(TBMM) – Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporuna ilişkin, sürecin başarısının ancak kapsamlı demokratik reformlarla mümkün olacağını belirtti. Davutoğlu, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının olduğu, göz ardı edildiği şekilde devam eden tutuklamalar varken bu raporlar eksik. Hep beraber demokratikleşeceğiz, demokratik bir ortama ulaşacağız ya da parça parça demokrasi getireceğiz demek, demokrasi getirmeyeceğiz demektir. Hep beraber tam ve özgür, kamil bir demokrasi kurmamız lazım” dedi. Cumhurbaşkanı’nın zorunlu olmadıkça erken seçime gitmeyeceği kanaatini dile getiren Davutoğlu, 2026 için erken seçim beklemediğini söyledi. Davutoğlu, Yeni Yol Partisi’nin Meclis Grubu’nun devam edeceğini kaydederek, “İstifa eden kaybeder. Ben milletvekillerimize güveniyorum” ifadesini kullandı.
Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, TBMM’de parlamento muhabirleriyle bir araya gelerek gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Davutoğlu, dün TBMM Genel Kurulunda yaşanan yemin kavgasına ilişkin “Dünkü Meclis tablosu böyle bir tablo muydu Allah aşkına? Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden daha değerli bir kurum var mı? Sayın Cumhurbaşkanı devleti temsil eder ama bu devleti Türkiye Büyük Millet Meclisi kurdu. Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın ilk unvanı da Meclis Başkanı’ydı. Şimdi dünkü tabloya bakıyorum. Kurallar belli. Beğenirsiniz, beğenmezsiniz. Sayın Cumhurbaşkanı atama yapmış. Eleştirebilirsiniz. Gelip yemin edecekler. Tepkinizi gösterirsiniz ama bu tepki asla Meclis’in mahiyetini zedeleyecek bir tepki olmamalı” diye konuştu.
“Dünkü tablonun içinde yer alanların hepsi, Türkiye’nin kurumsal görüntüsüne zarar vermiştir”
Kavgaya ilişkin görüntülerin iktidara yakın sosyal medya hesaplarından marşlar eşliğinde paylaşıldığını sözlerine ekleyen Davutoğlu, “Akşam utanç duydum. Yumruklar savrulmuş. Marşlar eşliğinde bir milletvekilinin başka bir milletvekiline saldırısı… İktidar sosyal medyasında neredeyse Genç Osman marşlarıyla paylaşımlar… Bu ne haldir? Dışişleri Bakanıyken hep şu refleksim vardı: Bu görüntüler dünyada yayınlanırsa nasıl algılanır? Şimdi biz başka ülkelerin görüntülerine bakıp tebessüm ediyoruz. Peki dünkü görüntü Türkiye Cumhuriyeti gibi 2000 yıllık devlet geleneği olduğunu iddia eden bir devlete yakıştı mı? Dünkü tablonun içinde yer alanların hepsi, iktidarıyla muhalefetiyle, Türkiye’nin kurumsal görüntüsüne zarar vermiştir” ifadelerini kullandı.
“Cumhurbaşkanı yetkisini kullanmıştır. Bakacağız”
Davutoğlu, “Üç kurumun itibarı çok önemli: siyaset, adalet, diyanet. Bunlara güven kalmadı mı toplum çözülür. Siyaset itibar kaybetti mi? Evet. Parti milletvekili transferleri… İktidar kadar ana muhalefeti de aynı ölçüde eleştiriyorum. İktidarın yaptığı transferlere karşı çıkacaksın, sen de başka partilerden milletvekili transfer edeceksin. Bu kabul edilemez. İktidar ve muhalefet birlikte siyasetin itibarını korumaya ahdetmezse siyaset itibar kazanmaz. Bir gün söylediğini ertesi gün reddedenler… Yolsuzluk konusunda ‘O benden daha çok yapıyor.’ demek siyaset değildir. Adalet… Türkiye’de adalete güvenen kaldı mı? Adalet yoksa hiçbir şey yok. Dünkü atamalar. Adalet ve İçişleri Bakanlığı, göreceğiz. Peşinen kredi vermem, peşinen karşı da çıkmam. Cumhurbaşkanı yetkisini kullanmıştır. Bakacağız. Belki iyi yaparlar. Ama eğer bu atamalar, ülkede bir içişleri ve adalet sorunu olduğu kabul edilerek yapıldıysa, o zaman doğru bir teşhistir” değerlendirmesinde bulundu.
“Adalet Bakanı güveni tesis edip adımlar atarsa niye desteklemeyeyim”
Davutoğlu, “Dışarıdan, içeriden gelecek baskılara direneceksin ve mafyatik bütün yapılara savaş ilan ederse, uyuşturucu mafyalarına savaş ilan ederse arkalarında oluruz. Ama bu çeteler… 2016’da Türkiye’de hiçbir çete yoktu. Ben Başbakan’ken bakıyorum, hiçbir çete yoktu arkadaşlar. Ne değişti Türkiye’de? Ama bu çeteleri manzur gösterecek bir iş yaparsa karşısında oluruz. Adalet Bakanı da aynı şekilde güveni tesis edip adımlar atarsa niye desteklemeyeyim? Ama Adalet Bakanlığı’nı bir siyasi aygıt alanı haline getirirse tabii ki siyasi kimliği olur ama yargıyı bir siyasi aygıt haline getirirse orada karşı çıkarız” diye konuştu.
“Her parti kendi genel başkanını cumhurbaşkanı adayı görmek ister”
Davutoğlu, partiler arası görüşmeler hatırlatılarak, “Önümüzdeki süreçte bir sağ muhafazakar ittifak görecek miyiz?” sorusunun yöneltilmesi üzerine, şunları kaydetti:
“Türkiye’de iki çelişkili olgu aynı anda yaşanıyor. Bir taraftan iktidar ve ana muhalefet toplumu iki kutba yöneltmek istiyor. Şöyle algılanmasın: Ana muhalefet niye bunu istiyor? Bilerek istiyorlar. Neden istiyorlar? Eğer toplum bu şekilde yönlendirilirse tepkisel oylar bir tarafa kayar. Yani Cumhuriyet Halk Partisi’ne olan alerji, diyeyim, muhafazakar kesimde Cumhur İttifakı’na yöneltir oyları. Cumhurbaşkanı’na, AK Parti’ye duyulan tepki de, kötü giden ekonomi vesaire o tarafa yönelir. Ama aynı anda da siyasette bir atomizasyon var. Yani birbirine zıt unsurlar değil ama Türkiye’de sağ-sol ayrımı dışında milliyetçi, muhafazakar, sosyal demokrat gibi genel akımlar kendi içinde bölünüyorlar. Gittikçe bölünüyorlar. Biz Gelecek Partisi’ni kurduğumuzda, şahit olan arkadaşların hepsi bilir, ben tek bir parti olarak çıkmak için çok uzun süre çalıştım. Ama olmadı. Daha sonra yine hatırlayacaksınız, 2021 yılında Gelecek, DEVA ve Saadet’in Altılı Masa’dan önce üçlü bir ittifak kurması için çok çaba sarf ettim. Daha sonra Altılı Masa içinde bir ittifak olarak üçlü bir blok oluşması için çaba sarf ettim. Çünkü muhafazakar seçmenin oy verme trendini bilirim. Daha sonra seçimler sonrasında çok çaba sarf edildi. İyi niyetle yapılan gayretler oldu. Partileri birleştirmek, bir seçim ittifakı yapmak… Var olan siyasi realiteyi herkesin görmesi lazım. Her parti kendi genel başkanını cumhurbaşkanı adayı görmek ister. Kendisi birinci parti olmak ister. Doğrudur. Ama bu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde eğer herkes bir araya gelmeden böyle bir yola girerse bundan en çok iktidar istifade eder. Ve var olan statü devam eder. En büyük fedakarlıklardan birini Saadet Partisi’yle ittifak kurduğumuzda yaptık.
“Üçüncü yolun birleşerek, büyüyerek tesis edilmesi şarttır”
Saadet Partisi adı altında ittifak kurarak Meclis’te grup oluşturmak bir parti için en zor karardı. Kendi isminin dışında bir isimle olmak. Bunu kabul ettik. Yeni Yol İttifakı oluşurken DEVA’nın katılımıyla gayreti gösterdik, destek verdik ve şu anda bir Yeni Yol grubu var. İttifakı yok. Ve Yeni Yol kurulurken de ben arkadaşlarımıza, Sayın Arıkan’a ve Sayın Babacan’a, daha seçim ittifakını ilan ederek adım adım bunu inşa etmek gerektiğini söyledim. Şimdi son bir ay içinde bir hareketlenme var. Geçen sene içinde de Yeniden Refah Partisi’yle konuştuk. Her şeyi, her çabayı gösterdik. Bu senenin başında da Yeniden Anavatan Partisi, DEVA ve Saadet parti liderleriyle görüştüm. Tekrar kendileri beni ziyaret ettiler, DEVA ve Saadet Partisi olarak. Elimizden geleni yapacağız. Doğru olan, birbirine yakın partilerin, muhalif partilerin mümkünse birleşerek; doğrusu birleşmek ama olmuyorsa ittifak kurarak dağınıklıktan çekinerek, oy değeri taşımayacak, oy kaybolacak düşüncesiyle iktidara ya da ana muhalefete giden oyları bu partilerin toplaması Türkiye için teminat olacaktır. Gelecek Partisi adına söylüyorum, şimdiye kadar gösterdiğimiz çabayı herkes biliyor. Bundan sonra da her iyi niyetli çabayı destekleyeceğiz ve gereğini inşallah yapmaya gayret edeceğiz. Ümit ederiz ki kısa sürede bu ittifak görüşmeleri bir neticeye varır. Türkiye’nin üçüncü bir yola ihtiyacı var. Ama şöyle dediğimizde, ‘bu üçüncü yol benim partimde ve benim şemsiyem altında olsun’ dediğimizde, üçüncü yolu ortaya çıkaracak diğer aktörleri dışladığınız bir yol alamazsınız. Üçüncü yolun birleşerek, büyüyerek tesis edilmesi şarttır. Bu konuda Gelecek Partisi olarak her çabayı gösterdik, göstermeye devam ediyoruz”
“Serap Yazıcı’nın ayrıldıktan sonra Meclis kürsüsüne çıktığını gördünüz mü?”
Davutoğlu, “Grubunuzun sayısı 20. Tam sınırda. Az önce dediniz ki ‘Vekil transferleri için bizim grubumuzla da görüşmeler devam ediyor’ diye eleştiri de getirdiniz. Grup devam edecek mi? Nasıl ileride şekillenecek?” sorusuna da şu yanıtı verdi:
“Grup devam edecek. İstifa eden kaybeder. Ben milletvekillerimize güveniyorum. Niye kaybeder? Tecrübe ile sabittir. Arkadaşlar, şimdi isimleri saymayayım ama madem sordunuz: Serap Yazıcı bizdeyken mi siyaseten, hukuken, şahsiyet olarak saygın ve Meclis kürsüsünü kullanıyordu; yoksa şimdiki partisinde mi? Serap Yazıcı’nın ayrıldıktan sonra Meclis kürsüsüne çıktığını gördünüz mü? Yok. Niye? Türkiye’de Anayasa sorunları bitti mi? Hukuk geri mi geldi? İstifa edip başka bir partiye gidenler her şeyden önce kendi kimliklerinde ve toplumsal itibarlarında kayıp yaşarlar. Bu tecrübelerden sonra birileri hala gitmeyi düşünüyor mu? Üzerlerinde baskı olduğunu biliyorum. Hem iktidardan hem de ana muhalefetten. İktidar şöyle diyor: ‘Gelin, size şu imkanları tanıyalım’. Överek yaklaşıyorlar. Daha önce hiç değer vermedikleri milletvekillerini öve öve transfer edip sonra neredeyse görünmüyorlar. Ana muhalefet partisi de ‘Siz CHP’den seçildiniz’ algısını oluşturuyor. Allah aşkına, CHP o zaman tek başına seçseydi. Niye bize geldi? Ben eski bir başbakan olarak iki seçim Kemal Bey ile siyasi mücadele yaptıktan sonra onun cumhurbaşkanı adaylığının arkasında durdum. Bu fedakarlık değil mi? Onların bize 10 milletvekili vermesi değil; biz aldık. CHP’nin oyu kaçtı, sonra kaç oldu? CHP ne zaman yüzde 48’i gördü? Ne zaman yüzde 30’ları aştı? Herkes haddini bilmeli. Milletvekillerinin üzerinde ağır bir baskı var. Grup dağılmayacak. Bu gurubu dağıtan tarihin önünde hesap veremez. Türkiye’nin bu gruba ihtiyacı var. Ama bu grubun bu şekilde seçimlere gitmesi doğru değil. Bu grubun sadece genel başkanlar konuşsun diye kurulmuş bir grup olması anlamını kaybettirir. Seçim ittifakı yönünde kararlı adımlar atmak lazım. Mümkünse birleşme, değilse ittifak ve yeni şartlara uyum göstermek lazım diye düşünüyorum”
“Cumhurbaşkanı’nın zorunlu olmadıkça erken seçime gideceği kanaatinde değilim”
Davutoğlu, “Erken seçim olur mu?” sorusuna ilişkin ise “Benim bildiğim, tahmin ettiğim, psikolojisini bildiğim Sayın Cumhurbaşkanı’nın zorunlu olmadıkça erken seçime gideceği kanaatinde değilim. Sayın Cumhurbaşkanı’nın şu şartta erken seçime gitmeyi düşüneceğini düşünüyorum. Bir; zorunluluk hali. İki; ülkenin genel ekonomik şartlarının iyi seyretmesi. Şimdi böyle bu iki şart da yok o tarafta. Biz muhalefet olarak erken seçim isteriz. Ama Sayın Cumhurbaşkanı perspektifinden baktığımda, şu anda ülke ekonomisinin şartları da böyle bir seçimin kazanılacağı garantisini vermiyor. Hani Sayın Cumhurbaşkanı’nın yeniden seçilmesi için de bir zorunluluk daha sonra da olabilir bu, 2026 içinde dolayısıyla ben erken seçim beklemiyorum. Ama yerel seçimin biliyorsunuz anayasal şartı var. Eğer o anayasal şart düzeltilir, yeniden bir düzenleme veya bir geçici istisna getirilerek bir yol bulurlarsa, yerel seçimler konusunda düşünebilirler belki. Çünkü birçok belediyede şu anda fiilen kayyum var veya pasif. Belki oralarda seçimleri kazanma ihtimali öngörüyorlarsa Anayasa değişikliği yapmak şartıyla olur. Onu da biraz zor görüyorum ama ihtimal. Hani iktidar açısından baktığımda nerede karlı olur erken seçim, o zaviyeden söylüyorum, o açıdan. Ben 2026 içinde bir erken seçim beklemiyorum, 2027 için de şartlar, konuşmak için erken” değerlendirmesinde bulundu.
“Toplumsal hassasiyetler var. Herkesin bu hassasiyetleri gözetmesi lazım”
Davutoğlu, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun raporu ve “Terörsüz Türkiye” sürecine ilişkin soru üzerine şunları söyledi:
“Arkadaşlarımız bize sunum yaptılar. Ama şimdi tabii rapor kamuoyuna açıklanmadığı için, raporda raporun müktesebatı ile ilgili bir şey söylemem doğru değil. Bir sürecin zorlukları olur. Ama sürecin neticesinde ulaşmak istediğiniz hedef önemlidir. O hedef nedir? Türkiye’de gerçek anlamda demokratik bir ortamın sağlanması ve terörle birlikte bütün şiddet unsurlarının yok edilmesi. Bunu sağlayacak olan, sağladıktan sonra şu anda tartışılan birçok konunun tartışılmaktan çıkacağını göreceksiniz. Ama bu sağlanamazsa, şu anda tartışılamayan birçok konu dahi gündeme gelecek. Toplumsal hassasiyetler var. Herkesin bu hassasiyetleri gözetmesi lazım. Ama aynı zamanda da bu sürecin başarılı olması lazım. Bir ay önce Suriye’deki tabloyu gördüğüm için, Halep çatışmaları öncesinde birçok televizyon programında Suriye’ye bağlanarak sürecin olumsuz etkilenebileceğini, herkesin gereken adımları atması gerektiğini söyledim ve Suriye’de tanıdığım, ulaşabildiğim herkese de bu mesajı ilettim. Ben de bir, ne diyeyim, bir tedirginlik, bir kaygı vardı. Ama şimdi Suriye’deki gelişmelerden sonra bu kaygı büyük ölçüde giderildi. Sayın DEM heyeti geldiğinde, kendileriyle de ki her zaman açık yürekli konuşurum, onlarla da bu konuları hep, paylaştık. Geçen hafta geldiler, ondan önce geldiler. Onlara da ifadeler ettim. Şimdi hepimizin görevi süreci başarıyla hedefine ulaştırmak. Bu anlamda hedefe odaklanmak lazım.
“Rapor tatmin etti mi derseniz…”
Arkadaşlarımızın katkıda bulunmaları dolayısıyla o rapora ben olumsuz bir şey yüklemek istemem. Ama tatmin etti mi derseniz, ben hani bizzat biz Gelecek Partisi olarak ya da ben yazmış olsam, açık söyleyeyim, Türkiye anayasal hukuk bakımından vatandaşlar arasında ayrım yapamaz. Yani bir terör örgütünü tasfiye ederken, toplumsal bir barış ve uzlaşma iklimi oluşturacaksanız mutlaka bunun genel demokratik reformlarla desteklenmesi lazım. Bu reformlar daha desteklenmezse, beraat dahi etmiş olan, suçsuzluğu tespit edilmiş olan KHK’lılar neredeyse sivil ölüme mahkum edilirken, elinde silahı bıraktı diye bir başka örgütün geçmişte suç işlemiş unsurlarını affetme konusu toplumsal vicdanı yaralar. Sadece KHK demiyorum veya düşüncesinden dolayı hapiste yatan gazeteciler hapiste yatmaya devam ederken, yasal düzenlemelerle o gazetecilerin, o düşünülen insanların karşı da olabilirsiniz, öngören, ona da tedbir alan bir şey getirmezseniz, siyasi tutuklunun mahiyetinde olan yolsuzluklara bunu demem. Yolsuzluklara asla taviz vermem. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının olduğu, göz ardı edildiği şekilde devam eden tutuklamalar varken bu raporlar eksik. Hep beraber demokratikleşeceğiz, demokratik bir ortama ulaşacağız ya da parça parça demokrasi getireceğiz demek, demokrasi getirmeyeceğiz demektir. Hep beraber tam ve özgür, kamil bir demokrasi kurmamız lazım.”

