(ANKARA) – Habertürk, Show TV, HT Spor, Bloomberg HT’nin de aralarında olduğu medya kuruluşları yanında çatısı altındaki 121 şirkete, ‘kara para ve suç gelirlerini aklama, kaçakçılık, dolandırıcılık, organize suç örgütü kurma’ soruşturmasıyla el konulan Can Holding’e kayyum atanması, ekonomi ve siyaset dünyasını sarstı.
Son birkaç ay içinde kara para aklama, sanal bahis, organize suç geliri ve benzeri gerekçelerle Flash Haber TV, Ekotürk TV gibi medya kuruluşlarına da Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından el konulup kayyum atandı. Önümüzdeki süreçte yeni ‘el koyma’ operasyonlarıyla, servetlerin-şirketlerin-holdinglerin el değiştireceği, 2001 bankacılık krizine benzer yeni dalgaların geleceği anlaşılıyor. 2001’e göre tek önemli fark, kirlenen, kararan, suçtan sağlanan gelirlerle oluşan sermayenin hızla büyümesi, aklanmak için özel hastanelerden güzellik salonlarına, özel üniversitelerden kolejlere, tatil köylerinden marinalara her alana sızılması. Son dönemde el değiştiren medya kuruluşları, medyaya giren adı sanı duyulmamış genç iş insanları dikkati çekerken, medyanın özellikle bu tür kirli sermaye açısından bir aklanma ve saygınlık alanı olarak seçilmesi öne çıkıyor.
Siyaset ve ekonominin dizaynında iktidarın önemli kozu haline gelen kayyumluk
15 Temmuz 2016’daki darbe teşebbüsü sonrası ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) ve yürürlüğe konulan Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) başlatılan kayyum uygulaması, OHAL sonrasında da sürdürülüyor. Siyaset ve ekonominin dizaynında iktidarın önemli kozu haline gelen kayyumluk, muhalif belediyelerin yanı sıra servet ve sermayenin el değiştirmesinde elverişli bir araca dönüşmüş durumda. 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrası el konularak TMSF’ye geçirilen medya, sanayi şirketleri, holdingler, altın madenleri ve rafinerileri, otel ve hastane zincirleri, finans kurumları ve benzerleri ile kayyumluk, ekonomide de yaygın şekilde uygulandı. Halen TMSF portföyünde kayyumlarca yönetilen yüzlerce şirket satışa çıkarılmayı bekliyor.
2001’de banka kriziyle el değiştiren medyada ikinci dalga ‘kara para ve organize suç’ ile geldi
Bir dönem holding ve sermaye grupları için rutin hale gelen ‘banka ve medya sahibi olma’ stratejisi, 2001 ekonomik krizinde TMSF’yi en büyük banka ve medya patronu konumuna getirdi. El konulan çok sayıda bankanın yanı sıra aynı grup bünyesindeki medya kuruluşları TMSF’ye geçti. 2002 seçimlerinde iktidara gelen AK Parti, hazır bulduğu bu tabloda TMSF’deki medya kuruluşlarının satışı ve el değiştirmesiyle yaygın bir iktidar medyası oluşturdu. O dönemde, ‘sahibi oldukları bankaların içini boşalttıkları için bankalarına ve medyalarına el konulan’ holdinglerin yerini, şimdi ‘kara para ve suç geliri akladığı, organize suç örgütü kurup yasa dışı gelirleri medya üzerinden akladığı’ ileri sürülen ve önemli kısmı bu iktidar döneminde palazlanan patronlar ve holdingler aldı. Can Holding bunun son örneği. Bu operasyon öncesi martta Flash Haber TV, Bank Pozitif ve Payfix el konularak TMSF’ye devredilirken, ağustosta EkoTürk TV ve aynı grup çatısındaki Papara Elektronik Para Transferi ve Ödeme Sistemleri A.Ş. ‘yasa dışı bahis ve suç geliri aklama’ gerekçesiyle TMSF kayyumlarının yönetimine geçti.
Sadece son 6 ayda kara para, organize suç, yasa dışı kumar sanal kumar ve bahis, kripto para, suç geliri aklama gibi soruşturmalarla 7 TV kanalı ve medya kuruluşuna TMSF kayyumları atandı. TMSF, daha önce el konulan, halen portföyünde bulunan 20’den fazla medya kuruluşu, haber kanalı, haber ajansı, internet sitesi vb. ile neredeyse Türkiye’nin en büyük medya patronu konumunda.
OVP’ye göre milli gelirde ihracat payı hızla düşecek ihracata dayalı büyüme modeli çöküyor
Resmi Gazete’de yayınlanarak kamuoyuna açıklanan 2026-2028 Orta Vadeli Program (OVP) ekonomik hedefleri ve önümüzdeki üç yıla dönük makro stratejiler Türkiye ekonomisinin temel taşlarından birisini oluşturan dış ticaretin ve özellikle en önemli döviz kaynağı olan ihracatın alarm verdiğini, milli gelirdeki ihracat payının üç yılda 10 puan gerileyeceğini gösteriyor.
Eski Başbakan ve Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın başlattığı ‘İhracata dayalı büyüme stratejisi’ 1990’lı yıllardan bu yana tüm iktidarların öncelikli ilkelerinden birisi oldu. Kronik cari açık ve ödemeler dengesi sorunu yaşayan, bu yüzden sık sık döviz kriziyle karşılaşan Türkiye ekonomisi açısından ihracat ve turizm en önemli döviz gelirleri.
İhracatı desteklemek için kurulan Türk Eximbank, ihracat teşvikleri, düşük faizli reeskont kredileriyle ihracatta atılım gerçekleştiren Türkiye, önce tekstil ve konfeksiyonda, ardından otomotiv, madencilik, makine imalat ve son yıllarda savunma sanayiinde iddialı konuma geldi. AB ve Rusya pazarında büyük pay sahibi olan ihracatçılar Ortadoğu ve Afrika pazarında ciddi hamlelere girişti.
“Çok sayıda şirket fabrikalarını başta Mısır olmak üzere başka ülkelere taşıyor”
Ancak son dönemde uygulanan ekonomi politikaları, sıkılaştırılmış para politikaları, yüksek faiz, yüksek enflasyon, Merkez Bankası rezervlerinin yakılıp eksiye düşmesi, Kur Korumalı Mevduat ve nihayet ihracatçıların döviz gelirlerinin yüzde 30’una el koyma kararları, dış ticareti açmaza soktu. İhracata dönük sanayi üretiminde gerileme, uygulanan kur ve faiz politikalarıyla ihraç mallarının pahalı hale gelmesi, rekabet gücünü yitirmesi yüksek enflasyon ve yüksek kredi faizleri önce tekstil ve hazır giyimi vurdu. Çok sayıda şirket fabrikalarını başta Mısır olmak üzere başka ülkelere taşıyor.
Cumhuriyetin 100’üncü yılı 2023’te, 500 milyar dolar ihracat hedefi koyan iktidarın büyük yanlışları yüzünden hedefler tutmadığı gibi yeni OVP’de 2028 ihracat hedefi bile 308,5 milyar dolarla 2023 hedefinin 200 milyar dolar altında.
2026-2028 OVP hedeflerinde dış ticaretin gerileyeceği, ihracatın yavaşlayacağı, milli gelirdeki payının hızla düşeceği peşinen kabul ediliyor. Gayrı Safi Yurt İçi Hasıla’daki (GSYİH-Milli Gelir) ihracat payı 2018’de yüzde 20 iken beş yılda hızla artarak 2022 sonunda yüzde 27,5’a yükseldi. Bu oran, GSYİH’deki ihracat payı açısından tüm zamanların en yüksek düzeyi. Ancak OVP verileri son üç yıldır bu payın düşüşe geçtiğini gösteriyor. 2025 sonunda yüzde 17,5’a ineceği öngörülen GSYİH’de ihracat payı 10 puan gerileyecek. OVP dönemi sonunda ise GSYİH’deki ihracat payı 2028’de yüzde 16,4’e düşecek. Bu hedefler, milli gelire ihracattan gelen katkının 2011’in de gerisinde kalacağı anlamına geliyor.
2022’de yüzde 39,3 olan milli gelir içindeki ithalat payı ise 2025 sonunda yüzde 23,4’e düşecek. Yine OVP hedeflerine göre ithalatın milli gelirdeki payı 2028 sonunda, yüzde 21,8’e gerileyecek. Bu hedef 19 yıl öncesinin, 2009’un da altında. Milli gelirde gerek ihracat gerekse ithalatın payının sert şekilde düşeceğinin öngörülmesi, refah ve büyümeye dış ticaret katkısının azalacağını gösteriyor. Özellikle ithalatın payının 19 yıl öncesinin de altına ineceğinin öngörülmesi, ithal hammadde, ara malı ve yatırımla üretim yapan ihracata dönük sanayide, ciddi üretim düşüşü ve daralma demek.
OVP dönemi boyunca yıllık büyüme hızı hedeflerinin düşürülmesi, yüzde 5 büyüme için 2028’in hedeflenmesi de üretim, istihdam, ihracatta gerilemeyi, ekonomide yavaşlama ve küçülmeyi teyit ediyor.

