Kamera: Mehmet ÇALPAR
(SİLİVRİ/İSTANBUL) CHP Silivri Dayanışma Merkezi’nde ADA 29. buluşmasında konuşan Dilek Kaya İmamoğlu, bir yılı aşkın süredir adalet beklediklerini belirterek, “Şimdi hakikatin bir an önce ortaya çıkmasını, bu sürecin adaletle sonuçlanmasını istiyoruz” dedi. Davaların başladığını ve sanıkların dinlendiğini anımsatan İmamoğlu, sürecin dayanaksız beyanlar üzerine kurulduğunu söyledi. “Gerçek şudur: Bu dava dayanaktan yoksun beyanlara dayanmaktadır ve tutuklamalar yalnızca bu beyanlara dayanılarak yapılmıştır” diye konuşan İmamoğlu, insanların aleyhlerindeki iftiralarla bir yıldır cezaevinde tutulduğunu ifade etti. Kendi abilerini örnek göstererek, “Ali Kaya ve Cevat Kaya’nın tek ‘suçu’ benim abim olmalarıdır” ifadelerini kullandı. Şeffaflık talebini yineleyen İmamoğlu, medya üzerindeki baskıya da değindi, “İsmail Arı, Alican Uludağ gibi gazeteciler kamuoyunu doğru bilgilendirme sorumluluklarını yerine getirmişlerdir. İnsanlara gerçekleri aktarmak suç değildir. Gazetecilik suç değildir” dedi.
19 Mart operasyonu mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı (ADA), 29. buluşmasını CHP Silivri Dayanışma Merkezi’nde gerçekleştirdi. Buluşmaya; CHP İstanbul Milletvekili ve CHP Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi (CAO) Millî Eğitim Politika Kurulu Başkanı Suat Özçağdaş, tutuklu yakınları, sivil toplum gönüllüleri, avukatlar, gazeteciler ve bir grup vatandaş katıldı. 29. buluşmanın basın açıklaması, Silivri’de, 12 metrekarelik bir hücrede tutulan İBB Başkanı, CHP’nin ve 25,5 milyon vatandaşın cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun eşi ve sivil toplum gönüllüsü Dr. Dilek Kaya İmamoğlu tarafından okundu. İmamoğlu şunları söyledi:
“Türkiye’nin dört bir yanından yükselen dayanışma bize güç verdi”
“Bir yılı aşkın süredir omuz omuza yürüdüğümüz bu zorlu yolda aylarca iddianame bekledik, duruşma günleri gelsin diye gün saydık. Şimdi hakikatin bir an önce ortaya çıkmasını, bu sürecin adaletle sonuçlanmasını istiyoruz. Tüm bu süreçte hep birbirimize yaslandık; Türkiye’nin dört bir yanından yükselen dayanışma bize güç verdi. En özel günlerimizi sevdiklerimizden ayrı geçirmek zorunda kaldık, bayramları hep bir yanımız eksik yaşadık. Artık bir an önce adaletin yerini bulmasını istiyoruz; sevdiklerimizden ayrı düşeceğimiz tek bir günümüz daha olmasın.
“Artık gerçeği tüm Türkiye görüyor”
Davalar başladı, 3 haftadır sanıklar dinleniyor. İlk günden itibaren söylediklerimizin ne kadar doğru olduğu, mahkeme süreci ilerledikçe daha açık biçimde ortaya çıkıyor. Artık gerçeği tüm Türkiye görüyor. Gerçek şudur: Bu dava dayanaktan yoksun beyanlara dayanmaktadır ve tutuklamalar yalnızca bu beyanlara dayanılarak yapılmıştır. Ne yazık ki bu beyanlardaki iftiralarla ve altı boş söylemlerle insanlar bir yıldır cezaevinde. Ailelerinden, sevdiklerinden ayrı; özgürlüklerinden mahrum bırakılmış durumdalar. Neden? Çünkü sadece birileri aleyhlerinde beyan verdikleri için. Üstelik aleyhlerindeki bu beyanların güvenilirliği daha ilk günlerde sorgulanır hale gelmiş olmasına rağmen.
“Aileler üzerinden yürütülen böyle bir süreci toplumun hangi vicdanı kabul eder?”
İnsanlar, bu dayanaksız iddialara cevap verebilmek için bir yıl boyunca cezaevinde kaldı. İlk savunmalarla birlikte bu beyanların ne kadar gerçek dışı olduğu ortaya çıktı. Kendi ailemden örnek vermem gerekirse: Abilerim Ali Kaya ve Cevat Kaya’nın tutuklulukları sadece tanık beyanına dayanıyor. Bunu destekleyen başka hiçbir somut delil yok. Oysa hepimiz biliyoruz ki Ali Kaya ve Cevat Kaya’nın tek ‘suçu’ benim abim olmalarıdır. Soruyorum size, aileler üzerinden yürütülen böyle bir süreci toplumun hangi vicdanı kabul eder?”
“Bu tutukluluk yalnızca bir hukuk sorunu değil, Türkiye’nin geleceğine verilen bir zarardır”
Bugün hala haklarında iddianame yazılmasını bekleyen tutuklular olduğunu anımsatan Dilek Kaya İmamoğlu şöyle devam etti:
“Neden içeride olduklarını tam olarak bilmeden aylardır cezaevinde tutulan belediye başkanları, bürokratlar, emekçiler var. Dahası, iddianamedeki suçlamalar doğru kabul edilse ve haklarında mahkûmiyet kararı verilse bile, alacakları cezadan çok daha uzun süre tutuklu kalan insanlar var. Ve onlar hâlâ hapisteler. Bu insanlar kim? Ülkesine hizmet etmek için yıllarını vermiş bürokratlar, seçilmiş belediye başkanları, kurumlarını büyütmek için gecesini gündüzüne katmış yöneticiler. Onların yokluğu yalnızca ailelerini değil, yönettikleri şehirleri ve ülke ekonomisini de derinden etkiliyor. Bu tutukluluk yalnızca bir hukuk sorunu değil, Türkiye’nin geleceğine verilen bir zarardır.
“Bir insan hayatı, bir insanın özgür günleri bu kadar ucuz değildir, olmamalı”
Oysa yargılamalar daha hızlı ve gerçekten hukuka uygun yürütülseydi, bugün ortaya çıkan tablo bambaşka olurdu. Bu insanlar bugün ailelerinin yanında olurdu. Bu bayramı çocuklarıyla geçirirlerdi. Bırakın bayramı, mahkeme salonlarında bile ailelerini, sevdiklerini görmek için imkan tanınmıyor. Mahkeme salonuna girişlerde zorluklar yaşatılıyor. Her gün yen bir sürprizle karşılaşıyoruz. Peki neden hapiste tutuluyorlar? Cevap acı ve net: İnsanları peşinen cezalandırıyorsunuz, üstelik suçlu bulunsa dahi alacağı cezadan daha fazlasını yatırıyorsunuz. Bir insan hayatı, bir insanın özgür günleri bu kadar ucuz değildir, olmamalı. İnsanların hayatından asla geri alamayacağınız zamanları çaldığınızı unutmayın.
“Olmayan bir suç hiçbir zaman ortaya çıkamaz!”
Mahkemenin amacı suçu ortaya çıkarmaktır. Biz kendimizden eminiz; sevdiklerimizin hiçbir suçu olmadığını, siyasi nedenlerle cezalandırıldığını biliyoruz. Çünkü olmayan bir suç hiçbir zaman ortaya çıkamaz! Eğer siz de iddianameden eminseniz, gelin davaları canlı yayınlayın dedik; herkes neyin ne olduğunu görsün dedik ama talebimiz kabul görmedi. Sözde bize destek verenler mecliste geri adım attılar. Biz ısrarcıyız; bu yargılamanın şeffaf biçimde, halkın gözü önünde yürütülmesini talep ediyoruz.
Önerisini yineledi
Davalar canlı yayınlanmıyorsa siyasi partiler toplumu bilgilendirme sorumluluğunu üstlenmelidir. Bu nedenle daha önce de dile getirdiğim iki önerimi bir kez daha yineliyorum. Birincisi; başta AK Parti, MHP, İYİ Parti ve DEM olmak üzere tüm siyasi partilerin hukuk komisyonlarından liyakatli hukukçuların bu süreci yakından takip etmesi. Mahkeme süreçlerine gözlemci olarak katılmaları ve gördüklerini doğrudan kamuoyuna rapor etmeleri. Böylece herkes gerçeği açıkça görür, kimsenin aklında soru işareti kalmaz. İkincisi; Ekrem İmamoğlu’nun savunmasının yapılacağı duruşmaya, yine aynı şekilde siyasi partilerin genel başkanlarının da katılması. Çünkü bu mesele artık yalnızca bir dava değil, toplumun vicdanına dokunan bir mesele haline gelmiştir.
“Sırf birilerinin işine gelmiyor diye doğru haber yapan gazetecileri tutuklayamazsınız”
Bu kadar önemli bir davada medyanın görevini yerine getirmesi ne yazık ki zorlaştırılıyor. Basın mensupları mahkeme salonunda sanıkları göremeyecekleri, duyamayacakları arka sıralara yerleştiriliyor. Oysa basın toplumun gözüdür, kulağıdır, vicdanıdır ve demokrasinin en temel ayaklarından biridir. Siz toplumun gözünü, kulağını, vicdanını kapatmaya çalışıyorsunuz. Kısıtlamalar getirerek gerçeğin gün yüzüne çıkmasını engelleyemezsiniz, bunu kabul etmiyoruz. İsmail Arı gibi, Alican Uludağ gibi gazeteciler kamuoyunu doğru bilgilendirme sorumluluklarını yerine getirmişlerdir. İnsanlara gerçekleri aktarmak suç değildir. Gazetecilik suç değildir. Sırf birilerinin işine gelmiyor diye doğru haber yapan gazetecileri tutuklayamazsınız. Basına yönelik bu baskı ve sindirme çabalarını asla kabul etmiyoruz. Yalnızca görevlerini yerine getirdikleri için tutuklanan gazeteciler derhal serbest bırakılmalıdır.”
Cansın Kaya: “Kalbi kırılmış bir kız çocuğu olarak konuşuyorum”
Aile Dayanışma Ağı’nın 29. buluşmasında söz alan bir diğer isim, Dilek Kaya İmamoğlu’nun yeğeni ve tutuklu Ali Kaya’nın kızı Cansın Kaya oldu. Kardeşi Fehmi Can Kaya ile birlikte kürsüye gelen Cansın Kaya, sadece bir mağduriyeti anlatmak için değil, aynı zamanda adalete olan inancını kaybetmeyen bir genç olarak seslendiğini belirtti.
“Bugün ben ve kardeşim Fehmi Can Kaya, sadece bir mağduriyet konuşması yapmak için değil, kalbi kırılmış bir kız çocuğu olarak hala bu ülkede adaletin bir gün yerini bulacağına inanmak isteyen bir genç olarak konuşma yapmak istiyorum” diyen Cansın Kaya, “Silivri Cezaevi’nde haksız yere tutuklu bulunan Ali Kaya’nın kızıyım. Ben babamdan kimseye zarar vermemeyi, kimsenin hakkına dokunmamayı, doğruyu savunmayı, vicdanlı olmayı öğrendim” dedi.
“Evim bir anda en korktuğum yere dönüştü”
Babasının hayatı boyunca haksızlığa uğrayanların yanında durduğunu, hakkaniyeti savunduğunu anlatan Cansın Kaya, şimdi ise babasının kendi ülkesinde haksızlığa uğradığını söyledi. Tutuklanma anını aktaran Kaya, “3 Şubat gecesi saatler gece üçü gösterirken biz evimizde uyuyorduk. Annem, babam, ben ve kardeşim. Bir anda kapımız çalındı. Yaklaşık on polis memuru içeri girdi ve babamı bizden aldı. Ne olduğunu bile anlayamadık. Onlar sadece babamı değil, içimizdeki huzuru ve devletimize olan güveni de aldılar. Hayatımın en güvenli yeri olan evim bir anda en korktuğum yere dönüştü” diye konuştu.
“Ne bir delil ne de bir kanıt. Sadece iftira”
Babasının hayatı boyunca kullanmadığı ve kullanılmasından nefret ettiği yasaklı madde kullanma suçlamasıyla, tanımadığı bir kadının iftirası sonucu tutuklandığını belirten Cansın Kaya, “Ne bir delil ne de bir kanıt. Sadece iftira. Bizim hayatımız bir iftirayla karartıldı ve babam kırk sekiz gündür bizden ayrı. Soruyorum neden diye. Neden kırk sekiz gündür babam yok? Kırk sekiz gündür evimizde huzur yok. Bir insanın hayatı bu kadar kolay karartılabilir mi?” ifadelerini kullandı.
“Niçin babamın ısrarlarına rağmen ilk testte saç ve tırnak örneği alınmadı?”
Adli Tıp sürecindeki usulsüzlüklere de dikkat çeken Cansın Kaya, babasının saç ve tırnak örneği alınması yönündeki ısrarına rağmen ilk testte bu örneklerin alınmadığını, ilk testler negatif çıkınca ise bu kez ikinci testin yapıldığını ve onun da negatif sonuçlandığını söyledi. “Niçin babamın ısrarlarına rağmen ilk testte saç ve tırnak örneği alınmadı? Cevabı aslında çok basit. Amaç tutukluluğu devam ettirmek, soruşturmayı uzun tutmak ve bize zulmetmekti. Tüm testlerin negatif çıkmasına rağmen babam hala zindanda tutulmaya devam ediliyor. Tutukluluğu için hiçbir gerekçe olmamasına rağmen bu zulüm devam ediyor” dedi.
Babasının tek suçunun “bir ailenin dayanağı olmak, sevdiklerine sahip çıkmak, bir abi, bir eş ve bir baba olmak” olduğunu vurgulayan Cansın Kaya, “Sadece akraba olduğu için, sadece aile bağları olduğu için bugün iftiraya uğruyor. Bir insanın yalnızca akrabalık bağı yüzünden bu kadar ağır bir haksızlığa uğraması, onurunun, itibarının zedelenmesi, özgürlüğünün elinden alınması, bu ne hukuka sığar ne de vicdana” diye konuştu.
‘Adalet, er ya da geç yerini bulur güzel kızım’
Cezaevinde babasını gördüğü ilk anı anlatan Cansın Kaya, “Babam o sırada bile bize karşı güçlü görünmeye çalıştı. İşte babamızın karşımızdaki o güçlü duruşu, içimizdeki umudu kaybetmememizi sağladı. Çünkü babam bana hep şunu söyledi: ‘Adalet, er ya da geç yerini bulur güzel kızım.’ Ben bugün o sözlere tutunuyorum. Çünkü tutunacak başka hiçbir şeyim yok” dedi. Konuşmasını, “Ben babamın kızıyım. Onun öğrettiği gibi doğruluktan vazgeçmeyeceğim. Adalete olan inancımı kaybetmeyeceğim. Çünkü biliyorum ki her karanlık gecenin bir sabahı vardır ve o sabah mutlaka gelecek” sözleriyle tamamladı.
Esma Buçan: “253 gündür hala bir iddianame yok”
Buluşmada konuşan tutuklu yakınlarından Esma Buçan, Şile Belediyesi’nde görevli şehir plancısı eşi Evren Buçan’ın 20 yıllık kamu görevlisi olduğunu, hiçbir disiplin cezası veya suç kaydı bulunmadığını belirtti. Görevinin henüz 3. ayında, 10 Temmuz gecesi evlerine yapılan şafak operasyonuyla gözaltına alınan eşinin, 13 Temmuz’da tutuklanarak Maltepe Cezaevi’ne gönderildiğini anlatan Buçan, “Bugün 253 gündür eşim haksız yere tutuklu. 253 gündür hala bir iddianame yok. Bu bir ailenin parçalanan günleri, bir babanın çocuklarından çalınan zamanı, 2 kız çocuğunun her gün sorduğu o soru: Babam ne zaman gelecek?” dedi.
“Aslında sadece içeride olan eşlerimiz değil, bizler de dışarıda tutukluyuz”
Eşinin usulsüzlüğe hayır dediği için tutuklandığını vurgulayan Buçan, imza yetkisi ve ihale komisyonu üyeliği bulunmadığını, buna rağmen 24 kişilik koğuşta 60 küsur kişiyle kalmak zorunda bırakıldığını söyledi. Bel ve boyun fıtığı ameliyatı geçiren eşinin medikal raporlarının cezaevinde kabul edilmediğini, 3 ay yerde yattığını aktaran Buçan, haftada yalnızca 45 dakika ankesörlü telefon görüşmesi yapabildiklerini, örgüt suçlaması nedeniyle bu sürenin 10 dakikaya düştüğünü belirtti. “Aslında sadece içeride olan eşlerimiz değil, bizler de dışarıda tutukluyuz” diyen Buçan, “Adalet bir çocuğun babasına kavuşabilmesidir. Sevdiklerimiz tutuksuz yargılansın” ifadeleri kullandı.

