(ANKARA) – CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftci yarın başlayacak olan “Aziz İhsan Aktaş Davası”na ilişkin, “27 Ocak’ta başlayacak yargılamayı hukuk devletinin geleceği açısından kritik bir eşik olarak görüyoruz. Halkın oylarıyla seçilmiş belediye başkanlarımızın yanındayız. Kentlerine hizmet eden, sosyal belediyeciliği büyüten, yurttaşın yaşamını kolaylaştıran yol arkadaşlarımızın itibarını hedef alan bu kuşatmaya karşı dayanışma içinde olacağız. Seçmen iradesini savunmak demokrasinin ortak sorumluluğudur. Belediye başkanlarımız yalnız değildir.” dedi.
CHP’li bazı belediye başkanların tutuklanmasına neden olan ve kamuoyunda “Aziz İhsan Aktaş Davası” olarak bilinen, 200 sanıklı davanın ilk duruşması yarın Silivri’deki Marmara Ceza İnfaz Kurumu Kampüsü’nde bulunan duruşma salonunda başlıyor. Davaya ilişkin olarak CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftci sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şunlar kaydetti:
“Yarın, partimize dönük yargı kuşatmasının en büyük davalarından biri başlayacak”
“Yarın, partimize dönük yargı kuşatmasının en büyük davalarından biri başlayacak. “Aziz İhsan Aktaş iddianamesi” yerel yönetimlere, muhalefete ve demokratik siyasete yönelik kurulan bir algı ve yargı kuşatmasının en görünür örneklerinden biri olarak tarihe geçti. Söz konusu kişinin kazandığı ihalelerin yaklaşık yüzde 77’si iktidar belediyeleri ve merkezi idareden, yalnızca yüzde 23’ü CHP’li belediyelerden alınmış durumda. Buna rağmen bugün tutuklanan, hedef gösterilen ve suç anlatısının merkezine yerleştirilenlerin tamamı belediye başkanlarımız. Yani yüzde 77’nin keyfi yerindeyken yüzde 23 cezaevinde, Silivri zindanında.
“Dosya, hukuki olarak siyasi tarihimizin en sorunlu dosyalarından biri olarak karşımızda”
Dosya, hukuki olarak siyasi tarihimizin en sorunlu dosyalarından biri olarak karşımızda. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160’ıncı maddesi savcılığa maddi gerçeği ortaya çıkarmak için hem lehe, hem aleyhe delilleri toplama yükümlülüğü getirir. Bu dosyada ise soruşturma dar bir zaman dilimine ve belirli bir siyasi kümeye odaklanmış durumda. İddianame çok büyük ölçüde duyuma dayalı tanık ifadelerine yaslanıyor. “Duydum”, “sanıyorum”, “bana söylendi” gibi ifadeler somut delillerin yerine geçirilmiş durumda. Oysa ceza hukukunun temel ilkesi “Şüpheden sanık yararlanır” kuralıdır. Somut delil yoksa hiç kimseyi suçlayamazsınız. Daha da dikkat çekici olan, savcılığın 2014–2019 dönemini fiilen kapsam dışı bırakması. Aynı şirketler o dönemde AKP’li belediyelerden ve merkezi kurumlardan yoğun biçimde ihale almışken, bu dönem adeta “suç dışı” kabul ediliyor. Suç örgütünün var olduğu iddia ediliyor ama faaliyetlerin yalnızca 2019 sonrası, yani CHP’li belediyelerin yönetime geldiği dönemde başladığı varsayılıyor. Bu kurgu, hayatın olağan akışıyla bağdaşmıyor ve soruşturmanın siyasi bir filtreyle yürütüldüğünü gösteriyor.
“Bu dava, siyasi stratejinin parçası olarak okunmalı”
Soruşturmanın zamanlaması herkesin malumu olan bir başka konu. Bu dosya, geçmişte Adalet Bakan Yardımcılığı görevinde bulunmuş bir ismin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na atanmasının hemen ardından başlatıldı. Yürütme organında siyasi görev yapmış bir ismin başsavcılık makamına gelmesiyle birlikte muhalefet belediyelerini merkezine alan geniş çaplı bir soruşturmanın başlatılması, partimizin alınmaya çalışıldığı yargı kuşatmasının da en temel kanıtlarından biri. Bu dava, belediye başkanlarımızın ve yol arkadaşlarımızın sesini kısmaya, yerel yönetimleri baskı altına almaya ve muhalefeti yargı yoluyla kuşatmaya dönük bir siyasi stratejinin parçası olarak okunmalı. Sosyal belediyecilik uygulamaları, ihale süreçleri ve kamu hizmetleri kriminalize edilerek bir suç anlatısı inşa ediliyor. Amaç adalet değil; algı üretmek ve kuşatma yaratmak.
“Yargılamayı hukuk devletinin geleceği açısından kritik bir eşik olarak görüyoruz”
Tam da bu nedenle 27 Ocak’ta başlayacak yargılamayı hukuk devletinin geleceği açısından kritik bir eşik olarak görüyoruz. Halkın oylarıyla seçilmiş belediye başkanlarımızın yanındayız. Kentlerine hizmet eden, sosyal belediyeciliği büyüten, yurttaşın yaşamını kolaylaştıran yol arkadaşlarımızın itibarını hedef alan bu kuşatmaya karşı dayanışma içinde olacağız. Seçmen iradesini savunmak demokrasinin ortak sorumluluğudur. Belediye başkanlarımız yalnız değildir. Onların yanında milyonların iradesi, kentlerin vicdanı ve hukukun üstünlüğüne inanan herkes vardır. Bu yargı süreci boyunca da, sonrasında da demokrasiyi, seçmen iradesini ve hukuku savunmaya devam edeceğiz. Belediye başkanlarımız halkın iradesidir, o iradeye sahip çıkacağız.”

