Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

AYM’nin Tayfun Kahraman kararının uygulanmaması… Eski baro başkanları: Anayasa Mahkemesi’nin kararını tanımamak, anayasal düzene karşı bir yeniçeri isyanıdır

AYM’nin Tayfun Kahraman kararının uygulanmamasıyla ilgili konuşan İstanbul Barosu’nun eski başkanlarından Ümit Kocasakal, “Anayasa Mahkemesi’nin kararını tanımamak, anayasal düzene karşı bir yeniçeri isyanıdır” dedi. Mehmet Durakoğlu, “Hukuksal gerekçeler bu kadar açıkken bu kin neden, bu nefret neden? Bu insanlar neden içerideler?” sorusunu yöneltirken, Muammer Aydın, “İnsanların yaşam hakkına, sağlık hakkına değer vermeyen ve yasaları uygulamayan siyasi iktidarın elinde güç halinde gördüğümüz yargı ve hukuk maalesef bugün Türkiye’de ölmüştür” diye konuştu. Eski başkanlardan Filiz Saraç ise “Sadece hukuk kuralları çiğnenmiyor, bir taraftan da sağlık biliminin kuralları da artık tanınmaz olmuş” ifadelerini kullandı.

AYM'nin Tayfun Kahraman kararının uygulanmamasıyla ilgili konuşan İstanbul Barosu'nun eski

Haber: Beril KALELİ/Kamera:Hakan KAYA

(İSTANBUL) AYM’nin Tayfun Kahraman kararının uygulanmamasıyla ilgili konuşan İstanbul Barosu’nun eski başkanlarından Ümit Kocasakal, “Anayasa Mahkemesi’nin kararını tanımamak, anayasal düzene karşı bir yeniçeri isyanıdır” dedi. Mehmet Durakoğlu, “Hukuksal gerekçeler bu kadar açıkken bu kin neden, bu nefret neden? Bu insanlar neden içerideler?” sorusunu yöneltirken, Muammer Aydın, “İnsanların yaşam hakkına, sağlık hakkına değer vermeyen ve yasaları uygulamayan siyasi iktidarın elinde güç halinde gördüğümüz yargı ve hukuk maalesef bugün Türkiye’de ölmüştür” diye konuştu. Eski başkanlardan Filiz Saraç ise “Sadece hukuk kuralları çiğnenmiyor, bir taraftan da sağlık biliminin kuralları da artık tanınmaz olmuş” ifadelerini kullandı.

Anayasa Mahkemesi (AYM) kararına rağmen serbest bırakılmayan MS hastası şehir plancısı Tayfun Kahraman ve tutukluluk sürecinde hastalıkla mücadele eden Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık’ın durumu İstanbul Barosu’nda düzenlenen bir toplantıda ele alındı. Toplantıya İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ve baronun önceki başkanlarından Turgut Kazan, Muammer Aydın, Filiz Saraç, Mehmet Durakoğlu, Ümit Kocasakal’ın yanısıra İstanbul Tabip Odası Başkanı Osman Küçükosmanoğlu ve Tayfun Kahraman’ın eşi Meriç Demir Kahraman katıldı.

Ümit Kocasakal: “Anayasanız ne güçlü, kanununuz ne güçlü ama insan ister işte uygulamaya”

2010-2016 dönemi İstanbul Baro Başkanı Ümit Kocasakal şu andaki CMK’ya göre bir insanı tutuklamanın olağanüstü zor olduğunun altını çizerek, “Merhale, merhale bir ön şartı var. Bir tutuklama yasağı var. Bir ölçülülük var. Hadi o olmadı ikinci fıkradaki özel sebeplerden biri olacak. Hadi o da olmadı adli kontrol var. Ama Bertolt Brecht bir şiirinde diyor ya mealen ‘tankınız ne güçlü, ne güçlü ama insan ister kullanmaya’ Şimdi anayasanız ne güçlü, kanununuz ne güçlü ama insan ister işte uygulamaya.” dedi.

“Hukuk normları kimsenin istediği gibi eğip bükebileceği bir oyun hamuru değildir”

Ülkenin gözaltı ve tutuklama cehennemine çevrildiğini söyleyen Kocasakal, “Hukuk normları kimsenin istediği gibi eğip bükebileceği bir oyun hamuru değildir. Ya da tutukluluk bir soruşturmanın olmazsa olmazı falan değil. Tutuksuz yargılayamıyor musunuz? Hani bir zehirlenme vakası oldu ya Böcek ailesi… Ne oldu? Bir anda tutukladılar sonra ne oldu meğer gıda zehirlenmesi değilmiş. Peki bu insanları bu kadar içeride kalmasının hesabını kim verecek? Özellikle Sulh Ceza Hakimlerini bir ay boyunca Silivri’de staja göndereceksin. Yatacak içeride. Normal koğuşta.” diye konuştu.

“Yargı büyük baskı altında, meydan dayağı yiyor”

Kocasakal, “Ben öğrencilerime hep şunu söylüyorum; hukukta elbette ki bir bilim, elbette ki bilgi önemli ama ondan daha önemli bir şey var; ahlak, namus ve vicdan. Bunu çıkardığınız anda hiçbir şey kalmaz. Yargı büyük baskı altında, meydan dayağı yiyor. Ama belli makamlarda olanların boyun eğmek gibi bir hakkı ve lüksü yok. Direnmek zorunda. Direnemiyor musun? Ayrılır ve dersin ki, ‘baskı var direnemiyorum’” dedi.

“Cezaevinde Murat Çalık’a bir şey olursa bunun telafisi yok”

Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık’ın tutukluluğuna da değinen Kocasakal, “Murat Çalık özelinde söylüyorum; Adlı Tıp falan bırakın. Tutuklama, tutuklama… Bunun Adli Tıp’lık tarafı yok. 103’üncü maddeye göre soruşturmada savcı dahi serbest bırakabiliyor. Murat Çalık şu anda serbest kalsa ne olur? Soruşturma mı güme gider? Kimse size soruşturmayın demiyor ki. Ama hukukla soruştur. Olmazsa olmazı da değil. Murat Çalık serbest bırakılırsa, tutuksuz soruşturma ve kovuşturma devam ederse bir şey olmaz ama cezaevinde Murat Çalık’a bir şey olursa bunun telafisi yok ki. Böyle bir durum gerçekleşirse benim kanaatim TCK 83’teki ihmali hareketten kasten adam öldürmedir.” diye konuştu.

“Herkes hukuk devletinde Ali kıran baş kesen olmuş”

“Anayasa Mahkemesi’nin kararını tanımamak, anayasal düzene karşı bir yeniçeri isyanıdır” diyen Kocasakal, şöyle devam etti:

“Anayasa Mahkemesi’nin kararını tanımayan bir hakim neye güvenebiliyor olabilir sizce? Neye güvenebilirsiniz? HSK açık söylüyorum ölü taklidi yapıyor şu anda. Kuzuların sessizliği… Ayıptır yahu. Herkes hukuk devletinde Ali kıran baş kesen olmuş. Bir yerel mahkeme, Anayasa Mahkemesiyle bilek güreşi yapabilir misiniz siz ya! Neye dayanarak? Hani vardır ya sizin Yargıtayınız yaptı bunu. Üçüncü Ceza Dairesi yaptı bunu. Bunu yapan dairenin başkanı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ile ödüllendirildi. Bugün yerel mahkeme, Anayasa Mahkemesinin kararını tanımıyorum derse yarın bir gün istinaf da der ki ‘ben de Yargıtay’ın kararını tanımıyorum.’ Yerel mahkeme ‘ben istinafı tanımıyorum.’ Vatandaş olarak ben de ağır ceza kararını tanımıyorum. Ne güzel ya!”

“11 mahkeme üyesi aynı anda ‘istifa ediyorum’ desin bakalım ne oluyor”

Anayasa Mahkemesi’ni son derece pasif gördüğünü ifade eden Kocasakal, “Ben Anayasa Mahkemesi üyesi olacağım. Benim kararlarım tanınmayacak. Bir şey yapmak zorunda. Hiçbir şey yapamıyorsanız… Ben iddia ediyorum 11 mahkeme üyesi aynı anda ‘istifa ediyorum’ desin bakalım ne oluyor. Yerine gelen ‘ben de bundan sonra böyle yapacağım’ dese. Böyle kal, ikinci kere karar ver… Senin kararın tanınmıyor ya. Bu hepimize bir saldırıdır.” ifadelerini kullandı.

“Can Atalay, şu anda kesin olarak tutuklu ya da hükümlü değil açık ve kesin olarak tutsaktır”

Kocasakal konuşmasını şu sözlerle sonlandırdı:

“Her Allah’ın günü ‘Türkiye bir hukuk devletidir’ demek, Türkiye’nin bir hukuk devleti olmadığının tescilidir. Hukuk devleti olan bir yerde her Allah’ın günü bunu söylemeye gerek var mı? Mesele Tayfun Kahraman, Murat Çalık değil, onların nezdinde hepimizin hak ve hürriyeti, yaşamı, özgürlüğüdür. Can Atalay, şu anda kesin olarak tutuklu ya da hükümlü değil açık ve kesin olarak tutsaktır, esirdir, esaret altındadır. Bu bir hukuk devleti için kıyamettir ve bir rezalettir.”

Toplantıda diğer eski baro başkanları şu görüşleri dile getirdi:

Durakoğlu: Adli Tıp Kurumu’ndan raporlar almaya, alınacak raporların olumsuzluğunu onun tahliye edilmemesinin gerekçesi yapmaya çalışıyorsunuz; bunlar hukuk devletinde olmaz

Mehmet Durakoğlu: “Bazen olayları en basit şekliyle irdelemek gerekir. Ben hep kendime onu soruyorum. Tayfun Kahraman niye içerde? Çünkü mahkeme kararı var. Peki niye çıkması gerekiyor? Çünkü ortada bir mahkeme kararı var. İlk derece mahkemesi dediğimiz mahkemelerden verilmiş tutuklama kararları hatta bazen verilen hükümler bir başka mahkeme tarafından üstelik ilk derece mahkemesi de değil, konuşurken yüksek mahkeme diye bahsettiğimiz mahkemeler tarafından değiştiriliyor ya da bozuluyorsa orada uzun uzadıya değerlendirmeler yapmak bana yanlışmış gibi geliyor.

Hukuk devleti değiliz ki size şimdi hukuksal gerekçeler sunalım. Yargı bağımsız değil ki mahkemelerden çıkan kararlara hukuki gerekçeler ifade edelim. Böyle bir noktada değiliz maalesef. (Mehmet Murat Çalık) Murat başkan hükümlü de değil. Onu dışarı çıkarmanız bir dakikalık bir iş. Bir dakikalık başından beri aynı şeyi söylüyorum. Çıkarmamak için Adli Tıp Kurumu’ndan raporlar almaya çalışıyorsunuz. Adli Tıp Kurumu’ndan alınacak raporların olumsuzluğunu onun tahliye edilmemesinin gerekçesi yapmaya çalışıyorsunuz. Bunlar hukuk devletinde olmaz. Bunlar yargının bağımsız olduğu yerde olmaz. Biz aslında galiba psikologlara falan gitmeliyiz. Şu nefret nedir, kin nedir, galiba onları sorgulamalıyız. Hukuksal gerekçeler bu kadar açıkken bu kin neden, bu nefret neden? Bu insanlar neden içerideler? Şimdi Tayfun’la ilgili Murat başkanla ilgili falan konuşuyoruz, belki de konuşmadığımız için hakkını yediğimiz onlarca insan var. Gezi tutukluları niye içerideler? Neden ya neden içerideler?

Aydın: Türkiye’de artık yargı eliyle, hukuk eliyle, insan hakları ortadan kaldırılarak insanlar öldürülmek istenmektedir

Muammer Aydın: “İstanbul Barosu’nun sayın başkanı Anayasa ihlallerinde açık ve net biçimde ortaya koydu. Tabip Odası, insanların yaşam hakkı, sağlık hakkıyla ilgili yapılan çalışma sonucunda 29 Temmuz 2025 tarihli raporunu açık ve net biçimde ortaya koydu. Bütün bunlara karşılık demek ki geldiğimiz noktada Türkiye’de yargı gerçekten bağımsız olmaktan uzak ve yargı siyasi iktidarın bir gücü haline gelmiş durumda. Yargının öldüğünü çok net biçimde söyleyebiliriz, hukukun da öldüğünü çok net biçimde söyleyebiliriz. Geldiğimiz noktada Türkiye’de artık, yargı eliyle, hukuk eliyle, insan hakları ortadan kaldırılarak insanlar öldürülmek istenmektedir. Gerçekten, insanların yaşam hakkına, sağlık hakkına değer vermeyen ve yasaları uygulamayan siyasi iktidarın elinde güç halinde gördüğümüz yargı ve hukuk maalesef bugün Türkiye’de ölmüştür.

Haksız gözaltılarla, haksız tutuklamalarla bugün Silivri zindanlarında tutulan ve gece yarıları başka ceza evlerine gönderilen ve orada büyük sağlık sorunları yaşayan mahkeme kararlarının verildiği net biçimde ortadayken bunlara uyulmayarak yargının ve hukukun yok sayılması artık Türkiye’de bir şeylerin yapılması gerektiğini net biçimde ortaya koymaktadır. Bizler bugün, İstanbul Barosu’nun önceki başkanları olarak hukukun geldiği noktayı, yargının geldiği noktayı tekrar gözler önüne sermek istedik. Anlatılanların hepsi bir gerçektir; hikaye değil. Ama maalesef Türkiye Cumhuriyeti’nde herkes olanları bir hikaye gibi görmektedir. Gerçeklerden uzaklaşmadan yargıyı bağımsız hukuk devletini de var kılmak zorundayız”

Saraç: Sadece hukuk kuralları çiğnenmiyor, bir taraftan da sağlık biliminin kuralları da artık tanınmaz olmuş

Filiz Saraç: “Bugün, yıllardır haykırılmakta olan hukuka aykırılıklara bu defa ‘yeter artık’ demek üzere bir aradayız. Bir süredir yapılan uygulamalarla taraflı ve bağımlı hale gelmiş olan yargıyla, yargının araçsallaştırılmasıyla birlikte bir ülkenin temeli olan hukuk ve hukuk devleti ayaklar altında. Bugün üzeri örtülü aflarla bir sürü kişi dışarıya salınırken kadın cinayetleri konusunda duyarsız olunurken, silahla bir kamu kurumuna girilerek katledilen meslektaşımızın yaşadığı olay daha dünken gösterilmeyen hassasiyetlerin bugün önemli mevkilerde, sıfatlarda ve durumda olan, bu memleket için faydalı olan insanların sadece muhalif duruşları nedeniyle keyfi şekilde hukukun ayaklar altına alınarak uygulandığını görmekteyiz. Öyle uygulamalar ki bunlar, artık hukuk tartışmaktan vazgeçtik, insan vicdanı bunu kaldırmıyor. Sadece hukuk kuralları çiğnenmiyor, bir taraftan da sağlık biliminin kuralları da artık tanınmaz olmuş. Tutukluluk, istisna iken, kaçma şüphesi bulunmayan kimsenin orada ısrarla, yaşam riski biline biline tutulması aslında artık kasten insan öldürme suçunun işlenip işlenmediğinin gündemde olması gereken noktalara gelindi. Anayasa Mahkemesi kararları çiğnenmekte. Yargı organları görevini yapmamakta. Bugün aslında bu kuralları, yani temel hakları çiğneyenler, hukuk kurallarını çiğneyenler, yargılanması gereken onlardır”