Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Altın Ayı kazanan İlker Çatak imzalı Sarı Zarflar, Türkiye’de vizyonda…

76. Berlin Uluslararası Film Festivali’nden (Berlinale) Altın Ayı ödülü kazanan İlker Çatak imzalı “Sarı Zarflar”, Türkiye’de vizyona girdi. Özgü Namal ve Tansu Biçer’in başrollerini paylaştığı film, akademi, sanat ve gündelik hayatın içine sızan baskı mekanizmalarını görünür kılıyor. Yönetmen İlker Çatak, metni Barış Akademisyenlerine okuttuklarını, süreci bu tanıklıklarla derinleştirdiklerini söyledi.

76. Berlin Uluslararası Film Festivali’nden (Berlinale) Altın Ayı ödülü kazanan İlker Çatak

Haber: Hilal Solmaz

(İSTANBUL) – 76. Berlin Uluslararası Film Festivali’nden (Berlinale) Altın Ayı ödülü kazanan İlker Çatak imzalı “Sarı Zarflar”, Türkiye’de vizyona girdi. Özgü Namal ve Tansu Biçer’in başrollerini paylaştığı film, akademi, sanat ve gündelik hayatın içine sızan baskı mekanizmalarını görünür kılıyor. Yönetmen İlker Çatak, metni Barış Akademisyenlerine okuttuklarını, süreci bu tanıklıklarla derinleştirdiklerini söyledi.

Berlinale’de Altın Ayı ödülüne layık görülen İlker Çatak’ın yönettiği “Sarı Zarflar”, Türkiye’de vizyonda. Başrollerinde Özgü Namal ile Tansu Biçer’in yer aldığı film, açığa alınan bir akademisyen ile bir tiyatrocunun hayatı üzerinden, günümüz Türkiye’sinde akademi, sanat ve birey arasına sıkışan yaşamları odağına alıyor.

Filmin yönetmeni ve senaristi İlker Çatak, senarist Ayda Meryem Çatak ve senarist-yapımcı Enis Köstepen, İstanbul Modern’de, gazetecilerle bir araya gelerek filme dair soruları yanıtladı, filmin çıkışında etkili olan akademik ve toplumsal süreçleri anlattı.

Söyleşide, filmin yalnızca bireysel bir hikâye anlatmadığı; sistematik baskı, yalnızlaşma, ekonomik sıkışmışlık ve kırılgan direniş üzerine kurulduğu vurgulandı.

Filmde bir sabah gelen “sarı zarflar”, yalnızca resmi bir tebligatı değil; bir hayatın askıya alınmasını, bir kimliğin silinmesini ve geleceğin belirsizliğe itilmesini de simgeliyor. Üniversiteden uzaklaştırılan akademisyenler ve sanat üretimi baskı altına alınan tiyatrocular üzerinden ilerleyen anlatı, kişisel hikâyeyi hızla politik bir zemine taşıyor.

Anka Haber Ajansı’nın sorusu üzerine yönetmen İlker Çatak, filmin hazırlık sürecinin yoğun bir araştırma dönemine dayandığını anlattı. Böyle bir hikâyeyi kurarken, benzer süreçlerden geçmiş insanlarla temas kurmadan ilerlemenin mümkün olmadığını söyleyen Çatak, hem akademi hem de sanat alanından çok sayıda kişiyle görüştüklerini ifade etti.

Ankara’da Süreyya Karaca, Berlin’de Fırat Erdoğmuş ve Hilal Alkan gibi isimlerle bir araya geldiklerini; filmde de yer alan Kemal Kocatürk’ün yanı sıra farklı çevrelerden birçok kişiyle uzun görüşmeler yaptıklarını belirten Çatak, yalnızca tanıklıklara değil, yazılı kaynaklara da başvurduklarını, çok sayıda makale, kitap ve kişisel anlatı okuduklarını, yaklaşık yarım yıla yakın bir süreyi sadece araştırmaya ayırdıklarını dile getirdi.

Senaryo belirli bir aşamaya geldikten sonra da bu temasların sürdüğünü anlatan Çatak, metni Barış Akademisyenlerine okuttuklarını, geri dönüşler aldıklarını ve süreci bu tanıklıklarla derinleştirdiklerini söyledi.

İlker Çatak, Barış Ünlü’nün “Türklük Sözleşmesi” adlı kitabının yazım aşamasında kendileri için önemli kaynaklardan biri olduğunu, Nilgün Toker’in “beklemek” üzerine kaleme aldığı metnin de filmde güçlü bir karşılık bulduğunu belirtti.

Hazırlık sürecini “oldukça geniş bir araştırma” olarak tanımlayan Çatak, filmin yalnızca kurmaca bir hikâye olarak değil, gerçek hayatta yaşanmış kırılmaların, tanıklıkların ve düşünsel arka planın içinden beslenerek ortaya çıktığını vurguladı.

“İlk ilham kaynaklarından biri Barış Akademisyenleri’nin yaşadıklarıydı”

Senarist ve yapımcı Enis Köstepen ise filmin doğrudan bir “Barış Akademisyenleri filmi” olarak kurulmadığını, ancak çıkış noktasının bu süreç olduğunu ifade etti. Köstepen, “İlk ilham kaynaklarından biri Barış Akademisyenleri’nin yaşadıklarıydı. Ama bunu birebir yeniden kurmak değil, daha soyut bir zeminde anlatmak istedik” diye konuştu.

Çatak da bu tercihin bilinçli olduğunu vurgulayarak, hikâyeyi yalnızca Türkiye’ye ait bir örnek gibi sunmak istemediklerini söyledi. “Batı’nın, başka ülkelere parmak göstererek kendini aklama konforunu bozmak istedik” diyen Çatak, filmin Türkiye’ye referans verdiğini ancak Almanya’dan ABD’ye kadar farklı coğrafyalarda da karşılığı olan bir baskı rejimini düşündürdüğünü belirtti.

“Gündelik kararlar da politik”

Söyleşide, filmde sanat ile politikanın ilişkisi de tartışılan başlıklardan biri oldu. “Politikaya bulaşmadan sanat yapmak mümkün mü?” sorusuna yanıt veren Ayda Meryem Çatak, politik duruşun olmamasının da başlı başına politik bir tavır olduğuna işaret etti.

Filmde işlerini kaybeden karakterler üzerinden etik, vicdan ve geçim meselesini birlikte düşündüklerini belirten Çatak, kolay cevaplar vermek yerine sorular açmak istediklerini söyledi.

Çatak ise filmin ikinci yarısında politikanın geri çekildiği yönündeki yorumlara katılmadığını belirterek, “Özel olan politiktir. Çocuk büyütmek, cinsel kimlik, dinsel kimlik… Bunların hepsi özel olduğu kadar toplumla ilişkisi nedeniyle politiktir” dedi. Yönetmen, bu nedenle filmde ilk bakışta kişisel gibi görünen alanların da politik baskının etkisini taşıdığını ifade etti.

Filmdeki tetikleyici etkiler de söyleşide gündeme geldi. Özellikle yargılama ve savunma sahnelerinin, benzer süreçlerden geçen izleyiciler üzerinde güçlü bir etki yarattığı aktarıldı. Ancak Çatak, bu etkiyi yalnızca olumsuz bir sonuç olarak görmediğini belirterek filmin aynı zamanda “yalnız değiliz” duygusunu güçlendirdiğini söyledi.

“Aziz’i Sahnede Gördüğüm Anda Buldum, Derya Hep Özgü Namal’dı”

Özgü Namal ve Tansu Biçer’in oyunculuk süreçlerine de değinen İlker Çatak, her iki oyuncunun da daha yazım ve hazırlık aşamasında zihninde netleştiğini anlattı. Tansu Biçer’i sahnede izledikten sonra Aziz karakteri için kararının hızla kesinleştiğini belirten Çatak, “Sahnede izlediğim anda, iki cümle söyledikten sonra ‘Aziz budur’ dedim” sözleriyle oyuncu seçiminin ne kadar erken bir aşamada şekillendiğini ifade etti.

Biçer’in sahnedeki varlığının ve karakter kurma biçiminin doğrudan senaryoyla örtüştüğünü söyleyen yönetmen, casting sürecinde de bu ilk izlenimin belirleyici olduğunu vurguladı.

Özgü Namal için ise çok daha eskiye dayanan bir hafızaya işaret eden Çatak, oyuncuyu yıllar önce Ferhan Şensoy’un sahnesinde izlediğini ve o anın kendisinde güçlü bir iz bıraktığını anlattı.

“O dönem ne tiyatrodan ne sinemadan çok anlıyordum ama sahnede pek çok güçlü oyuncu varken bile aklımda tek kalan isim Özgü Namal olmuştu” diyen Çatak, Namal’ın sahnedeki enerjisinin ve sesinin etkileyiciliğinin hafızasında kaldığını dile getirdi. Senaryo sürecinde Derya karakterini yazarken de bu etkinin belirleyici olduğunu belirten ekip, karakterin hem kırılgan hem güçlü yapısının Namal’la birlikte düşünüldüğünü ifade etti.

Çatak, oyuncu seçiminde yalnızca bireysel performansın değil, iki oyuncu arasındaki kimyanın da önemli olduğunu vurgulayarak, Namal ve Biçer’i bir araya getirdiklerinde ortaya çıkan etkileşimin kararlarını pekiştirdiğini söyledi.

Uzun bir aranın ardından yeniden kamera karşısına geçen Özgü Namal’ın projeye dahil olmasının da film için özel bir anlam taşıdığını belirten yönetmen, her iki oyuncunun da karakterlere kattığı derinliğin filmin duygusal gücünü belirleyen unsurlardan biri olduğunu dile getirdi.

Namal’ın sahnedeki enerjisinin ve oyunculuk gücünün karakterin oluşumunda belirleyici olduğunu söyleyen Ayda Meryem Çatak, Derya’yı yazarken zihninde hep Namal’ın var olduğunu ifade etti. “Çıtı pıtı gibi görünen ama aslında çok güçlü bir enerjisi olan bir karakter düşündük” dedi. Derya’nın yalnızca bir “mağdur” ya da “güçlü kadın” kalıbına sıkıştırılmadığını, aksine kendi iç çelişkileriyle var olan, kararlarıyla dönüşen bir karakter olarak tasarlandığını, bu nedenle yazım sürecinde oyuncunun taşıdığı potansiyelin karakterin katmanlarını derinleştirdiğini söyleyen Çatak, Özgü Namal’ın varlığının senaryonun duygusal tonunu da etkilediğini ifade etti.

“Görünmez baskı ekonomik”

Söyleşinin dikkati çeken başlıklarından biri de ekonomik baskı oldu. Hukuksal baskının yanında görünmez ama belirleyici bir ekonomik şiddetin de var olduğuna işaret eden Çatak, “Her şeyin ucunda kapitalizm var. Karakterleri seçim yapmaya zorlayan görünmez baskı ekonomik baskı” dedi.

“Sarı Zarflar”da umut değil, yüzleşme var”

Çatak, filmin umut vermek zorunda olup olmadığı yönündeki soruya ise “Benim görevim umut dağıtmak değil. Gördüğüm şeyi tarif etmek ve bunun seyircide farklı sorgulamalara yol açmasını ummak” yanıtını verdi. Yönetmen, sinemayı hazır cevaplar sunan bir alan değil, tartışma açan bir zemin olarak gördüğünü söyledi.