(İSTANBUL) – Aziz İhsan Aktaş Davası sürerken basın açıklaması yapan CHP Genel Başkanı Gül Çiftçi “Bu iddianame siyasi bir iddianame. Bu iddianame, ilk yapılacak genel seçimde iktidar partisi olacak CHP’nin önünü kesmek için, CHP’nin seçilmiş belediye başkanlarını karalamak için yazılmış iddianameler” dedi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen ise “Burada bir yargılama varmış gibi gösterenler daha önce aynı salonları kullanarak Ergenekon’da da insanları yargıladılar, Gezi’de de insanları yargıladılar. Yaptıkları tek bir şey vardı; insanlar sokaklara çıkıyorsa, ses yükseltiyorsa, kendi haklarını savunuyorsa veya onlara karşı seçim kazanıyorsa o zaman ne yapmak gerek? Bu iktidarın gözünden intikam almak lazım. İşte insanlardan, halkın kendisinden, ses çıkaranlardan, itiraz edenlerden ve onlara karşı kazananlardan intikam dosyalarından bir tanesi burada gördüğümüz şey” dedi.
Aziz İhsan Aktaş’ın liderliğini yaptığı iddia edilen “çıkar amaçlı suç örgütü”nün, bazı belediye başkanlarına rüşvet vererek ihaleleri organize ettiği iddiasıyla, 33’ü tutuklu 200 sanık hakkında açılan davanın duruşması, İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nce görülmeye devam ediyor.
Bugünkü duruşmada, tutuklu Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat savunma yaptı. Akpolat’ın savunmasının ardından CHP Genel Başkan Yardımcıları Gökçe Gökçen ve Gül Çiftçi, Silivri’de basın açıklaması yaptı. Çiftçi, Sincan Cezaevi Yerleşkesi içinde bulunan salonda duruşmanın yapıldığını hatırlatarak sözlerine başladı ve “Burası bir duruşma salonu değil. Burası bir cezaevi yerleşkesi. Bu duruşmaların doğal hakim ilkesi gereğince yapılması gereken yer Çağlayan Adliyesi. Çağlayan Adliyesi’nde yapılması gereken duruşma, kilometrelerce uzağa, sevdiklerinden, seçmenlerinden, yurttaşlarından kilometrelerce uzağa taşıyarak bu yargılamaların gizli yapılmasının bir başka göstergesi” dedi.
“CHP’nin seçilmiş belediye başkanlarını karalamak için yazılmış iddianameler”
Çiftçi şunları söyledi:
“Günlerce özel hayatı didiklenen, çocuklarının ismi konuşulan, alışveriş yaptığı yerler konuşulan Belediye Başkanımız Rıza Akpolat, bugün 4 saate yakın bir savunma yaptı. Savunmasının temel hatları tamamen siyasiydi. Çünkü iddiaların hepsi asılsız, hepsi somut delilden yoksun iddialardı ve Sayın Akpolat bu iddiaların hepsinin uydurulmuş olduğunu dediği için siyasi bir savunma yaptı. Çünkü bu iddianame siyasi bir iddianame. Bu iddianame, ilk yapılacak genel seçimde iktidar partisi olacak CHP’nin önünü kesmek için, CHP’nin seçilmiş belediye başkanlarını karalamak için yazılmış iddianameler.
“Akpolat Savcılık makamının hamile eşleriyle,engelli çocuklarıyla tehdit ederek bu insanları iftiracı konuma sürüklediklerini söyledi”
Çarpıcı bir kaç hususa değinmek isterim ifadesinden. Rıza Akpolat, ‘Sizin itirafçı dediğiniz ama bizim iftiracı dediğimiz bu kişilerin tek ortak özelliği var, ben bu insanlara hayatımda sadece iyilik yaptım. Ancak bu insanların ilk ifadeleri böyle bir suç olmadığına yönelik fakat bu insanları Savcılık makamı hamile eşleriyle, yabancı uyruklu olan eşleriyle, engelli çocuklarıyla, eşini alarak çocuk esirgeme kurumuna bırakılacak çocuklarıyla tehdit ederek bu insanları iftiracı konuma sürüklediklerini söyledi. Aslında itirafçılık diye adlandırdıkları iftiracılık makamının nasıl geçmişten bu tarafa otoriter sistemlerin, otoriter yapıların kendi iktidarlarını korumak için nasıl kullanıldığını tarihsel örnekleriyle anlattı. Günümüzde vücut bulmuş halini de aktarmış oldu. Tabi ifadesinde en çarpıcı hususlardan bir tanesi dosyada şirketlerine kayyum atandıktan sonra iftiracı olan Aziz İhsan Aktaş’ın ve yine yurt dışına gönderecekleri eşiyle tehdit ettikleri danışman Mustafa Mutlu’nun ifadelerinden bahsetti. İfadeler aynı gün alınmış ve iki dakika arayla bitirilmiş ifadeler aynı savcı tarafından. Bu yasak ifade, yasak sorgu kapsamındadır. Dolayısıyla bu ifadelerin hepsinin çöp olduğunu söyledi.
“Bin 200 klasörden bahsediliyor, bir tanesinde somut delil yok”
Mahkemelerin ‘siz bunu söylüyorsunuz ama hakkınızda böyle bir iddia var bu da delili’ demesini bekleriz. Ama mahkeme bunu yapmadı. Yani mahkeme ‘siz bunu söylüyorsunuz ama şu da hakkınızda bunu söylemiş’ dedi. Yani hep bir varsayıma, söyleme dayalı sorular var. İddia makamının sanığın aleyhine olan delil kadar lehine olan delili toplama yetkisi de var. Ancak iddia makamı burada sanığın aleyhine olan delili bile toplamamış. Araştırmış, araştırmış, araştırmış bir delil bulamamış, ortaya bir suç iddiası ortaya atmış ve o iddia üzerinden kişileri yargılamaya başlamış. Bugün bir kez daha bu iddianamenin içeriğinin bomboş olduğunu gördük. Bin 200 klasörden bahsediliyor, bir tanesinde somut delil yok.
“Sayın Ekrem İmamoğlu’nun bütün özel hayatı, ailesinin özel hayatı didik didik ediliyor”
İBB iddianamesinin yargılaması da böyle olacak. Çünkü biz bu iddianameler çıktığında o klasörleri tek tek inceledik, iddianameleri satır satır okuduk. En başından beri şunu söylüyoruz, burada bir hak gaspı var. İnsanların masumiyet karineleri ellerinden alınıyor. Günlerce, haftalarca biz Rıza Akpolat’ın balayından çocuklarının gittiği okullara kadar hepsini okuduk. Bugün yine sabah bir operasyon yaptılar. İBB Başkanı ve Cumhurbaşkanı Adayımız Sayın Ekrem İmamoğlu’nun bütün özel hayatı, ailesinin özel hayatı didik didik ediliyor. Biz bunları hep itibarsizlaştırma olarak görüyoruz. Zaten öyle de servis ediliyor. Çünkü bunların hiçbirinin altında delil yok, somutlanamayan iddialar ve iftiralar bunlar. Bu yargılamalar elbet bitecek. Önemli olan bu duruşma salonu yazan ama içerisinde adalet olmayan, yurttaşların gözündeki, vicdanındaki yapılan yargılamalardır. Bütün herkes emin olsun ki CHP’nin iktidar yürüyüşü engellenemeyecektir. 31 Mart seçiminde elde etmiş olduğu başarıyı yapılacak ilk genel seçimlerde de iktidar partisi olarak taçlandıracaktır. Bunlar otoriter sistemin iktidar partisi olacak partimizi engelleme, onun iktidar yolculuğunu durdurma çabalarıdır. Ancak bu yolculuk durdurulamaz. Bu da Türkiye’nin 81 ilinde yapılan mitinglerde, saha çalışmalarında göstermektedir. Ancak ve ancak daha yorucu hale getirirler bu yolculuğu: Buradan elbet biz alnımız açık başımız dik şekilde çıkıyoruz. Duruşmaları takip etmeye devam edeceğiz. Bu ülkede hala adalete ve hukuka olan güven için, yurttaşların hala bu ülkeye olan güvenin diri tutmak için hukuk insanı gibi davranmalarını bekliyoruz yargıçlardan.”
“Hala iddianame bekleyen Silivri’de cezaevinde olan belediye başkanlarımız var”
Duruşmaların Silivri’de olmaması gerektiğinin altını çizen CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen de şunları kaydetti:
“Aylarca iddianame bekledik. Hala iddianame bekleyen Silivri’de cezaevinde olan belediye başkanlarımız var. Haklarında herhangi bir suçlama bile bulunamamış hatta bir söylenti bile yaratılamamış belediye başkanlarımızdan bazıları hala iddianamesiz cezaevinde. Aynı zamanda iddianamesiz cezaevinde aylarca bekleyen belediye başkanlarımız burada aylar sonra ilk kez hakim karşısına çıktılar ve ‘aylardır hakkımızda iftira atanlar, televizyonlarda konuşanlar, basına konuşanlar, bunlar dosyalara tamamen erişme hakkına sahiplerdi her nasılsa bu soruşturma dosyaları gizli olmasına rağmen. Ancak biz hakkımızda olan suçlamalara erişebilecek bir yetkiye sahip olamadık bu soruşturma sürecinde. İlk kez hakim karşısına çıkıp da cevap verebiliyoruz suçlamalara’ diyorlar.
“Peki AK Parti’li, MHP’li belediyelerden bu adama ihale veren belediyeler nerede?”
Bugün Beşiktaş Belediye Başkanımız Rıza Akpolat da uzun bir savunma yaptı. Aslında savunmadan daha çok yargılama gerçekleştirdi kendisi. Çok açık ve net bir şekilde ‘Bana CHP kurultayı ile ilgili ‘istediğimiz şekilde konuş’ dediler ve bunun karşılığında da Beşiktaş dosyasını temizleyelim’ dediler dedi. Halkın oylarıyla seçilmiş bir belediye başkanı bunu söylüyor. Biz burada normal bir yargılama varmış gibi nasıl davranabiliriz. İnsanlar çocuklarıyla, eşleriyle, aileleriyle tehdit edildiler. Böyle bir süreç yaşıyoruz. Bundan sonra da ortaya çıkarılan dedikodular gerçekten hukuk, bir işin parçasıymış gibi davranıyoruz. Böyle bir yargılama, hukuk düzeni olabilir mi? ‘Buna niye ihale verdin’ diye açık ihale usulüyle herkesin bildiği ilanın, belgelerin tam olduğu, defalarca denetimden geçen ihaleler soruluyor. Peki AK Parti’li, MHP’li belediyelerden bu adama ihale veren belediyeler nerede? Burada yargılanıyorlar mı? Hayır. Yargılanan bir kişiyi sözde yargıladılar hemen sonra tahliye ettiler.
“Burada bir yargılama varmış gibi gösterenler daha önce aynı salonları kullanarak Ergenekon’da da insanları yargıladılar”
Burada bir yargılama varmış gibi gösterenler daha önce aynı salonları kullanarak Ergenekon’da da insanları yargıladılar, Gezi’de de insanları yargıladılar. Yaptıkları tek bir şey vardı; insanlar sokaklara çıkıyorsa, ses yükseltiyorsa, kendi haklarını savunuyorsa veya onlara karşı seçim kazanıyorsa o zaman n’apmak gerek? Bu iktidarın gözünden intikam almak lazım. İşte insanlardan, halkın kendisinden, ses çıkaranlardan, itiraz edenlerden ve onlara karşı kazananlardan intikam dosyalarından bir tanesi burada gördüğümüz şey. Bir sonrakini de İBB soruşturmalarının davasında göreceğiz.
“Artık AYM ve AİHM kararlarının uygulanması bir siyasi tartışma konusu olmamalıdır”
Bu duruşmalar sırasında tabii ki diğer milletvekillerimizle birlikte cezaevine ziyaretler yapıyoruz. Ben bugün Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu’nu, Osman Kavala’yı, Can Atalay’ı ve Tayfun Kahraman’ı ziyaret ettim. Ben buradan hepsine çok teşekkür ediyorum çünkü gerçekten bu kadar büyük haksızlıklar karşısında dışarıya moral vermeyi başarmak da gerçekten büyük bir güçtür. Tayfun Kahraman’ın sağlık durumuyla ilgili vatandaşlarımızın gerçekten çok endişeli olduğunu biliyorum. Umuyorum ki Tayhun Kahraman hakkında Anayasa Mahkemesi kararının uygulanmadığı bu rezilliğin artık sonuna geleceğiz. Çünkü verilen bu karar çok açık ve net şekilde ‘hakkında herhangi bir iddia, somut delil yok. Gezi’nin organizasyonu ile suçluyorsunuz bu insanı ama Gezi’yi organize ettiğini iddia ettiğiniz diğer kişilerle bir irtibatını bile gösteremiyorsunuz. Forumlardan suçluyorsunuz ama forumların bir terör faaliyeti olmadığını, Taksim Dayanışması’nın bir suç örgütü olmadığını kanıtlayan mahkeme kararı var. Buna rağmen Tayfun Kahraman’ı hapse koymuşsunuz’ demiş AYM. Ve şu anda Adalet Bakanı çıkmış sanki bu AYM kararı yokmuş gibi açıklamalar yapıyor ve adli toptan bahsediyor.
Tayfun Kahraman ve Mehmet Murat Çalık’ın sağlık durumu artık siyasetin konusunu aşmıştır. Artık bir insanlık meselesi haline gelmiştir. Artık AYM ve AİHM kararlarının uygulanması bir siyasi tartışma konusu olmamalıdır. Artık insan canından, insan sağlığından bahsediyoruz. O yüzden burada bir yargılama yapılıyor gibi gösteriliyor olabilir veya daha önce aynı salonda yapılmış olan bir Gezi yargılamasında önce Çağlayan sonra tekrar burası ve tekrar tekrar yapılmış bir yargılama sonucunda Tayfun Kahraman, Can Atalay, Osman Kavala, Mine Özerden, Çiğdem Mater cezaevinde olabilir. Ancak hatırlatalım ki Gezi suç değildir, hepimiz Gezi’deydik. Ve hepimiz ses yükseltmeye de devam edeceğiz. Onların çok rahatsız olduğu seçim zaferlerine yenilerini meydanlarda buluştuğumuz o kalabalıklarla birlikte ekleyeceğiz. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.”

