Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
SİYASET

Bağımsız İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu: “Türkiye’de tutuklamalar, iktidarın baskı aracıdır; muhalefeti sindirmenin, eleştirel sesleri susturmanın en kolay yöntemi olarak uygulanmaktadır”

Bağımsız İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, Türkiye’de tutuklamaların, iktidarın baskı aracı olduğunu, muhalefeti sindirmenin, eleştirel sesleri susturmanın en kolay yöntemi olarak uygulandığını belirterek, “İktidar sandıkta kazanan muhalif belediye başkanlarını, yargı sopasıyla cezalandırmakta, olaylar karşısında endişe içinde muhalefetin birçok belediye başkanını da yanına çekmektedir. 2001 yılında hukuk ve huzur diye yola çıkan AK Parti açısından da Sayın Cumhurbaşkanı’nın ‘nerden nereye…’ sözlerine tam manasıyla oturan ibretlik bir tablodur” dedi.

(TBMM) – Bağımsız İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, Türkiye’de tutuklamaların, iktidarın baskı aracı olduğunu, muhalefeti sindirmenin, eleştirel sesleri susturmanın en kolay yöntemi olarak uygulandığını belirterek, “İktidar sandıkta kazanan muhalif belediye başkanlarını, yargı sopasıyla cezalandırmakta, olaylar karşısında endişe içinde muhalefetin birçok belediye başkanını da yanına çekmektedir. 2001 yılında hukuk ve huzur diye yola çıkan AK Parti açısından da Sayın Cumhurbaşkanı’nın ‘nerden nereye…’ sözlerine tam manasıyla oturan ibretlik bir tablodur” dedi.

Mustafa Yeneroğlu, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, yeni adli yılın başlaması dolayısıyla yargı sistemiyle ilgili değerlendirmelerde bulundu.

Milletin her alanda adalet hasret olduğunu söyleyen Yeneroğlu, “Türkiye bugün, tarihinin en ağır yargı krizini yaşamaktadır. Yargıya güven, Cumhuriyet tarihinin en düşük seviyesine inmiş durumda” dedi.

Hukuk Devleti Endeksi’ne göre Türkiye’nin geçen yıl 142 ülke arasında 117. sırada yer aldığını anlatan Yeneroğlu, verilerin Türkiye’nin hukuk devleti iddiasından ne kadar uzaklaştığını ortaya koyduğunu söyledi. “Türkiye’de yargı yürütmenin bir organı olarak çalışmakta. Adalet Bakanı, her gün tekrarlasa da yargı bağımsızlığı Türkiye’de hiç bu kadar zayıf olmadı” diyen Yeneroğlu, “Hakimler, kanunlara ve vicdani kanaatlerine göre değil, Sayın Cumhurbaşkanının bilinen veya varsayılan beklentilerine göre karar vermek zorunda bırakılmaktadır. Savcılar özellikle siyasetçilerin muhatap olduğu birçok davada suç şüphesiyle değil, talimatla soruşturma başlatmaktadır” ifadelerini kullandı.

İstanbul Anadolu Başsavcısı İsmail Uçar’ın Hakimler ve Savcılar Kurulu’na gönderdiği mektuba değinerek, ortaya atılan iddialara işaret eden Yeneroğlu, “Türkiye’nin bir ‘temiz eller operasyonu’na ihtiyacı vardır. Yargıyı çürüten bu bataklık temizlenmeden, siyaseti de temizleyemeyiz, çeteleri de bitiremeyiz, devletteki çürümeye de son veremeyiz” şeklinde konuştu.

“Legal olan bir siyasi ittifakın kriminal ilan edilip cezalandırılması bir hukuk katliamıdır”

Türkiye’de bugün özellikle siyasi davalarda hangi savcının hangi dosyaya bakacağının, hangi hâkimin hangi davada görevlendirileceğinin iktidarın tercihlerine göre şekillendiğini söyleyen Yeneroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İstanbul’da olan bitenler, herkesin gözünün önünde cereyan etmekte ve yargının iktidara hizmetinin nasıl kurumsallaşmış olduğunu ortaya koymaktadır. Geçmişte Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamamaktan Canan Kaftancıoğlu kararına, Selahattin Demirtaş ve HDP’ye yönelik davalardan gazetecilere kesilen cezalara kadar muhalefeti ve eleştirel sesleri susturan dosyalarla özdeşleşmiş isimlerin dün de bugün de en kritik görevlere getirilmesi tesadüf değil, iktidarın yargıyı bir siyasi mühendislik aracı olarak konumlandırma iradesinin açık göstergesidir. 8 Ekim 2024’ten itibaren açılan soruşturmalar, bu tercihin sonuçlarını açıkça ortaya koymaktadır. Hemen 30 Ekim’de Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in gözaltına alınması ve ardından “Kent Uzlaşısı” soruşturması başlatılması, Kent Uzlaşısı meselesi başlı başına bir siyasi mühendislik operasyonudur. Tartışmasız legal olan bir siyasi ittifakın iktidara seçim kaybettirmesi sebebiyle kriminal ilan edilip cezalandırılması bir hukuk katliamıdır.

Gazetecilere yönelik sistematik gözaltılar, davalar ve tutuklamalar; Nuray Mert, Fatih Altaylı, İsmail Saymaz, Timur Soykan, Şirin Payzın ve daha birçok gazeteci hakkında başlatılan ve saymakla bitmeyen soruşturmalar, İstanbul Barosu yönetimine karşı açılan soruşturmalar, Ayşe Barım’dan Ümit Özdağ’a, TÜSİAD yöneticilerinden CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik’e kadar geniş bir kesimi kapsayan soruşturmalar ve özellikle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan gibi pek çok belediye başkanı ve yöneticisi hakkında dalga dalga yürütülen soruşturmalar, gözaltılar, görevden almalar aynı zamanda halkın da cezalandırılmasıdır. Gaziosmanpaşa Belediye Başkanına mal edilen, halbuki suç varsa önceki dönem AK Partili belediye başkanının soruşturulmasını gerektiren ve neticeden Ak Parti’nin kazanamadığı belediyenin yargı marifetiyle ele geçirilmesi tam bir utançtır. İktidar sandıkta kazanan muhalif belediye başkanlarını, yargı sopasıyla cezalandırmakta, olaylar karşısında endişe içinde muhalefetin birçok belediye başkanını da yanına çekmektedir. 2001 yılında hukuk ve huzur diye yola çıkan AK Parti açısından da Sayın Cumhurbaşkanı’nın ‘nerden nereye…’ sözlerine tam manasıyla oturan ibretlik bir tablodur.

“İktidar yolsuzluksa mücadele etseydi muhalefete bakmadan önce aynaya bakardı”

Elbette yolsuzlukla ve usulsüzlüklerle en samimi şekilde mücadele edilmesi gerektiği tartışmasızdır. Ancak iktidar asla yolsuzlukla mücadele etmiyor. Etseydi, muhalefete bakmadan önce aynaya bakardı. Yolsuzluğu her alanda kurumsallaştırmış ve koruma kalkanına almış bir iktidarın yolsuzlukla mücadele etme gibi bir gündemi olabilir mi? CHP’li belediye başkanları hakkında en ağır tedbirler uygulanırken, aynı iddialarla haklarında soruşturma izni verilen 59 AK Partili belediye başkanından kaçı tutuklanmıştır? Bu arada yakında bir iki göstermelik de gelebilir. Neden mi? Çünkü tuz koktu.

“İktidarın gerçek anlamda bir muhalefete tahammülü yok”

İktidar diyor ki ‘bendensen üstünü kapatır seni koruruz; benden değilsen ortada bir şey yoksa da buluruz bir gerekçe, canına okuruz.’ Tam bir ikili devlet anlayışı. Bir tarafta hukukun düşman hukuku edasıyla işletilmesi, diğer tarafta yargının kör ve kalkan olduğu hatta yolsuzluk yapanları özel korumaya aldığı dost hukuku.

Açık olan şu ki iktidarın gerçek anlamda bir muhalefete tahammülü yok. Bakmayın milli ve yerli muhalefet laflarına. Maksat karikatür muhalefet, yani öyle görünen ama asla iktidara alternatif olamayacak bir muhalefet. İktidarın arzu ettiği bu. Örneklerini merak eden varsa kuzeydoğumuzdaki devletlere baksınlar, Orta Asya’ya baksınlar. Zaten şu anda iktidarın siyasi mühendislikle muhalefeti dizaynda toplumu ikna edemediğinin farkında. Propaganda artık kendi kitlesinde de tutmuyor.

“Murat Çalık’ın cezaevinde tutulmasının adaletle ilgisi yoktur, diz çöktürme projesidir”

Yargının siyasallaşmasının en ağır sonuçlarından birinin tutuklamaların bir koruma tedbiri olmaktan çıkıp bir cezalandırma aracına dönüşmesi olduğunu vurgulayan Yeneroğlu, şöyle devam etti:

“Bugün gazetecilerden siyasetçilere, belediye başkanlarından sivil toplum temsilcilerine kadar çok geniş bir kesim, mahkeme kararı beklenmeksizin, aylarca hatta yıllarca özgürlüğünden mahrum olabilmektedir. Kanser hastası Murat Çalık, sağlık durumuna rağmen hala cezaevinde. Hukuk, ‘konutu terk etmeme’ gibi adli kontrol tedbirlerini düzenlemişken; kaçma, delil karartma veya tanıklara baskı ihtimali olmayan bir kişinin cezaevinde tutulması, kanuna da vicdana da aykırı. Yapılanın adaletle alakası yoktur, uygulama diz çöktürme projesidir. İktidar istiyor ki gerektiği zaman ne kadar vicdansız ve merhametsiz olduğu görülsün ve ders çıkartılsın. Aynı şekilde Ayşe Barım’ın tutukluluğu, yaşamını hiçe sayan bir tabloya dönüşmüştür. Bu durum artık sadece bir hukuk sorunu değil, iktidarın vicdan sorunu haline gelmiştir.”

Türkiye’de yüksek yargı organlarının kararlarının yıllardır sistematik biçimde yok sayıldığını belirten Yeneroğlu, “Osman Kavala, Selahattin Demirtaş, Can Atalay ve Yüksel Yalçınkaya kararı ve daha niceleri… AYM ve AİHM hak ihlali tespit etmesine, derhal serbest bırakılmaları ve beraat etmeleri gerektiği belirtilmesine rağmen, iktidar bu kararları uygulamamakta ısrar etmektedir” dedi.

“Türkiye’nin içine sürüklendiği derin kriz, adalet sisteminin yeniden yapılandırılması ile ancak çözülebilir”

Mustafa Yeneroğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a “Hukuk devletinin olmadığı yerde demokrasi yok, halkın egemenliği yok, temel hakların geçerliliği yoktur; demokrasi yoksa güven de yok, güven yoksa yatırım, refah ve toplumsal barış da olmaz. Bugün Türkiye’nin içine sürüklendiği derin kriz, adalet sisteminin yeniden yapılandırılması ile ancak çözülebilir. Ne yazık ki iktidar partisi ilk on yılının aksine bugün kendinden olanı kuvvetli kılan, onu hukuktan koruyan ancak kendinden olmayana düşman hukuku uygulayan ve zayıfa zulmeden bir halde, ilk on yılda yaptığı iyilikleri de bizzat ortadan kaldırma çabasındadır. Bu çıkmaz yoldan bir an evvel AK Parti’nin kuruluş felsefesine, yani anayasal devlete dönülmelidir” diye seslendi.

Hukukçulara da seslenen Yeneroğlu, “Tarihin sayfalarında, iktidarın kötülüklerini görmezden gelen, haksız güce biat etmiş hukukçular olarak mı, yoksa vicdanlarıyla kötülüklere, zorbalıklara karşı mücadele eden sorumlu hukukçular olarak mı anılmak istediğinize karar verin” dedi.

 

DİĞER VİDEOLAR