(ANKARA) – 19 Mart sürecinin yarattığı sert dalgalanma henüz unutulmamışken, piyasalar şimdi yeni yargı kararlarıyla, içeride siyasi çatışmanın yükselebileceği riskine odaklanmış durumda. Ekrem İmamoğlu davasını başlatan Başsavcının Adalet Bakanlığı’na getirilmesi bu beklentiyi güçlendirdi. Aynı zamanda AK Parti içinde, ekonomideki başarısızlık eleştirilerinin arttığı ve Mehmet Şimşek ile ekibine yönelik parti içi seslerin yükselmeye başladığı da görülüyor. Kırılganlığın artarak devam ettiği mevcut süreçte, büyüyen siyasi riskler, ekonomiye ve ülkeye tahminlerden çok daha fazla zarar verebilir.
Merkez Bankası’nın açıkladığı rapor, 3 yıla yaklaşan ekonomik programa rağmen, enflasyonun hala kontrol altına alınamadığını açıkça gösterdi. Tahmin aralığı yüzde 21’e kadar yükseltilmesine rağmen, yüzde 16’lık enflasyon hedefi değiştirilmedi ama piyasalardaki beklenti de yüzde 24’ün üzerine çıktı.
Bu yılın sonunda, yüzde 22-23 enflasyonun altına inilmesi imkansız görülürken, mevcut iç ve dış siyasi risklerin de büyüdüğü görülüyor. Ekonominin hala dengesini bulamadığı, enflasyonun yüzde 30’un bile altına indirilemediği bir iklimde siyasi risk algısının büyümesi, piyasaların moralini bozmaya başladı.
Piyasalar, bu yılın sonuna kadar enflasyonun ineceği noktanın, büyük ihtimalle 2027’de yapılması beklenen seçimler nedeniyle, “dip nokta” olacağını iyi biliyor. 2027 yılı başından itibaren, olası erken seçim nedeniyle, yüksek tutulması beklenen asgari ücret, çalışan ve emekli maaş zamları nedeniyle, enflasyonun yeniden artış trendine gireceğine kesin gözüyle bakıyorlar.
O nedenle de enflasyonda 2026 yıl sonunda inilecek noktanın, orta vadede, en düşük oran olarak kalması bekleniyor. Bu yılki enflasyon oranı, piyasaların önümüzdeki dönemi planlarken, baz alacakları seviyeyi belirleyecek.
Sadece enflasyonla mücadele açısından değil, ekonominin diğer göstergeleri açısından da önemli bir başarıdan söz edilemiyor. Bütçe açıkları deprem harcamalarının devreden çıkmasıyla düşecek, ancak gelecek yıldan itibaren tekrar büyümesi kaçınılmaz.
Asgari ücrete temmuz zammı talepleri öne çıkacak
Enflasyon hızla düşürülemezse, bu yıl ortasında “asgari ücrete temmuz zammı talepleri” öne çıkacaktır. Bu olasılık 2026 bütçesi ve makro dengeleri açısından önemli bir darbe yaşatabilir.
Cari açık son iki yıldır düzeliyordu ama 2025 Aralık verileri, yıllık açığın yine 25 milyar doları bulduğunu gösterdi. 2024’deki, altın hariç 3 milyar dolarlık cari fazlaya karşılık, 2025’de altın hariç açık 5 milyar dolar oldu. Bir yıldaki 8 milyar dolarlık bozulmanın, bu yıl artacak talep nedeniyle yeniden yükselişe geçmesi de, ileriye dönük risk unsuru olarak önümüze gelebilir.
Bakan atamaları piyasaları tedirgin etti
Merkez Bankası yönetimi, sıcak para girişleriyle son dönemde rekor seviyelere ulaşan “döviz rezervlerinin, olası şokları atlatmak için yeterli olacağını” söylüyor. Ancak son döviz rezervlerine bakarsak, artan rakamın büyük ölçüde dolardan kaçış nedeniyle Türkiye’ye gelen sıcak para ve altın fiyatlarındaki yüksek artışlardan kaynaklandığını görüyoruz. Bu açıdan bakılınca, rezerv kıyaslaması açısından, 2025’de rezervlerde büyük kayba neden olan 19 Mart’taki Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması sürecini baz almak doğru olur.
Altın etkisinden arındırıldığında, hala 19 Mart’taki rezerv seviyesinin altında kaldığı görülüyor. Bu da olası iç ve dış siyasi risklerin, büyüklüğüne göre, rezerv yeterliliğinin yeniden değerlendirilmesinde önemli olacağını gösteriyor.
Geçmişteki Rahip Brunson örneğindeki gibi, önemli dış siyasi şoklar yaşandığı takdirde, panik havasının rezervlerde çok önemli kayıplara neden olabildiği, hala hafızalarda canlı. Son günlerde piyasaların dikkatini çeken en önemli riskin, “yeni yargı kararlarıyla, içerideki siyasi çatışmanın yükselmesi” olduğuna şahit oluyoruz. Piyasa aktörleri, son aylarda kanıksadıkları için fazla bakmadıkları siyasi krizleri, yeniden yakından takip etmeye başladıklarını söylüyorlar.
Bu tedirginliğe neden olan son önemli gelişme, İçişleri ve Adalet Bakanlıklarına yapılan yeni atamalar oldu. Özellikle Ekrem İmamoğlu davasını başlatan Başsavcının, tüm yargı sisteminin patronu sayılan Adalet Bakanlığı makamına getirilmesi, önümüzdeki dönem yeni siyasi çatışma beklentisini artırdı.
Piyasalar, CHP’ye kayyum davası, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı muhtemel Cumhurbaşkanı adayı görülen Mansur Yavaş’a da dava açılacağı beklentisini hemen gündemlerine aldılar. CHP’ye dönük, çok sert yargı baskısı geleceği beklentisi, siyasi tansiyonun yeniden yükseleceği korkusu yaratıyor. İşte bu, yeniden yükselişe geçecek siyasi risk unsuru, piyasaları ciddi biçimde tedirgin ediyor. Enflasyonun, uygulanan programın getirdiği gelir dağılımındaki aşırı bozulmaya rağmen, düşmemesi önemli bir toplumsal sorun haline geldi.
Bununla birlikte AK Parti içerisinde, “ekonomide başarısızlık şikayetlerinin yeniden arttığını, Bakan Mehmet Şimşek ve ekibine karşı parti içinden seslerin yükselmeye başladığını” da söyleyebiliriz. Bakan Şimşek’in istediği kararları alamadığı, tek karar alıcının Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğu unutuluyor.
Ekonomide dengeler oturtulup, istikrarın sağlanmasında başarı sağlanamadı. Kırılganlığın artarak devam ettiği mevcut süreçte, büyüyen siyasi riskler, ekonomiye ve ülkeye, tahminlerden çok daha fazla zarar verebilir.

