daha önce Alan Başkanlığı kararıyla ranta açılan Kapadokya örneğiyle başlayan CHP Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu, şunları söyledi:
“Daha önce kurulan alan başkanlıklarında Kapadokya’nın ne hale geldiğini hepimiz gördük. Uludağ hakikaten hem üç iklim kuşağının kesiştiği bir noktada hem kendine özgü hem ülkemize özgü bitki ve canlıların, kuş türlerinin, hayvanların olduğu bir alan. O yüzden milli park olarak kalması çok daha önemli. Dünyada da uygulaması olmayan bir şeyi uydurup Alan Başkanlığı adı altında sırf rantı açmak için ülkemizde böyle bir uygulama getirdiler ve bunu yargı kararlarıyla aşamadıkları, ranta açamadıkları yerleri kanun aracılığıyla Meclis’teki çoğunluklarını kullanarak ranta açmak istediler ve açtılar. Tabii üzgünüz, Meclis’teki çoğunluklarıyla bu yasayı geçirdiler. Bu konuda hem Bursa’daki çevre örgütleri hem bütün Türkiye’deki doğaya duyarlı dostlarla birlikte mücadele ettik bizler de. Fakat maalesef bunu da belirtmek istiyorum ki Bursa halkı bu mücadeleye yeterince sahip çıkmadı. Buradan bir kez daha bu dağa sahip çıkmaları için çağrıda bulunuyorum. Çünkü Uludağ, bizlerin ve bütün Türkiye’nin hem temiz su kaynağı hem buradaki oksijenimiz yani yaşam kaynağımız. Hele hele şu sıcak günlerde, iklim krizinin hakim olmaya başladığı böyle bir dönemde doğanın korunmasının ne kadar önemli olduğunu; ağaçların, bitkilerin ve doğanın dengesinin korunmasının gerektiğinin ne kadar önemli olduğunu bizzat yaşayarak görüyoruz. Bizler mücadelemizi verdik, vermeye devam edeceğiz. Söylendiği gibi, Anayasa’nın bize verdiği yetkiyle bu kanunun iptal edilmesi için Anayasa Mahkemesi’ne götürdük. Anayasa Mahkemesi’nde de iptal edilmesini bekliyoruz. Sürecin takipçisiyiz. Alınan her idari işlemde de yine idari yargı yolu açıktır. Bununla ilgili de demokratik kitle örgütlerimizle birlikte olacağız.”
Bursa
ANKA Haber Ajansı

