Haber: Zuhal ÇİLOĞLAN- Kamera: Hakan KAYA
(İSTANBUL) –Görevden alınan ve yerine kayyum atanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’e, “silahlı terör örgütü üyesi olma” iddiasıyla yargılandığı “Kent Uzlaşısı” davasında 6 yıl 3 ay hapis cezası veren İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, gerekçeli kararını açıkladı. Özer’in kızı ve avukatı Seraf Özer, “Bütün Türkiye bu davadan beraat beklerken bu absürt ve hiç bir dayanağı olmayan cezanın verilmesi toplumda şok etkisi yaratmıştır. Bu ceza Sayın Bahçeli’nin de belirttiği gibi kamuoyu vicdanında mahkum olmuştur. Bu cezanın ilgili süreçlerden döneceğine ve beraat edeceğimize olan inancımız tamdır. Ancak bu cezada kayyum telaşının izleri vardı. Halk iradesine bir darbe olan kayyum uygulaması artık son bulmalıdır” dedi.
Görevden alınan ve yerine kayyum atanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, “silahlı terör örgütü üyesi olma” iddiasıyla yargılandığı “Kent Uzlaşısı” davasında, 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, gerekçeli kararını açıkladı. Özer’in avukatları Hüseyin Ersöz ve Seraf Özer, gerekçeli karara ilişkin Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi önünde bir açıklama yaptı.
“Mahkûmiyet gerekçelerinin dosya muhteviyatıyla örtüşmediğini görmüş bulunuyoruz”
Ersöz, şunları söyledi:
“Bu mahkûmiyet kararı, geçtiğimiz Ocak ayında hükme bağlanmış; kararın gerekçesi ise dün itibarıyla tarafımıza tebliğ edilmiştir. Gerekçeli kararı incelediğimizde; dosya kapsamıyla bağdaşmayan bir değerlendirme yapıldığını, beraat kararı verilmesi gereken Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer hakkında mahkûmiyet gerekçelerinin dosya muhteviyatıyla örtüşmediğini görmüş bulunuyoruz. Bu gerekçeli karar, yargılamanın siyasi boyutuna ve hukuk güvenliği bakımından doğurduğu ciddi tereddütlere de işaret etmektedir.
Hatırlayacaksınız, Ahmet Özer’e yöneltilen suçlamaların temelinde bazı para hareketleri yer almaktaydı. Bu para hareketlerinin; eski bir öğrencisinin kendisine salça satmasıyla, seçim çalışmalarında kullanılmak üzere yakın akrabaları tarafından toplanan paraların havale edilmesiyle bağlantılı olduğu hem kamuoyuyla paylaşılmış hem de duruşmalarda ilgili kişiler dinlenerek mahkeme heyetine aktarılmıştır.
“HTS kayıtları incelendiğinde müvekkilimizin belirtilen tarihte Diyarbakır’a hiç gitmediği açıkça tespit edilmiştir”
Bunun yanında, soruşturma ve kovuşturma aşamalarında gizli tanık beyanlarına dayanılarak çeşitli suç isnatları yöneltilmiştir. Ancak gizli tanık duruşmada dinlendiğinde, mahkeme heyetinin sorularına çelişkili cevaplar vermiştir. Örneğin, 2024 yılı seçimleri öncesinde müvekkilimizin Diyarbakır’a gittiği yönündeki iddialar dile getirilmiş; ancak cep telefonu HTS kayıtları incelendiğinde müvekkilimizin belirtilen tarihte Diyarbakır’a hiç gitmediği açıkça tespit edilmiştir. Bu husus hem mahkeme huzurunda hem de kamuoyuyla paylaşılmıştır.
Ne var ki, gerekçeli kararda tüm bu lehe delillerin göz ardı edildiğini; gizli tanığın çelişkili beyanlarının dikkate alınmadığını; savunmalarımızın ise değerlendirme dışı bırakıldığını görmekteyiz. Dosya, faraziyelere ve varsayımlara dayalı değerlendirmelerle mahkûmiyet sonucuna ulaştırılmıştır.
“Beraat gerekçesi oluşturabilecek unsurlar, mahkûmiyet gerekçesine dönüştürülmüştür”
Bir hukukçu olarak bu durumun derin üzüntüsünü yaşıyorum. Beraat gerekçesi oluşturabilecek unsurlar, mahkûmiyet gerekçesine dönüştürülmüştür ve müvekkilimiz hakkında verilen mahkûmiyet kararının gerekçesi tarafımıza tebliğ edilmiştir.
Elbette bu yasal süreci sonuna kadar takip edeceğiz. Önümüzdeki günlerde istinaf başvurumuzu gerçekleştireceğiz. Kamu vicdanında karşılık bulmayan ve hukuka aykırı olduğunu düşündüğümüz bu kararın, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi tarafından düzeltileceğini ve Ahmet Özer hakkında verilen bu haksız kararın ortadan kaldırılacağını ümit ediyoruz.
Türkiye’nin her şeyden önce hukuk güvenliğine ve hukuk devletine ihtiyacı vardır. Bu mesele yalnızca Ahmet Özer’in hukuk güvenliğiyle ilgili değildir; sıradan bir vatandaşın da hukuk güvenliğini doğrudan ilgilendiren bir sorundur.
Bizler bu süreci kararlılıkla sürdüreceğiz. Gerekçeli karara karşı değerlendirmelerimizi yapacak ve kamuoyuyla paylaşacağız. Umudumuz odur ki hukuk kazanır, hukuka uygun bir değerlendirme hâkim olur ve bu haksız mahkûmiyet kararı ilerleyen aşamalarda kaldırılır.”
“Biz artık çelişkilerle dolu iki ayrı Türkiye fotoğrafı görmek istemiyoruz”
Ahmet Özer’in kızı ve avukatı Seraf Özer ise şunları söyledi:
“Üzgünüm, çok üzgünüm. Çok şey söyleyebilirim. Haykırabilirim. Bağırabilirim. İsyan edebilirim. Ama babamın bana öğrettiği bir şey var: Öfkesini yenen insan, her şeyi yener.
Bugün burada size iki farklı manzaradan söz etmek istiyorum. Aynı ülkede, farklı zamanlarda çekilmiş iki fotoğraf… Birinde, bir komisyonun ortak raporunda fikirlerine yer verilen bir akademisyen Ahmet Özer. Diğerinde, belediye başkanı seçildikten sonra örgütü üyeliği kapsamında 6 yıl 2 ay hapis cezası alan Ahmet Özer. İki kare… Aynı isim… Aynı ülke… Ama birbirine zıt iki hikâye.
Biz artık çelişkilerle dolu iki ayrı Türkiye fotoğrafı görmek istemiyoruz. Bir yanda umut, diğer yanda kırgınlık, öfke, hayal kırıklığı… Bir yanda olması gereken söz hakkı, diğer yanda tarihten bugüne dayatılmış suskunluk… Bu gelgitler ülkemizi yeterince yordu ve bugünlere getirdi, ancak bilin ki hala üzerimizde geçmişin ve bugünün ağır mücadele yükünü yaşıyoruz. Ama sizlere söz veriyorum, yormak isteyenlere inat mücadeleye devam edeceğim.
“Hukukun kişilere göre değil ilkelere göre işlediği, adaletin herkese eşit mesafede durduğu bir Türkiye istiyoruz”
Bilinmeli ki; bizim ihtiyacımız olan; Kürdüyle Türk’üyle, herkesin birbirine omuz verdiği, kimsenin kimliğinden dolayı ötekileştirilmediği, Kürt kimliğine sahip çıkan bir kişi seçimle, halk iradesi ile başa geldiğinde anayasaya aykırı yasaları kullanarak iftiralarla halkın iradesine “çökülmediği”, tüm bunlara ihtiyaç duyulmayan demokratik, eşit temelde bir yaşam ve tek bir Türkiye istiyoruz.
Hukukun kişilere göre değil ilkelere göre işlediği, adaletin herkese eşit mesafede durduğu bir Türkiye istiyoruz. Barışın dilinin yükseldiği, öfkenin değil sağduyunun konuştuğu bir Türkiye istiyoruz. Çünkü bu toprakların mayasında kardeşlik var. Bu ülkenin insanı yan yana durduğunda güçlü. Biz ayrışarak değil, birbirimizi anlayarak büyürüz.
İki ayrı fotoğraf değil, tek bir umut fotoğrafı istiyoruz. Adaletin gölgesinde, barışın ışığında, birlikte eşit koşullarda yaşamanın huzurunu taşıyan adil bir Türkiye istiyoruz. Mesele yalnızca bir kişi değil. Mesele, memleket, mesele geleceğimiz, mesele gençlerin nasıl bir ülkede yaşamak istediği.
Çünkü verilen her hukuki karar, sadece adliye koridorlarında kalmaz. O kararlar; sokakta, pazarda, üniversite amfilerinde, gençlerin zihinlerinde, sosyal medyada, kahve masalarında yankılanır. Bir mesaj taşır. Gençler şunu sorar: Bu ülkede fikir üretmek, katkı sunmak, akademik birikimle toplumsal meseleleri konuşmak güvenli mi? Bu ülkede Prof. olursam ve sonra halkıma birikimlerimi aktarmak için seçilerek başa gelir yönetici olursam ama eğer muhalifsem cezaevine girmeyeceğimin bir güvencesi var mı? Hukuk herkese eşit ve öngörülebilir mi?
Yarın benim başıma ne gelir?
“Beraat edeceğimize olan inancımız tamdır”
Biz artık çelişkili iki Türkiye manzarası görmek istemiyoruz. Bir yanda barış hedefi konuşulurken, diğer yanda toplumun zihninde zehirli soru işaretleri bırakan görüntüler görmek istemiyoruz. Bizim ihtiyacımız olan; gerçekten kardeşliğin egemen olduğu, barışın baş bulduğu bir Türkiye’dir. Ama sadece silahların sustuğu bir ülke değil; bu ülkenin büyük bir değeri olan Ahmet Özer’in haksızca cezalandırılmadığı, demokrasinin temeli olan uzlaşının suç sayılmadığı , tutuksuz yargılamanın esas olduğu ve her anlamda kalplerin, vicdanların rahat ettiği bir ülke olmalıyız.
Bu ceza barış sürecine vurulan bir darbe olmuştur. Bütün Türkiye bu davadan braat beklerken bu absürt ve hiç bir dayanağı olmayan cezanın cezanın verilmesi toplumda şok etkisi yaratmıştır. Bu ceza Sayın Bahçeli’nin de belirttiği gibi kamuoyu vicdanında mahkum olmuştur.
Bu cezanın ilgili süreçlerden döneceğine ve beraat edeceğimize olan inancımız tamdır. Ancak bu cezada kayyum telaşının izleri vardı. Halk iradesine bir darbe olan Kayyum uygulaması artık son bulmalıdır.”

