(ANKARA) – Atatürkçü Düşünce Derneği, laikliğin Cumhuriyet’in temel taşı olduğunu vurgulayarak 10 Nisan Laiklik Günü’nü kutladı. Dernek, laikliğin ulusal bağımsızlığın, hukuk devletinin ve özgür yurttaşlığın güvencesi olduğunu belirtti.
Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD), 10 Nisan Laiklik Günü dolayısıyla yayımladığı açıklamada, laikliğin Cumhuriyet’in “kilit taşı” olduğunu ifade etti. Açıklamada, laikliğin yalnızca din ve devlet işlerinin ayrılması değil, aynı zamanda aklın özgürlüğü, çağdaş eğitim, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve kadın-erkek eşitliğinin teminatı olduğu vurgulandı.
Dernek açıklaması şu şekilde:
“Laiklik, 103 yıldır altında güvenle yaşadığımız Cumhuriyet kubbemizin kilit taşıdır. Laiklik; aklın özgürlüğüdür, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunamayacağı bilincidir. Laiklik; yurttaşların çağdaş bilimsel bilgi ile donatılıp fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bireyler olarak yetiştirilmesidir. Laiklik; ulus olabilmenin, ulusal bağımsızlığın, barış içinde yaşamanın, düşünce ve ifade özgürlüğünün, bilim ve sanatta üretkenliğin ve yaratıcılığın, kültürel gelişimin, kadın-erkek eşitliğinin, emeği en yüce değer bilmenin, hukuk devletinin ve yargı bağımsızlığının, kısacası insanca ve onurlu yaşamın güvencesidir. Laiklik; din ve devlet işlerinin değil, din ve dünya işlerinin birbirinden ayrılmasıdır. 10 Nisan 1928… Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ve Türk aydınlanmasının en önemli adımının atıldığı gündür. Büyük Millet Meclisi’nin 9 Nisan 1928 günü oy birliği ile kabul ettiği ve 10 Nisan 1928 tarihli resmi gazetede 1220 sayı ile yayınlanarak yürürlüğe giren kanun ile anayasanın 4 maddesi değiştirilerek2. maddeden “Türkiye Devleti’nin dini, Din-i İslam’dır.” tümcesi, 16 ve 38. maddelerdeki milletvekili ve Cumhurbaşkanı yeminlerinden “Vallahi” sözcüğü ve 26. madden de din işlerinin düzenlenmesini TBMM’nin görevleri arasında sayan cümle çıkartıldı. Böylelikle bu tarihten itibaren Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hiçbir iş ve işleminin din kurallarıyla, naslarla görülemeyeceği yasalaşmış oldu.
İlk insan topluluklarında kaba kuvvet, aile bağları, büyü, doğa güçleri ve benzerlerine dayanılarak kullanılan yönetme yetkisi, yerleşik düzene geçilmesi, tek tanrılı dinlerin ve devletlerin ortaya çıkması ile meşruiyetini ilahi dayanaklarla sağlar olmuştur. Yönetme erkinin tanrısal dayanağına ilk itiraz 1517’de Almanya’da Luther’den gelmiş, ardından Almanya’da Protestanlık, Fransa’da Kalvenizm ve İngiltere’de de Anglikan mezheplerinin doğması ve kendi kiliselerini kurmalarıyla Vatikan’ın Hristiyan dünyası üzerindeki vesayeti kırılmıştır. Dinde reform, bilim ve sanatta rönesans ile gelişen bu süreçte yaşanan kanlı mücadelelerden sonra nihayet kiliseyi ve ona dayanan kraliyet düzenini hedef alan 1789 Büyük Fransız Devrimi ile yönetme erki gökten yere indirilmiştir. Büyük Atatürk ve Kemalist Devrimciler de kongreler sürecinde ortaya koydukları “Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” şiarını, 23 Nisan 1920’de açtıkları Büyük Millet Meclisi ile hayata geçirmişler, “Hâkimiyet Bilâ Kaydü Şart Milletindir” (Egemenlik Kayıtsız Koşulsuz Ulusundur) düsturunu 1921 Teşkilatı Esasiye Kanunu’nun 1. Maddesine yazmışlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi duvarına da silinmemek üzere kazımışlardır. Yönetme güç ve yetkisini Ulusal İstenç’ten (Milli İrade’den) alan Kemalistler kurdukları Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile hem Ulusal Bağımsızlık Savaşı’nı zafere ulaştırarak vatanı kurtarmışlar, hem de ilahi dayanaklı saltanat rejimini yıkarak kuldan özgür yurttaş yaratmanın yolunu açmışlardır. Bu amaçla, zaferden hemen sonra 1 Kasım 1922’de saltanat ve 3 Mart 1924’de hilafet kaldırılarak Ulusal Egemenlik kesinleştirilmiş, 10 Nisan 1928’de de devlet laikleştirilmiştir.
1950’lerden itibaren 10 Nisan Laiklik Günü’nü yok sayma çabası içinde olanların dini nasıl istismar ettikleri her gün yeni örneklerle görülüyor. Bu aymazlar; meşruiyetlerinin kaynağını kurutmaya, bindikleri dalı kesmeye çalıştıklarının farkında değiller. Karar ve uygulamalarını naslara dayandırarak itirazsız bir biat toplumu ve tartışılamaz bir yönetim özlemi çekenlerin, laikliğe neden karşı ve demokrasiden ne kadar nasipsiz oldukları ortadadır. Laikliğin ne değerli bir kazanım olduğunu anlamanın en pahalı yolu teokratik bir diktanın sultasına düşmektir. Bunun dramatik örneklerini görmek için bölgemizdeki ülkelerin haline bakmak yeterlidir. Coğrafyamızda Laik Cumhuriyete ve Üniter Ulus Devlete sahip olmadıkça bütün kalmanın da, barış içinde yaşamanın da, bağımsızlığın da, kalkınmanın da olanaklı olmadığı görülmelidir. Bu nedenle “Yeniden Atatürk Cumhuriyeti” çağrımızı sürekli yineliyoruz. Atatürkçü Düşünce Derneği olarak, aziz milletimizin 10 Nisan Laiklik Günü’nü kutluyor, bu vazgeçilmez ilkeyi sonsuza dek koruma ve yaşatma azim ve kararında olduğumuzu bir kez daha kamuoyumuza duyuruyor, ülkemizi yöneten ve yönetmeye talip olan herkesi ve her kurumu laikliğe sahip çıkmaya çağırmayı görev sayıyoruz.”

