(ANKARA) – Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Bangladeş Dışişleri Bakanı Khalirur Rahman ile düzenlediği ortak basın toplantısında, “Türkiye her türlü provokasyona karşı direnecektir. Cumhurbaşkanımızın bu noktadaki iradesi kesindir. Türkiye bu devam eden savaşta yer almak istememektedir. Bu savaşın içinde sürüklenmemize biz kesinlikle karşıyız. Provokasyonlara gelmemek konusunda da tam bir irademiz mevcut. Bizim ülke olarak caydırıcılık kabiliyetlerimiz, askeri kabiliyetlerimiz son derece yüksek. Ama stratejik olarak düşündüğümüz zaman bizim gücü ne zaman ve nerede kullanacağımız konusunda her zaman için bir fikrimiz var” dedi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye’ye ziyarette bulunan bulunan Bangladeş Dışişleri Bakanı Khalirur Rahman ile Bakanlık’ta bir araya geldi. İki Bakan görüşmelerinin ardından ortak basın toplantısı düzenledi. Fidan, şöyle konuştu:
“Kendisi şubat ayında göreve başlamasının ardından ilk ikili ziyaretini Türkiye’ye yapıyor. Bu bizim için de çok kıymetli. Biliyorsunuz şubat ayında Bangladeş’te seçimler oldu. Uzun bir aradan sonra Bangladeş’in istikrarını nihayet sağlayacak çok önemli bir adım atılmış oldu. Bunun arkasından da hemen hükümet kuruldu. Biz tabii ki Bangladeş’teki bu istikrarlı süreci Türkiye olarak sonuna kadar destekledik. Bangladeş’in artık gerek İslam dünyasında gerek bölgesinde hak ettiği yeri alması gerektiğini düşünüyoruz. Bunun için de hep beraber çalışmaya devam edeceğiz.
“Bangladeş ile köklü ilişkilerimiz var”
Bangladeş ile bizim çok köklü ilişkilerimiz var. Çok değerli bir ortağımız bizim. Bengal halkının Balkan Harbi sırasındaki yardımları ve Kurtuluş Savaşımıza verdiği destek, bu tarihi kardeşliğin en önemli örnekleri arasında yer almıştır. Bugün de bu sağlam temeller üzerinde çok daha güçlü ve vizyoner bir ortaklık inşa etmeyi hedefliyoruz.
12 Şubat’ta gerçekleşen seçimler Bangladeş için çok önemliydi. Biz bu seçimler sonrasında yeni kurulan hükümetle gerçekten çok önemli şeyler yapacağımıza inanıyoruz. Ticaret, yatırım ve savunma sanayi gibi alanlarda atabileceğimiz çok adım var. Şu anda ikili ticari hacmimiz var olan potansiyeli çok fazla yansıtmıyor. Yani 1,3 milyar dolarlık bir ticaret hacmi var. Bunu yükseltmemiz gerekmekte. Uluslararası teşkilatlarda ortak duruşumuzu ve iş birliğimizi daha da güçlendirmek konusunda değerli kardeşimle mutabık kaldık. Güçlenen ortaklığımız Güney Asya’nın ve bölgemizin istikrar ve refahına da doğrudan katkı sağlayacaktır.
“Bangladeş 1 milyondan fazla Rohingya’ya ev sahipliği yaparak tarihi bir fedakarlık sergiliyor”
Krizin üzerinden yaklaşık 10 yıl geçmesine rağmen Rohingya Müslümanlarının maruz kaldığı trajedi ne yazık ki devam etmektedir. Bangladeş 1 milyondan fazla Rohingya’ya ev sahipliği yaparak tüm insanlık adına tarihi bir fedakarlık sergilemektedir. Bangladeşli kardeşlerimizin Rohingya Müslümanlarına gösterdikleri örnek misafirperverlik ve insani duruş takdire şayandır. Bizler de bu yükü paylaşmak, Rohingya’ların yaşadığı acıları hafifletmek ve Bangladeş’e destek olmak amacıyla yardımlarımızı hız kesmeden sürdürmekteyiz. Ülkemiz tarafından sağlanan insani yardımların toplam değeri 80 milyon dolara ulaşmış durumda.
“Bu savaşa bir an önce son verilmeli”
Bölgemizin istikrarı, güvenliğii huzuru ve refahı dış politikamızın temel öncelikleri arasında yer almakta. Ancak ne yazık ki savaşın tüm bölgeye yayıldığını endişeyle müşahede ediyoruz. Bu yıkıcı tablonun yalnızca bölgesel güvenlik ve insani boyutta kalmadığı, küresel ekonomik istikrarı tehdit ettiği de aşikardır. Bu gelişmelerin bölgemizde telafisi imkansız, kalıcı düşmanlıklara yol açmasından da endişe etmekteyiz. Bu savaşa bir an önce son verilmesi gerekmektedir.
Gelinen aşamada tüm tarafların diplomasi masasına dönmesi gerektiği, kalıcı çözüme ancak diyalog yoluyla ulaşılabileceği açıktır. Türkiye olarak gayretlerimizi tamamen bu yönde yoğunlaştırmış durumdayız. Barış ve istikrar yönündeki samimi gayretlerimiz sergilediğimiz anlayış ve yapıcı yaklaşım, milli güvenliğimizden zerre taviz vereceğimiz anlamına kesinlikle gelmemektedir. Biliyorsunuz, dün ülkemize yönelen bir füze daha havada etkisiz hale getirmiştir. Bu vahim hadise ile ilgili olarak İranlı muhataplarımızla doğrudan temas halindeyiz.
“Çatışma halinin temelinde yatan asıl sorunları görmezden gelemeyiz”
Bölgemizi saran bu çatışma halinin temelinde yatan asıl sorunları görmezden gelemeyiz. Çok uzun süredir Netanyahu hükümetinin yayılmacı politikalarının ve fundamentalist ideolojisinin bölgemizde neden olduğu kaosa ısrarla dikkat çekmekteyiz. İsrail’in bölgede kendi jeopolitik hesaplarını dış müdahaleler yoluyla dayatmasına göz yummamız mümkün değildir. Netanyahu hükümeti Gazze’de ateşkes ihlallerini sürdürmekte ve sahadaki insani durum her geçen gün ağırlaşmaktadır. İnsani yardımların kesintisiz ulaştırılması ve Gazzelilerin başta barınma olmak üzere temel ihtiyaçlarını karşılanması acil bir önceliktir. İsrail iki devletli çözümü sekteye uğratmak için Batı Şeria’da yeni bir oldu bitti yaratmaya yönelik adımlar atmaktadır. Batı Şeria’da yerleşen insanlar her gün Filistinli kardeşlerimizi şehit etmektedir.
“Mescid-i Aksa’nın ibadete kapatılması yeni bir infiali tetikleyebilecek tehlikeli bir adım”
Öte yandan İsrail’in Mescid-i Aksa’yı ibadete kapatması bölgemizde yeni bir infiali tetikleyebilecek son derece tehlikeli bir adımdır. Bu tehlikeli provokasyondan bir an önce vazgeçilmeli, insanlığın ortak sorumluluğu olan kutsal mekanlara gereken saygı gösterilmelidir.
İsrail Lübnan’ı da yeniden insani bir felakete ve kalıcı bir siyasi istikrarsızlığa sürüklemek istemektedir. Netanyahu’nun Hizbullahla mücadale bahanesiyle yeni bir soykırıma yönelmesinden açıkçası endişe duyuyoruz. Uluslararası toplumun İsrail’in işlemeye devam ettiği suçlar karşısında bir an önce harekete geçmesi gerekmektedir.
Bugün değerli Bakan kardeşimle beraber diplomasi akademilerimiz arasında iş birliğine yönelik mutabakat zaptını imzaladık. Bu mutabakat zaptıyla Türk ve Bangladeşli diplomatların iş birliğine yeni ufuklar kazandırmayı umuyoruz. Bangladeş uluslararası platformlarda mensubu bulunduğu farklı gruplarla son derece geniş bağlantılara sahip olan stratejik bir ülkedir. Küresel Güney’in güçlü bir sesi, Asya’nın önceliklerinin yetkin bir temsilcisi konumundadır. Kalkınma, iklim, barışı koruma ile göç yönetimi ve mültecilerin korunması gibi kritik konularda etkin rol oynamaktadır.
Türkiye çok taraflılığa inanan ve bunu güçlü biçimde destekleyen Bangladeş ile Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde öteden beri yakın temas ve iş birliği içerisindedir. Bu çerçevede değerli kardeşimin BM 81. Genel Kurul Başkanlığı görevine adaylığını da memnuniyetle karşıladık ve ülke olarak da destekliyoruz.”
“Türkiye ile dostane ilişkilerimiz var”
Bangladeş Dışişleri Bakanı Rahman, şunları kaydetti:
“Dışişleri Bakanı olarak ilk yurt dışı ziyaretim ve Sayın Başbakan en içten dileklerini, sevgilerini ve saygılarını Türkiye Cumhuriyeti halkına, Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ve size şahsen iletmemi istedi. Bizim Türkiye ile çok dostane ilişkilerimiz var. Bu ilişkiler 1000 yıldan bu yana devam ediyor. Müslüman toplumun şu anda Bangladeş olarak bilinen Bengal’in oluşumu aslında Türklerin çabalarıyla yüzyıllar önce başladı. Bizim tarihe dayanan bir kardeşlik bağımız var. Bu bağı güçlendirmeye devam ediyoruz.
Sayın Başbakanımız aslında benim aracılığımla sayın kardeşime bir mesaj iletti ve önümüzdeki beş yıl içerisinde ilişkilerimizin çok daha farklı boyutlara gideceğini ve birçok farklı alanda işbirliğini gerçekleştireceğimizi ifade etmemi istedi. Bu, savunma sanayinde üretim, eğitim, sağlık ve diplomasi alanında uluslararası ortamlarda iş birliğini de beraberinde getirecektir. Bu bağlamda vermiş olduğunuz destekten dolayı benim ve Bangladeş’in BM 81. Genel Kurulu Başkanlığı adaylığımı desteklediğiniz için teşekkür etmek istiyorum.
“Zamanın Asya zamanı olduğuna inanıyoruz”
Biz aslında artık zamanın Asya zamanı olduğuna inanıyoruz. Sizin de dediğiniz gibi Genel Kurul, BM’de en demokratik forum ve oradaki demokrasi aslında coğrafi temsil ile yönetiliyor. Yani her bölgenin kendi alanında bir liderlik, bir dönem başkanlığı oluyor. Şimdi Asya’ya sıra geldi ve Bangladeş özünde bir Asya ülkesi. Aynı zamanda biz bir güney ülkesiyiz. Dolayısıyla Türkiye’nin, diğer dost ülkelerin ve küresel güneydeki ülkelerin desteği gerçekten çok önemli olacaktır ve hep birlikte çok iyi bir biçimde çalışıp bu adaylığın başarılı olması için çalışacağımıza inanıyorum. Sizin desteğinize güveniyorum.
“Sonuçlarını ilk elden yaşadık”
Ülkeyi yönetme sorumluluğunu geçtiğimiz ay üstlendiğimizde aslında çok önemli bir dönemden geçiyorduk ve birdenbire Körfez’de bir çatışma başladı. Bu, sadece bölgedeki ülkeleri etkilemekle kalmadı. Aynı zamanda dünyanın geri kalanında da birçok ülkeyi etkiledi. Biz bunun sonuçlarını ilk elden yaşadık. Kendi halkımızdan dört kişiyi kaybettik Körfez ülkelerindeki hava saldırılarında. Yaralanan vatandaşlarımız da var. Dolayısıyla bu saldırılardan doğrudan etkilendik. Enerji piyasasındaki dalgalanmalar da bizi çok etkiledi. Deniz nakliyatının sürdürülebilmesinde önemli sorunlar yaşadık. Bütün bunlar dünyanın her yerinde bütün halkları etkileyecek sonuçlar getirecek. Biz bu çatışmanın en kısa zamanda sona ermesini ve tarafların tamamının müzakere masasına geri dönüp diplomasiye bir şans vermesi gerektiğine inanıyoruz.
Filistin ile ilgili pozisyonumuz sizinkine çok benzer. Gazze’deki kıyımı kınıyoruz. Dünyanın gözleri önünde güncel dönemde hiç görmediğimiz bir kıyımdı bu. Biz burada bir yeniden inşa sürecinin gerçekleşmesi gerektiğine inanıyoruz. Herhangi bir ara verilmeden Gazze halkının yardımlara erişebilmesini, diğer kaynaklara da erişebilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu hak onlara şimdiye kadar verilmedi. Nihayetinde bu problemin geniş kapsamlı bir biçimde, iki devletli olarak çözülmesi gerektiğine inanıyoruz. 1967 sınırları içerisinde ve Kudüs başkenti olacak şekilde Filistin Devleti’nin kurulması gerektiğine inanıyoruz. Bunun en kısa zamanda yapılması gerektiğine inanıyoruz. Bu konuda da birlikte çalışmaya devam edeceğiz.”
“İranlı meslektaşımla son olaydan sonra da görüştük”
Ortak açıklama sonrası Bakanlar gazetecilerin sorularını yanıtladı. Fidan, Orta Doğu ve Körfez’deki son durum ile dün İran’dan bir balistik mühimmatın Türk hava sahasına yönelmesi ve etkisiz hale getirilmesiyle ilgili soru üzerine şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bizim savaştan önce, daha en başından itibaren yaptığımız uyarılar, analizler ne kadar aslında maalesef doğru olduğunu gösteriyor. Bu savaşın öngörülemez bir yayılmaya gideceğini baştan söylemiştik belli tutumlar, tavırlar devam ederse. Bu noktada savaşın bir an önce durması ve diplomasi masasına dönülmesi gerekmekte. Aksi takdirde bölgede daha fazla savaşın gelmeye başladığını göreceğiz. Bizim en büyük endişemiz bölgede saldırılar devam ettikçe, İran’a yönelik saldırılar devam ettikçe İran’ın da bölge ülkelerine saldırılar devam ettikçe bu giderek daha büyük bir içinden çıkılamaz sarmala dönüşecek. Bunu hem engellemek gerekiyor.
Bu saldırılar sadece bölgedeki ülkeleri tehdit etmekte kalmıyor. Maalesef bu savaş aynı zamanda dünya ekonomisine de büyük bir zarar verme potansiyeline dair şimdiden onun etkilerini dünya ekonomisi hissetmeye başladı. Umarım kalıcı olmaz. Bunun olmaması için de elimizden geleni yapıyoruz.
Türkiye her türlü provokasyona karşı direnecektir. Cumhurbaşkanımızın bu noktadaki iradesi kesindir. Türkiye bu devam eden savaşta yer almak istememektedir. Bu savaşın içinde sürüklenmemize biz kesinlikle karşıyız. Provokasyonlara gelmemek konusunda da tam bir irademiz mevcut. Bizim ülke olarak caydırıcılık kabiliyetlerimiz, askeri kabiliyetlerimiz son derece yüksek. Ama stratejik olarak düşündüğümüz zaman bizim gücü ne zaman ve nerede kullanacağımız konusunda her zaman için bir fikrimiz var. Ama bu savaş şu anda diplomasinin bir an önce işlemesi gereken bir savaş. İran’a yapılan saldırılar bir an önce durmalı. İran’ın da bölgedeki ülkelere yaptığı saldırılar durmalı ve bir an önce diplomasi masasına dönülmeli. Bu noktada diğer ülkeler de provokasyona gelmemeli. Biz bu noktada elimizden geleni yapıyoruz.
İranlı meslektaşımla son olaydan sonra da görüştük, haberleştik. Yine kendileri bu olayı sahiplenmiyorlar. Böyle bir konunun talimatını vermediklerini, böyle bir saldırıyla ilişkilerini olmadıklarını söylüyorlar. Tabii elde de teknik veriler var, başka konular var. Biz bu iki gerçeklik arasındaki zıtlığı açıkçası kendileriyle konuşuyoruz. Farklı düzeylerde, askeri düzeyde, bizim düzeyimizde, bunlar şu anda konuşuluyor. Dediğim gibi bizim bir numaralı önceliğimiz savaşın daha geniş coğrafyaya yayılmasını engellemek, savaşın ömrünü kısaltmak mümkün olan şekilde, mümkünse sonlanması ve hiçbir şekilde Türkiye’nin bu savaşın içine çekilmesine müsaade etmemek.”

