(ANKARA) – Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, mevcut ulaştırma ağlarının tek başına yeterli olmadığını belirterek, “Alternatif, güvenli, hızlı ve kesintisiz güzergâhların geliştirilmesi artık bir tercih değil, zorunluluk hâline geldiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu anlayışla geliştirdiğimiz Orta Koridor, Asya ile Avrupa arasında en kısa, en güvenli, en öngörülebilir ve en ekonomik güzergâhlardan biri olarak öne çıkmaktadır. Kalkınma Yolu Projesi ise Basra Körfezi’nden başlayarak Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanan yeni bir doğu–batı ve kuzey–güney bağlantısı tesis etmeyi hedeflemektedir. Bu proje, Orta Doğu ile Avrupa arasında kesintisiz bir kara ve demiryolu hattı oluşturarak, ulaştırma sürelerini kısaltacak ve maliyetleri düşürecektir” dedi.
Uraloğlu, İstanbul’da düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) 2. Ulaştırma Bakanları Konferansı’na katıldı.
Uraloğlu, burada yaptığı konuşmada, ne yazık ki bugün İslam coğrafyasının farklı bölgelerinde derin insani acılar yaşandığını belirtti. Özellikle Filistin’de yaşananların herkesin vicdanını derinden yaraladığını ve uluslararası sistemin adalet, hakkaniyet ve insan onuru temelinde işleyişine dair ciddi soru işaretleri doğurduğunu ifade eden Uraloğlu, “İslam medeniyetinin temel değerleri ve Kur’an-ı Kerim’de yer alan ilkeler, mazlumların korunmasını, adaletin ve dayanışmanın esas alınmasını bizlere ortak bir sorumluluk olarak yüklemektedir” dedi.
Türkiye’nin ulaştırma vizyonunu “yol medeniyettir” anlayışı üzerine inşa ettiklerini söyleyen Bakan Uraloğlu, “Bu anlayışa göre yol, yalnızca fiziki bir altyapı değildir. Yol demek dünyayla bütünleşme demektir. Üretimin pazarlara erişmesi, ticaretin serbestçe akması ve toplumların birbirine daha güçlü bağlarla bağlanması demektir. Bu anlayış, son 20 yılı aşkın sürede hayata geçirdiğimiz ulaştırma politikalarının temelini oluşturmuştur. Bu kapsamda Türkiye, sahip olduğu coğrafi konum, gelişmiş altyapısı ve çok modlu lojistik kapasitesiyle bugün küresel ticaretin vazgeçilmez merkezlerinden biri hâline gelmiştir” diye konuştu.
“Deniz ticaret filomuzu dünya sıralamasında sınıf atlattık”
Yapılan projelerden bahseden Uraloğlu, şunları söyledi:
“Marmaray’dan Avrasya Tüneli’ne, İstanbul Havalimanı’ndan Yavuz Sultan Selim, Osmangazi ve 1915 Çanakkale Köprüleri’ne; İzmir-İstanbul, Ankara-Niğde ve Kuzey Marmara Otoyolları’na kadar dev projeleri birbiri ardına hayata geçirdik. Bölünmüş yol ağımızı 6 bin 101 kilometreden 30 bin kilometrenin üzerine, otoyol ağımızı bin 714 kilometreden 3 bin 796 kilometreye çıkardık. Demiryolu ağımızı yaklaşık 11 bin kilometre olan demiryolu ağımızı 14 bin kilometreye yükselttik ve sıfırdan 2 bin 251 kilometre hızlı tren hattı inşa ettik. Aktif havalimanı sayımızı 26’dan 58’e, dış hat uçuş noktalarımızı 50 ülkede 60’tan 133 ülkede 356’ya taşıdık. Türk deniz ticaret filomuzu dünya sıralamasında sınıf atlattık ve denizcilikte lider ilk 10 ülke arasında yerimizi aldık. Bu yatırımlarımız üretime 1 trilyon dolar katkı sağlamış, yıllık ortalama 1 milyonun üzerinde istihdam oluşturmuştur. Karayolu, demiryolu, havayolu ve denizyolunda eş zamanlı yürütülen bu yatırımlar sayesinde Türkiye’de entegre ve çok modlu bir ulaştırma sistemi tesis edilmiştir. Ancak bu altyapı hamlesini hiçbir zaman yalnızca ulusal bir başarı olarak görmedik. Bizim için esas hedef, bu altyapının bölgesel ve küresel ulaştırma koridorlarının taşıyıcı omurgası hâline gelmesidir. Çünkü bugün ulaştırma koridorları, yalnızca malların taşındığı güzergâhlar değil; ticaretin, yatırımın ve refahın aktığı stratejik hatlardır.
Taşıma süreleri; maliyetleri ve riskleri önemli ölçüde artırmaktadır. Bu gelişmeler, mevcut ulaştırma ağlarının tek başına yeterli olmadığını; alternatif, güvenli, hızlı ve kesintisiz güzergâhların geliştirilmesinin artık bir tercih değil, zorunluluk hâline geldiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu anlayışla geliştirdiğimiz Orta Koridor, Asya ile Avrupa arasında en kısa, en güvenli, en öngörülebilir ve en ekonomik güzergâhlardan biri olarak öne çıkmaktadır. Kalkınma Yolu Projesi ise Basra Körfezi’nden başlayarak Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanan yeni bir doğu–batı ve kuzey–güney bağlantısı tesis etmeyi hedeflemektedir. Bu proje, Orta Doğu ile Avrupa arasında kesintisiz bir kara ve demiryolu hattı oluşturarak, ulaştırma sürelerini kısaltacak ve maliyetleri düşürecektir.
Sınır geçişlerinin kolaylaştırılması, gümrük süreçlerinin uyumlaştırılması ve dijital uygulamaların yaygınlaştırılması, bu koridorların gerçek anlamda işler hâle gelmesi açısından kritik önemdedir. Ayrıca, denize kıyısı olmayan üye ülkelerin deniz aşırı ulaştırma ağlarına etkin şekilde entegre edilmesi de ortak sorumluluğumuzdur.”
“Bugün ihtiyacımız olan temenniden icraata, deklarasyondan etkiye geçiştir”
Çok net bir şekilde öncelikleri belirlemenin gerekli olduğunu vurgulayan Uraloğlu, “Ulaştırma alanında iş birliğimizi öncelikle İİT bünyesinde daha yapılandırılmış ve sonuç odaklı bir zemine taşımamız gerektiğine inanıyoruz” dedi.
Ortaya koyulan metinler üzerinde mutabık kalınan kararların sahada sonuç üretir hâle getirilmesi gerektiğini söyleyen Uraloğlu, şöyle devam etti:
“Çünkü kurumsal itibarımızı büyütecek olan olgu, kabul edilen metinler değildir. Sınırda, ticarette, lojistikte ve vatandaşın günlük hayatında görünür hâle gelen uygulamalardır. Bugün ihtiyacımız olan temenniden icraata, deklarasyondan etkiye geçiştir. Bu hedefe ulaşmak için kurumlarımız arasında net ve tamamlayıcı bir görev paylaşımı tesis etmek zorundayız. Genel Sekreterliğin siyasi eşgüdüm rolü, ilgili komitelerin politika hazırlık kapasitesi, teknik kurumların uygulama desteği ve finans kuruluşlarının kolaylaştırıcı katkısı aynı hedefe hizalanmalıdır. Bu anlamda, İslam İşbirliği Teşkilatı, sahip olduğu coğrafi kapsama alanı, artan ticaret hacmi ve stratejik koridorları ile bizlere eşsiz bir platform sunmaktadır.
“Türkiye’nin bu konuda gerekli her türlü adımı atmasına ilişkin talimatları gereğince bunu çok önemsiyoruz”
Günümüzde, küresel ulaştırma sisteminde kara taşımacılığının stratejik rolü daha da belirginleşmiş; diğer ulaştırma modlarına kıyasla bu alandaki kurumsal iş birliği ihtiyacı çok daha güçlü şekilde hissedilir hâle gelmiştir. Bu çerçevede, 1987 yılında aldığımız karara dayanarak Türkiye’de İİT bünyesinde ‘Kara Ulaştırma Merkezi’ adıyla bir Uzmanlık Kuruluşu oluşturulması dahil, Birleşmiş Milletler’e Türkiye tarafından sunulan söz konusu belge çerçevesinde kara ulaştırması alanında küresel bir yapılanmanın tesis edilmesi aşamasında gerekli tüm adımların 2. İİT Ulaştırma Bakanları Konferansı Başkanı sıfatıyla Türkiye tarafından atılmasının kararlaştırılmasını; bununla birlikte gerekli belgelerin Genel Sekreterlik ile eşgüdüm içerisinde hazırlanarak 2028 yılında düzenlenecek Üçüncü İİT Ulaştırma Bakanları Konferansı’na sunulmasını öneriyorum. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın uluslararası platformlarda üyelerimiz arasında dayanışmanın artırılması ve Türkiye’nin bu konuda gerekli her türlü adımı atmasına ilişkin talimatları gereğince bunu çok önemsiyoruz.
Türkiye olarak, bu sürecin takibi ve uygulanması noktasında üye ülkelerle yakın iş birliği içinde kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz. Türkiye’nin dönem başkanlığı boyunca bizim mesajımız açıktır: daha fazla metin değil, sahada iz bırakan uygulama ve icraat. Daha fazla tekrar değil, gerçek anlamda eşgüdüm ve sinerji. Daha fazla temenni değil, daha fazla somut ve ölçülebilir sonuçlar. Bu anlayışla, İslam İşbirliği Teşkilatı artık yalnızca söz üreten bir platform olmaktan çıkarak; geleceğe yön veren, krizlerde ön safta duran ve sahada elle tutulur, gözle görülür karşılıklar doğuran güçlü bir işbirliği kalesi hâline gelecektir.”

