Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Berlin’in Kalbinde bozkırın sesi: U2 tren hattında Neşet Ertaş tınısı

Berlin’in simge yapılarından biri olan U2 metro hattı, her gün on binlerce yolcuyu şehrin kalbindeki Schöneberg semtinden taşıyor. Ancak Bülowstrasse istasyonunun girişinde duran mütevazı bir plaket, yolcuları 1970’lerin sonuna, bağlamanın tınısının rayların sesine karıştığı o yıllara götürüyor. “Bozkırın Tezenesi” Neşet Ertaş’ın gurbet yıllarına tanıklık eden bu durak, artık sadece bir ulaşım noktası değil, bir hafıza mekânı.

Berlin’in simge yapılarından biri olan U2 metro hattı, her gün

Hilal Solmaz

(İSTANBUL) – Berlin’in simge yapılarından biri olan U2 metro hattı, her gün on binlerce yolcuyu şehrin kalbindeki Schöneberg semtinden taşıyor. Ancak Bülowstrasse istasyonunun girişinde duran mütevazı bir plaket, yolcuları 1970’lerin sonuna, bağlamanın tınısının rayların sesine karıştığı o yıllara götürüyor. “Bozkırın Tezenesi” Neşet Ertaş’ın gurbet yıllarına tanıklık eden bu durak, artık sadece bir ulaşım noktası değil, bir hafıza mekânı.

Almanya’ya 1970’li yılların sonunda sağlık sorunları ve ekonomik zorluklarla gelen Neşet Ertaş, Berlin’de sessiz ama derin izler bıraktı. O dönem kapatılan ve bir pazar yerine dönüştürülen Bülowstrasse istasyonundaki “Türkischer Basar” (Türk Pazarı), Ertaş’ın açtığı saz dükkânıyla Anadolu’nun Avrupa’daki kültürel karargâhı haline gelmişti.

O küçük dükkân sadece bir ticarethane değil; fabrika vardiyasından çıkan işçilerin dertleştiği, memleket hasretinin bir kadeh çay ve bir bozlakla dindirildiği, bağlamanın elden ele gezdiği bir vaha gibiydi.

O yıllarda Berlin Duvarı’nın gölgesinde yaşayan Türk toplumu için Ertaş’ın varlığı, yabancı bir coğrafyada aidiyet kurmanın en güçlü yoluydu. Ertaş, Berlin’in soğuk beton binaları arasında, Kırşehir’in tozlu yollarını ve Anadolu’nun samimiyetini ilmek ilmek işledi. Çevresindekilere göre o sadece bir sanatçı değil, gurbetin diliydi.

“Burada sazın teline vurduğumda, sesi ta memleketteki babamın mezarına gidiyor gibi gelirdi” sözleriyle gurbeti tanımlayan usta, Berlin’de geçirdiği uzun yıllar boyunca yüzlerce genci yetiştirdi, binlerce kalbe dokundu.

2024’te Gelen Vefa: Tarih Plaketle Canlandı

Yıllar içinde “Türkischer Basar” kapandı, dükkânlar el değiştirdi ve Schöneberg semti soylulaşarak bambaşka bir kimliğe büründü. Ancak Berlinli sanatseverlerin ve yerel yönetimlerin girişimiyle 2024 yılında istasyona asılan anı plaketi, bu kültürel mirası resmileştirdi.

İstasyondan geçen Alman gençleri ve turistler, bugün bu plaket sayesinde bir zamanlar burada dünyanın en büyük halk ozanlarından birinin yaşadığını öğreniyor. Plaket, göçün sadece iş gücü değil, aynı zamanda ruh ve sanat taşımak olduğunu kanıtlıyor.

“Ozanın Ruhu Hala Burada”

Eski esnaflardan biri olan ve o yılları hatırlayan emekli işçi Ahmet Yılmaz, duygularını şöyle dile getiriyor:

“Tren her geçtiğinde o demir sesi bize acı verirdi ama Neşet Abi sazı eline alıp bir ‘Zahidem’ dedi mi, o gürültü kesilir, dünya dururdu. Bu plaket, bizim burada yabancı değil, ev sahibi olduğumuzun da bir nişanesi.”

Berlin sokakları değişse de Neşet Ertaş’ın Bülowstrasse’ye bıraktığı o “ince sızı” hiç geçmeyecek.