Hilal Solmaz
(ANKARA) – Ankara’nın kültürel hayatında önemli bir yere sahip olan Dost Kitabevi, yalnızca bir kitapçı değil, aynı zamanda bir buluşma noktası. Yayıncı, Türkiye Yayıncılar Birliği Genel Sekreteri Nazlı Berivan Ak, yazıp yönettiği “Dost: 49 Yılın Hikâyesi” belgeselini ve bağımsız kitabevlerinin karşı karşıya olduğu zorlukları ANKA Haber Ajansı’na anlattı.
Ankara’nın kültürel belleğinde önemli bir yeri olan Dost Kitabevi, neredeyse yarım asırdır yalnızca kitapların değil, fikirlerin ve karşılaşmaların da dolaşıma girdiği bir mekân. “Dost: 49 Yılın Hikâyesi” belgeseli ise bu hafızanın izini sürüyor. Belgesel, bir kitabevinin hikâyesini anlatmanın ötesinde bağımsız yayıncılığın, kitapçı kültürünün ve şehirlerin kültürel yaşamında kamusal mekânların nasıl kurulduğunu da hatırlatıyor. Belgeselin yönetmeni yayıncı ve Türkiye Yayıncılar Birliği Genel Sekreteri Nazlı Berivan Ak, Dost Kitabevi’nin Ankara’nın düşünce hayatındaki yerini ve bugün bağımsız kitabevlerinin karşı karşıya olduğu eşitsiz rekabet koşullarını anlattı.
Dost Kitabevi’nin hikâyesi aslında bir kitabevinin ötesinde Ankara’nın kültürel hafızasını da anlatıyor. Bu belgeseli çekerken sizin için asıl mesele bir mekânın hikâyesi miydi, yoksa bir dönemin entelektüel atmosferini yakalamak mı?
Mekânlar şehri şekillendirdiği kadar insanı da şekillendiriyor. Bir kitapçının mimarisi, ışıklandırması, raf düzeni, eğilip kitabı yerinden çıkarmakla uzanıp istediğin kitabı almak arasındaki fark… Bunların hepsi okurluğu, kitapla ilişkiyi, kitap ve okuma görgüsünü biçimlendiriyor. Gaston Bachelard, Mekânın Poetikası adlı kitabında mekânı, geometrik bir ölçümden öte, insan ruhunun, anıların ve hayal gücünün sığınağı olarak tanımlıyor. Mekanlar bilinçaltımızın biriktiği, rüyalarımızın şekillendiği ve kişisel tarihimizin somutlaştığı, anlam yüklü adacıklar, sığınaklar, yuvalar. Dost Kitabevi de böyle bir yer. Duvarlarına, çalışanlarına sinmiş bir kültür var. Ankaralıların yolunun kesiştiği ilk durak; ilk kitaplarımızı, ilk video kasetlerimizi, ilk albümlerimizi aldığımız yer. Belgeselde amacım aslında bu mekânın kurucusu ve hayal edeni Erdal Akalın’ı tanımak ve tanıtmaktı. Çünkü mekân ile onu kuran insanın birbirine böylesine benzemesi beni çok etkiliyor. Bir anlamda mekân insanın karakterinin bir uzantısı ve Dost ancak Erdal Akalın ile anlaşılabilir.
Bağımsız kitabevleri bugün büyük zincirler ve dijital satışlar karşısında zor bir dönemden geçiyor. Bu belgesel sizce sadece bir hatıra kaydı mı, yoksa bağımsız kültür mekânlarının önemine dair bir çağrı mı?
İkisi de. Bir yandan bir hafıza çalışması. Çünkü arşivlemenin, hatırlamanın, hafızayı aktarmanın çok da güçlü olmadığı bir coğrafyada yaşıyoruz. Üstelik teknoloji bu durumu daha da karmaşık hale getirdi. Anın binlerce fotoğrafı, videosu, ses kaydı var ama paradoksal biçimde gerçek hikâyeler bu gürültünün içinde kaybolabiliyor. Bu anlamda 40 dakikalık filmim bir hatıra kaydı; bir mekânın, bir dönemin ve o dönemi kuran insanların hafızasını tutma çabası. Diğer yandan Dost: 49 Yılın Hikâyesi, açık bir çağrı. Çünkü bağımsız kitabevleri zor bir dönemden geçiyor. Yıkıcı indirimlere karşı onları koruyan bir düzenleme yok, haksız bir rekabet ortamının içindeler ve çoğu zaman kazanmaları mümkün olmayan bir yarışa zorlanıyorlar. Bu film biraz da şunu hatırlatmak için var: Kitabevleri sadece satış noktaları değil, şehirlerin kültürel damarları. Onları kaybedersek sadece bir dükkânı değil, bir kamusal kültür alanını da kaybedeceğiz.
Kitabevleri çoğu zaman yalnızca kitap satılan yerler değil, fikirlerin dolaşıma girdiği küçük kamusal alanlardır. Sizce Dost Kitabevi’nin Türkiye’deki düşünce ve kültür hayatına bıraktığı en önemli iz nedir?
Filmde yalnızca kitabevini değil, Dost Yayınevi’ni ve Dost Dağıtım’ı da anlatıyorum. Bu yüzden bıraktıkları izi tek bir mekân üzerinden değil, bir yayıncılık ekosistemi olarak düşünmek gerekiyor. Dost’un en önemli katkılarından biri bağımsız yayıncılığı desteklemesi ve gerçekleştirmesi. Gezi kitaplarıyla, kültür kitaplarıyla, dünya edebiyatı seçkisiyle başka türlü bir yayıncılığın mümkün olduğunu yıllar önce okura ve yayıncıya göstermesi. Bugün “longseller” dediğimiz, her dönemde okurunu bulan ve kültürel değeri zamanla büyüyen kitapların en iyi örnekleri Dost’tan çıktı. Dağıtım tarafında da çok önemli bir rol oynadılar. Büyük sistemlerde alan bulamayan, vitrinde yer bulamayan butik yayınevlerine görünürlük sağladılar. Bu da Türkiye’de yayıncılığın çeşitlenmesine ciddi katkı yaptı. En kalıcı izleri ise kitabeviyle ilgili. Dost, okumayı ve kitap seçmeyi gündelik hayatın doğal bir parçası haline getirdi. Raf eşelemeyi, kitapçıda vakit geçirmeyi, kitapçıda sosyalleşmeyi neredeyse kendiliğinden bir kültüre dönüştürdü. Bugün Türkiye’de okuma kültürünü geliştirmek için çalışan herkes için Dost modeli hâlâ çok önemli ipuçları taşıyor.

