(ANKARA)- DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, İran’a yönelik saldırılar karşısında Türkiye’nin hukukun yanında durması gerektiğini vurgulayarak, “Şu anda büyük resme baktığımızda burada İran haklı ve hukuka aykırı bir şekilde saldırı altında. Dolayısıyla burada doğal olarak durmamız gereken taraf hukukun yanı, mazlumun yanı olmak zorunda” dedi.
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Tele2 Haber’de Gündem Özel programında gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İran’a yönelik saldırılar karşısında Türkiye’nin hukukun ve madurun yanında durması gerektiğini dile getiren Babacan, Türkiye’nin taraflı açıklamaların parçası olmaması gerektiğini söyledi. Ekonomide derinleşen sektörel çöküşe karşı acil yapısal ve sektörel adımlar çağrısı yapan Babacan, enflasyon yönetimindeki yanlışlara dikkat çekti.
Babacan, imha edilen füzelerle ilgili, “İnşallah engellenemeyen bir başka vaka yaşamayız. Çünkü o zaman Türkiye’deki psikoloji de çok değişir. Şu anda Türkiye’de genel eğilim; ‘Burada bir mağdur var, uluslararası hukuka aykırı bir şekilde saldırı altında bir ülke var.’ Dolayısıyla bizim tutumumuz ülke olarak hukukun yanında durmak, zayıfın yanında durmak. Haklı ama zayıfın yanında durmak. Şu anda büyük resme baktığımızda burada İran haklı ve hukuka aykırı bir şekilde saldırı altında. Dolayısıyla burada doğal olarak durmamız gereken taraf hukukun yanı, mazlumun yanı olmak zorunda” ifadelerini kullandı.
“Türkiye aklıselim duruşunu bozmamalı”
Babacan, Türkiye’nin de imzaladığı ve İran’ın bölge ülkelerine yönelik saldırılarını kınayarak askeri eylemlerin derhal sonlandırılmasını istediği ortak bildiriyle ilgili, “Keşke Türkiye’nin imzası olmasaydı o açıklamanın altında diyorum. Talihsiz, taraflı bir açıklama. Türkiye’nin bu tür talihsiz ve taraflı açıklamaların altında imzasının olması doğru değil. Bunu Körfez ülkeleri kendi aralarında toplanıp açıklayabilirler. İran’la onların ilişkileri daha farklıdır. Körfez ülkelerinin İran’la ilişkileri daha farklıdır. Ama Türkiye’nin daha ağırbaşlı, daha o ta 1639’dan bu yana korunan Türkiye-İran dengesini koruyan, İran’ın da saygın bir ülke olduğunu kabul eden, teyit eden, İran medeniyetinin kökü çok derinlerde olan bir medeniyet olduğunun farkında olan, o aklıselim duruşunu Türkiye’nin bozmaması lazım. Ama karşı tarafın da Türkiye’nin sabrının sınırlarını zorlamaması lazım” diye konuştu.
“Yapısal reformlarla bu çöküş bir an önce durdurulmalı”
Türkiye’de birçok fabrikanın kapanmasına yol açan sektörel krizlerle ilgili konuşan Babacan, şöyle devam etti:
“Manisa’da tek bir firma beyaz eşya, elektronikte 9 bin 500 kişiyi işten çıkartmıştı. Ve ona tedarik sağlayan firmalarda da durum kötü. Zaten savaş başlamadan önce Türkiye’de pek çok sektörde bir çöküş başlamıştı. Bu savaşla beraber bu çöküşün hızlanma ihtimali var. Daha farklı sektörlere bu çöküşün yayılma ihtimali var. Dolayısıyla yapılması gereken acilen Türkiye’de hem yapısal reformlarla hem de sektörel politikalarla bu çöküşü bir an önce durdurmak.
Enflasyonu yönetmek ayrı bir beceridir. Özellikle böyle hızlı şoklarda, ani hammadde fiyatı artışlarında; petrol fiyatında olduğu gibi, bunun enflasyona sirayetinin yumuşak olması ve zamana yayılması çok kilit bir konudur. Diyelim ki petrol fiyatları yüzde 50 arttı, ‘Tamam, ben de benzini yüzde 50 artırırım’ diyemezsiniz. Biz bunu zamanında yapmadık. Şoklarda bu şoku hemen zamana yaydık. Diyelim ki yüzde 20 zam mı geldi petrole? Biz bu yüzde 20 zammı en az dört-beş aya yaydık. Küçük küçük. Aradaki farkı biraz vergi gelirinden fedakârlık ettik. Biraz başka imkânları devreye soktuk. Ama gelen şokları yumuşatarak iç piyasaya yansıttık. Onun için petrol fiyatı 20 dolardan 150 dolara çıktığı halde Türkiye’de enflasyon tek hanede kaldı. Fakat bunu maalesef bilmiyor bu arkadaşlar. Çünkü reel sektör nosyonları yok. ‘Bana ne’ diyor, ‘ben karışmam’ diyor. ‘Petrole yüzde 50 zam’ diyor, ‘benzini artır yüzde 50’. Böyle ekonomi yönetmekte ne var Allah aşkına? Yönetmiyorsun izliyorsun demek ki. Oraya bir yapay zekâya bile gerek yok, basit bir bilgisayar programı koy. Petrol fiyatı arttı mı benzinin fiyatını, motorin fiyatını arttırır sana, bilgisayar yapar.
“Siyasi operasyon olduğunu ilk gün söyledik”
Yargıda bir usul, bir de esas diye kavram vardır. Usul yöntem, esas da gerçekten bir problem var mı yok mu? Şimdi yöntem açısından biz bu işin yanlış olduğunu ve bir siyasi operasyon olduğunu zaten ilk gün söyledik. Hatırlarsanız benim Saraçhane’ye gidip de Sayın Özel’e geçmiş olsun ziyaretinde bulunduğumda basına yaptığım ilk açıklamada dedim. Bu akşam saat 6’da diploma iptali, ertesi sabah 6’da gözaltı. Bunda, dört ayrı birbirinden bağımsız dosyayı böyle paketleyip de gözaltına gerekçe göstermek…. Bu usulen böyle bir şey yok. Belli ki burada bir siyasi koordinasyon var arkada.
Şu anda belediye mevzuatı çok geniş, çok esnek. Bir sürü gri alan var ve dürüst çalışma niyetinde olan belediye başkanları bile göreve geldikten hemen sonra maalesef yanlış yollara, yanlış yönlere itiliyorlar. En basitinden hemen ilçe belediyesi, ilçe teşkilatı geliyor. ‘Ya başkan biz seni seçtirdik. Bizim ilçede de şöyle şöyle ihtiyaçlar var.’ Bu göreli olarak en temiz iş. Belediyeden aynı partinin ilçe teşkilatına bazı imkânlar sunulması. Hiç olmazsa diyorsunuz ki kurumdan kuruma. O bile yasak. O bile ahlaki değil. Ne yapılması lazım? Bu belediye mevzuatının o geniş çerçevesinin biraz daraltılması lazım. Gri alanların yok edilmesi lazım. Belediyecilikle alakalı bir etik kurallar silsilesinin resmen ilan edilmesi lazım. Bizim var bu çalışmalarımız da belediye başkanları için.
“Yeni Yol Grubu çok nitelikli bir muhalefet yapıyor”
Yeni Yol Grubu çok nitelikli bir muhalefet yapıyor. Bu, muhalefetin etkili olmasında en önemli sebebi özellikle mevcut iktidarı destekleyen kitlenin vicdani rahatsızlıklarının farkında olan ve ‘Bu böyle olmamalı, daha iyisi olabilirdi’ duruşunu da çok açık ortaya koyan bir muhalefet. Meclis’e de çok nitelikli katkımız var bu grup vasıtasıyla. Ama bugün bu Yeni Yol sadece bir ortak grup. Henüz bir ittifak değil, henüz bir seçim iş birliği şeklini almış değil.
Bizim bundan sonraki hedefimiz inşallah; Türkiye’nin bu iki kutuplu siyasetini yanlış görüyoruz, ‘Türkiye böyle siyah beyaz gibi iki tercihten birine mahkûm edilmemeli’ diyoruz. Bu siyaset sahasını çoraklaştırır. Dolayısıyla siyaseti renklendirmek ve vatandaşlarımızın da tercihlerini çoğaltmak gerekir diyoruz. Bunun için de hem iktidar bloğundan uzak hem de ana muhalefet bloğundan da uzak yeni bir seçim ittifakı, seçim iş birliği yapısı oluşturmak istiyoruz. Dolayısıyla bunun da en doğal ilk adımı, bu Yeni Yol’daki partilerin herhalde bir şekilde sadece ittifak ortağı, sadece grup ortağı değil, aynı zamanda bir ittifak ortağı da olmaları. İktidarla bu işin gitmeyeceğini gören ama şu ya da bu sebeple de ana muhalefetle de yakın olmak istemeyen çok sayıda parti var şu anda. Zaten ana muhalefetin de başka partilerle şu anda böyle bir arzusu da yok.”

