(ANKARA) – Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyelik sürecine ilişkin, “Fasıllar açılır ve sonra şartların yerine getirilip getirilmediğine bakılır. Fasıllar açılmadan neyi yerine getirip getirmediğimize bakılamaz. O dönemdeki blokaj, bazı AB üyesi ülkelerin siyasi ve ideolojik yaklaşımlarından kaynaklanmıştı. Sayın Cumhurbaşkanımız, AB’ye üye olmak istediğimizi, bu yöndeki irademizi açık şekilde ortaya koyuyor. Şimdi sıra AB’de. Bizim için önemli olan Türkiye’nin AB üyeliğine yönelik Avrupa’da siyasi iradenin geri dönmesidir, o zaman geri kalan çözülür. AB adım atmalıdır” dedi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Almanya ziyareti kapsamında, Die Welt Gazetesi’ne konuştu.
Ukrayna ile Rusya arasında bir barış anlaşmasının başarı şansını geçmişteki girişimlere göre nasıl değerlendirdiği sorulan Fidan, “Taraflar, dört yıllık yıpratma savaşının ardından eskiye kıyasla daha fazla barışa hazır. İnsanların çektiği acıların ve yıkımın boyutunu gördüler ve kendi sınırlarını fark ettiler” ifadelerini kullandı.
“Putin de ateşkes ve barış anlaşmasını kabul etmeye hazır”
Fidan, “Yıpratma savaşı Rusya’nın işine geliyor. İşler savaş meydanında Putin için iyi gidiyorsa, neden barış yapsın?” sorusuna, “Bizim anladığımız kadarıyla Putin de belirli koşullar altında ateşkesi ve kapsamlı bir barış anlaşmasını kabul etmeye hazır. Bu durum, Ukrayna tarafına iletildi ve biz de bunun bazı boyutlarına angaje oluyoruz. Bu savaş Rusya’ya da çok fazla maliyet çıkarmaktadır” yanıtını verdi.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un, Fransa, İngiltere veya Türkiye’den askerlerin Ukrayna’ya koruma gücü olarak gönderilebileceği açıklaması hatırlatılan ve “Ancak Rusya Devlet Başkanı Putin, Ukrayna’da NATO birliklerinin bulunmasını kabul etmiyor. Kiev için hangi güvenlik garantileri gereklidir ve aynı zamanda gerçekçidir?” sorusu üzerine Bakan Fidan, “NATO birlikleri, NATO’ya ait olmayan uluslararası gözlemci birliklerinden farklıdır. Halihazırda tartışılan en önemli unsur, 5. maddeye benzer şekilde ABD’nin Ukrayna’ya vereceği güvenlik garantisidir” dedi.
“Yeni saldırıları önlemek için tarihi bir fırsat görüyorum”
Hakan Fidan, Polonya Başbakanı Donald Tusk’ın, “Rusya ve Çin’in 2027 yılına kadar ABD ve NATO ile koordineli surette bir çatışma arayışına girebileceği konusunda uyarıda bulunduğu ve Alman istihbarat servislerinin Rusya’nın 2029 yılında NATO’ya saldırabileceğini tahmin ettiği” aktarılarak, “Avrupa neye hazırlıklı olmalı?” sorusunu şöyle yanıtladı:
“Her ülke ulusal güvenliğini koruma hakkına ve yükümlülüğüne sahiptir. Bu nedenle, halihazırda tartışılan barış anlaşması sadece Ukrayna’daki savaşı sona erdirmek için değil, aynı zamanda tüm Avrupa için kalıcı istikrar sağlamak açısından da çok önemlidir. Bu bağlamda, Avrupa güvenliğinin nasıl garantiye alınabileceği açısından önerilen anlaşmanın bazı maddelerini daha yakından incelemeliyiz. Bu bağlamda, yeni saldırıları önlemek için tarihi bir fırsat görüyorum.”
Bakan Fidan, bu yanıtı üzerine “Nasıl” diye sorulmasının ardından, “Böyle bir anlaşma, bir tarafın hangi nedenle olursa olsun, diğerine saldırmayacağına dair sarih taahhütler içermelidir. Bu konuda anlaşmaya varılabilirse, bu şekilde bölgede 50, 60, 70 yıl daha barış sağlanabilir. Belki daha da uzun” dedi.
“Hiçbir zaman sorun çıkaran taraf olmak istemiyoruz”
Rusya’nın Avrupa’ya yönelik hibrit saldırıları olduğunu ve Türkiye’nin bu açıdan Rusya’yı bir tehdit olarak görüp görmediği sorulan Fidan, şu yanıtı verdi:
“Suriye ve Libya gibi birçok çatışmada Rusya ile doğrudan karşı karşıya geldik. Bu açıdan, Avrupa ülkeleriyle birçok benzer deneyim yaşıyoruz. Aradaki fark şudur, biz Rusya ile diyaloğu hiçbir zaman kesmedik. Çıkarlarımız ihlal edildiğinde tepki gösteriyoruz. Ancak komşularımızla sürekli çatışma halinde olmayı göze alamayız. Türkiye, komşularının hepsiyle dostane ilişkilere sahip olmak istiyor. Hiçbir zaman sorun çıkaran taraf olmak istemiyoruz.”
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Avrupa güvenlik politikasının yeniden yapılandığı dönemde Türkiye’nin nasıl bir rol üstlenmeyi hedeflediği sorusu üzerine, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Avrupa ile muhtemel senaryoları ve iş bölümünü ele alıyoruz. Üç husus önemlidir. Birincisi, Avrupa güvenlik yapısı. Bu yapı NATO yapılarına dayanmaktadır ve bence Avrupa devlet ve hükümet başkanları bunu bu şekilde sürdürmek istemektedir. İkincisi, savunma sanayii. Ukrayna savaşı bu sanayinin zayıf yönlerini ortaya çıkarmıştır. Bu nedenle, önümüzdeki 10 yıl içinde Avrupa savunma sanayisinin geliştirilmesi için çok büyük bir bütçeden söz ediyoruz. Türkiye bu süreçlere katılmaya çalışıyor. Üçüncüsü ise Amerikalıların Avrupa’nın güvenliğine ilişkin angajmanının geleceği ile ilgili senaryolar hakkında informel tartışmalar var.”
“Birleşik Krallık, Fransa, Almanya, Türkiye ve İtalya gibi ülkeler bir araya gelmeli ve tartışmayı yönlendirmeli”
Fidan, Avrupa güvenliğiyle ilgili bir soruya, “Kanımca öncelikle Birleşik Krallık, Fransa, Almanya, Türkiye ve İtalya gibi ülkeler bir araya gelmeli ve tartışmayı yönlendirmelidir. Avrupa olarak yeni dünya düzeninde kendi çekim merkezimizi mi oluşturacağımıza yoksa diğer büyük güçlerin, başta güvenlik, ekonomi ve piyasa alanları olmak üzere, bize yön vermesine izin mi vereceğimize karar vermeliyiz. Zira ABD, Çin ile küresel rekabetle haklı olarak yüzleşmek zorunda kalacaktır” yanıtını verdi. “Bu noktada Türkiye’den AB üyesi olarak mı bahsediyorsunuz” sorusunun ardından Fidan, “Türkiye’nin AB üyesi olmasını tercih ederiz. Ancak öyle ya da böyle, bu tartışmalar acilen gereklidir” ifadelerini kullandı.
“Şimdi sıra AB’de”
Bakan Fidan, “Üyelik süreci, hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan hakları konularındaki çekinceler nedeniyle durma noktasına geldi. Federal Dışişleri Bakanı Wadephul, cuma günü yaptığınız görüşmede, Türkiye’nin Avrupa’nın ilkelerini uygulayacağına güvenilmesi gerektiğini söyledi. Türkiye buna hazır mı?” sorusu üzerine şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bu sorular bana göre subjektiftir. AB’ye katılım sürecinin kendisi ise objektiftir: Fasıllar açılır ve sonra şartların yerine getirilip getirilmediğine bakılır. Fasıllar açılmadan neyi yerine getirip getirmediğimize bakılamaz. O dönemdeki blokaj, sizin bahsettiğiniz nedenlerden değil, bazı AB üyesi ülkelerin siyasi ve ideolojik yaklaşımlarından kaynaklanmıştı. Sayın Cumhurbaşkanımız, AB’ye üye olmak istediğimizi, bu yöndeki irademizi açık şekilde ortaya koyuyor. Şimdi sıra AB’de. Bizim için önemli olan Türkiye’nin AB üyeliğine yönelik Avrupa’da siyasi iradenin geri dönmesidir, o zaman geri kalan çözülür. AB adım atmalıdır.”
“Şansölye Merz ve Bakan Wadephul vizyoner biçimde hareket ediyor”
Türkiye ile Almanya arasında ilişkilerinin birkaç yıl öncesine göre daha sıkı göründüğü belirtilerek, bunun nedeni sorulan Fidan, şu yanıtı verdi:
“Uzun bir süre boyunca Alman Dışişleri Bakanı ve Şansölyesi farklı partilerden geliyordu. Bu durum, tek tip bir dış politikayı zorlaştırıyor ve Berlin ile koordinasyonu bizim için karmaşık hale getiriyordu. Şimdi aynı partiye mensuplar ve uluslararası toplumda bu konuyu konuştuğum herkes bundan çok memnun. Almanya, yeni güvenlik ortamı göz önünde bulundurulduğunda daha fazla sorumluluk üstlenmek zorunda kalacaktır. Şansölye Merz ve Bakan Wadephul vizyoner biçimde hareket ediyor. Bu durumun da farkına vardılar ve Türkiye ve diğer ülkelerle ilişkilerini yeniden düzenliyorlar.”
“Süreç için en büyük risk İsrail”
Dışişleri Bakanı Fidan, Suriye’nin, Türkiye ve Almanya gibi ülkelerdeki Suriyeli mültecilerin geri dönüşü için yeterince güvenli olup olmadığı sorusu üzerine de “Suriye, ekonomik krizden ve geçmişin yaralarından yavaş yavaş toparlanıyor. Yaklaşık bir yıl önceki devrimden bu yana yaklaşık 500 bin kişi Türkiye’den Suriye’ye geri döndü. Durum bir-iki yıl olumlu yönde gelişirse, bu sayı daha da artacaktır, çünkü orası onların vatanıdır ve ekonomik fırsatlar oluşacaktır. Bölgedeki ülkeler, Türkiye, Almanya, Avrupa ülkeleri ve ABD, Suriye’nin kronik sorunlarını çözmek için aynı yönde çaba göstermektedir. Bu süreç için en büyük risk İsrail’dir” ifadelerini kullandı.
“İsrail, Suriye’den güvenlik riskleri kaynaklanmasından endişe duyuyor” diye eklenmesi üzerine Fidan, “Onlara güvenlik endişelerini ilgili taraflara bildirmelerini söylüyoruz, ki böylece bunlarla ilgilenilsin. Ancak tüm bu tehditlere karşı bombardımanlarla yanıt vermeye başlarsanız, bu başka bir mesaj verir” diye konuştu.

