(ANKARA) – CHP Grup Başkanvekili Serkan Sarı, “Bu ülkenin enflasyonun altında ezilen emekliye sahip çıkmayan bir iktidarı var. Geldiğimiz noktada iktidarın elinde imkân var, iktidarın kaynağı var, iktidarın bütçesi var ama iktidarın niyeti halka, millete sahip çıkmak değil. Cumhurbaşkanı’nı bu anlamda hassasiyetli bir şekilde bu gelişen süreçlerle ilgili kamunun hakkını korumaya, milletin hakkına sahip çıkmaya davet ediyorum” dedi.
CHP Grup Başkanvekili Serkan Sarı, TBMM’de basın toplantısı düzenledi. Toplantıya, AK Parti Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta’nın eski Başbakan Bülent Ecevit hakkındaki sözlerini eleştirerek başlayan Sarı, “Bülent Ecevit’in ölüm yıl dönümü sebebiyle biz bir anma tabii bekleriz ama eğer anmayı veya bir Allah rahmet eylesin demeyi bilemiyorlarsa tutup da yersiz, Meclis gündemiyle alakası olmayan bir dille eleştiri yapmalarını da şiddetle kınıyoruz” ifadelerini kullandı.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in ekonomi programına ilişkin değerlendirmelerini eleştiren Sarı, Bakan’ın çizdiği tablonun toplumun ekonomik gerçekleriyle örtüşmediğini savundu, Sarı, “Mehmet Şimşek çok güzel bir tablo çizdi. Sayesinde biz de hepimizin refah içinde, bolluk içinde, huzur içerisinde yaşadığımızı, bir elimizin yağda, bir elimizin balda olduğunu öğrenmiş olduk kendilerinden. Ama onların tespitleri, yapmış oldukları yorumlar AKP iktidarının kendi çevrelerinde yapmış olduğu değerlendirmeler, kendi yandaş zenginleştirme yapısı içerisinde huzura kavuşanlar olarak anlıyoruz” diye konuştu.
Şimşek’in ekonomi programının başarısını anlattığını ancak bu başarının çarşıda ve pazarda hissedilmediğini kaydeden Sarı, “Dünkü toplantıda bir müjdeyle geleceğini, istifa edeceğini düşünüyorduk. Ama ne yazık ki bu toplumun sırtındaki kambur olmaya, topluma zulmetmeye ve çalışan emekçinin gırtlağını bırakmaya niyeti olmadığını da hep birlikte görmüş olduk” dedi.
“YAŞANAN SÜREÇ ASLINDA BİR FİNANSAL SUİKAST”
Fon krizine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Sarı, yaşananların sıradan bir finansal dolandırıcılık olmadığını savundu. İktidarın sürece müdahalesini eleştiren Sarı, “Bu yaşanan süreç aslında bir finansal suikast. Ekonominin organ mafyacılığının eline düştüğünü gösteriyor. Bugün o kurulan şebeke, o çete bir organ mafyası gibi ekonominin bütün uzuvlarını eline almış durumda ve ne yazık ki ekonomi finansal anlamda nekroza girmiş, doku ölümü gerçekleşmiş durumda. Sıradan bir finansal dolandırıcılık değil bu” değerlendirmesinde bulundu.
Fon mağdurlarının birikimlerini ve finansal sisteme duydukları güveni kaybettiğini belirten Sarı, iktidara sorumluların ortaya çıkarılması ve gerekli müdahalelerin yapılması çağrısında bulundu.
“BU LİSTELER AÇIKLANMALI”
Fon krizinde adı geçen kişilere ilişkin iddiaların açıklığa kavuşturulmasının önemine işaret eden Sarı, şunları kaydetti:
“201-241 kişiden bahsediliyor. Sizin iktidarlığınızda bunu bile daha açıklamış değilsiniz. Bu konudaki şeffaflığınızı ortaya koymuş değilsiniz. Bu listeler açıklanmalı, kamuoyunda gerekli işlemler yapılmalı, bir an evvel tutuklanmalı.
Yani şimdi bugün kamuoyunda Fatma Betül Sayan üzerinden bir odak oluştu. Onu tutuklayınca bu konudaki kaosu çözmüş olmuyorsunuz. Bu işin siyasi ayağı nerede? 150’ye yakın milletvekilinden bahsediliyor; 180’e yakın adalet çalışanından, hâkimden, savcıdan bahsediliyor; kaymakamlardan, valilerden bahsediliyor. Bu listede ismi geçen, duyulan isimleri siz açıklamadığınız sürece bu iddiayı, bu yargılamayı ve bu güvensizlik ortamını çözemeyeceksiniz. Bu listeleri açıklamanız lazım. Eğer suçsuzlarsa da suçsuz olduklarını ispatlayan kanıtları ortaya koymaları gerekiyor. Siz birilerinin avukatı değilsiniz, siz bu düzenin savunucusu değilsiniz. Siz bu düzenin savunucusuysanız bu düzenin de bir parçasısınız. O yüzden cerrahi müdahalenizi bir an evvel yapın ve yapmış olduğunuz yemini unutmayın. Bir cerrahsanız şayet gerekli müdahaleyi yapıp kangren olan dokuyu kesip bu beden ölmeden, bu ekonomi çökmeden, bu millet iflas etmeden sorumluların gerekli cezayı alması gerekiyor.”
ŞİMŞEK’E İSTİFA ÇAĞRISI
Şimşek’in 4 Kasım 2025’te kamuoyunu uyardığını, 2 Aralık 2025’te Finansal İstikrar Komitesi’ni topladığını, 9 Aralık 2025’te Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın Sermaye Piyasası Kurulu’na yazı yazdığını ve 11 Şubat 2026’da yeniden yazılı bildirimde bulunduğunu aktaran Sarı, buna rağmen fon krizinin büyüdüğünü belirterek, “30-131 fondan yaklaşık 500 bin kişiye yakın vatandaş mağdur edildi. Bunun sorumlusu sizsiniz. Uyaran sizsiniz, geciken kurumlarınız, zarar gören millet. Bunun siyasi sorumluluğundan kaçamazsınız. Bunun sorumluluğunu almak zorundasınız. Biz de şu ülkemizde affını isteyen değil de delikanlı gibi istifa eden bir bakan görelim artık. Yani dünyada birçok ülkede örneklerini görüyoruz, şahit oluyoruz, takdir ediyoruz. Madem yapamadınız, gereğini yapın. Hani ‘Çin’deki gibi olsun’ demiyoruz ama burada da bir sorumluluk alıp ‘Ben bu işle ilgili çaba verdim, başarılı olamadım. Bu kadar insanın dolandırılmasının mimarı, bilerek göz yumanı benim’ veya sen değilsen kim o göz yumansa çıkıp açıklarsın. ‘Oraya yazdın, buraya yazdın…’ O açıklama değil ki. Hangi bakanlık işini yapmadı? Adalet Bakanlığı mı yapmadı? Git onu söyle. Hangi kurumun sorumlusu yapmadı? Cumhurbaşkanlığına mı uzanıyor bu? Külliyeye mi varıyor bu? Nereye varıyorsa çık açıkla. Senin yapmadıklarının sebebi nedir, bunları hep birlikte öğrenelim” diye konuştu.
Fon krizinin şirketleri de etkilediğini belirten Sarı, Merkez Bankası’nın 4 Kasım tarihli verilerine göre 3 bin şirketin süreçten doğrudan etkilendiğini, 4 bin 500’e yakın şirketin ise fonlardaki paraları nedeniyle mağduriyet yaşadığını ileri sürdü. Sarı, yaşanan kayıpların önümüzdeki dönemde iflaslara, konkordato ilanlarına ve işsizliğe yol açabileceğini söyledi.
Fon krizinin şirketlerin üretim ve yatırım süreçlerini de olumsuz etkilediğini belirten Sarı, fonlarına erişemeyen şirketlerin nakit sıkışıklığı yaşadığını, bunun tedarik ödemelerinde gecikmelere ve üretimde yavaşlamaya neden olduğunu söyledi.
Yaşanan aksaklıkların faturasının yine emekçilere çıkarıldığını ifade eden Sarı, şirketlerin üretim kapasitelerinin desteklenmesi ve istihdamın korunması gerektiğini belirtti.
SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANLIĞI BÜTÇESİNE ELEŞTİRİ
Sanayi ve Teknoloji, Çalışma ve Sosyal Güvenlik ile Ticaret bakanlarının 2027 yılı bütçe görüşmelerinde yaptıkları sunumları da değerlendiren Sarı, bakanların ekonomi ve üretim alanındaki başarılarına ilişkin açıklamalarının sahadaki durumla örtüşmediğini savundu. Sanayicilerin finansmana ulaşamadığını, borçlarını ödemekte zorlandığını ve üretimi sürdürmekte güçlük çektiğini belirten Sarı, şu ifadeleri kullandı:
“Biz tabii sokağa çıkıyoruz. Sizin gibi Saray’da, Külliye’de veya işte bakanlığınızda o konforlu koltuklarınızda oturarak değil de önünüzde sunulan makyajlı rakamlara bakarak değil; iş dünyasının temsilcileriyle konuşuyoruz. Finansmana ulaşamıyor, borcunu ödeyemiyor, işçisini koruyamıyor, üretimi sürdüremiyor, birer ikişer kapanıyor. Madem sanayimiz bu kadar güçlü, fabrikalar neden kapanıyor? Madem üretim rekorlar kırıyor, sanayi istihdamı neden azalıyor? Madem teşvik bu kadar başarılı, KOBİ’ler neden borç batağı içerisinde çırpınıyor?”
KOBİ’lerin borç yükünün giderek arttığını belirten Sarı, 2025 yılında 5 trilyon 600 milyar lira olan kredi borcunun 2 Eylül 2026 itibarıyla 7,7 trilyon liraya ulaştığını kaydetti. Takibe düşen KOBİ kredilerinin de arttığını ifade eden Sarı, “KOBİ kredileri 138 milyarlardan 315 milyar liraya yükselmiş, yaklaşık yüzde 86 artmış. Takibe düşen kredilerden bahsediyorum. Yani takipteki kredi ödeme oranları giderek düşüyor. Bir önceki seneye göre yüzde 80’in üzerinde, ödeyemedikleri için takibe düşen dosyalar artıyor. İşletmeler borçlarını ödeyemediği için takibe düşüyorlar ve işletmeler birer ikişer kapanıyor” dedi.
“KAMU KAYNAKLARININ HESABI VERİLMELİ”
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın Ar-Ge harcamalarına yönelik vergi teşviklerini de gündeme getiren Sarı, yaklaşık 1,4 trilyon liralık teşvik kaynağının hangi firmalara verildiğinin ve bu kaynakların nasıl kullanıldığının açıklanması gerektiğini söyledi.
Kamu kaynaklarının dağıtımında şeffaflık çağrısında bulunan Sarı, “Biz ‘Sanayiciye teşvik verilmesin’ demiyoruz ama kamu kaynaklarının hesabının verilmesini istiyoruz. Devletin teşviki, ayrıca şirketler arasında bölüşülen bir kaynak gibi değil; ihtiyaç duyulan sektörlerde büyümeyi destekleyen, zor durumdaki işletmeleri ayakta tutan teşvikler şeklinde planlanması lazım” ifadelerini kullandı.
Sanayi Bakanlığı’na yönelik eleştirilerini sürdüren Sarı, Türkiye’nin önemli demir-çelik işletmelerinden Kardemir’in ray üretmesine rağmen demir yolu projelerinde İngiliz şirketi British Steel’den alım yapılmasına tepki gösterdi.
Kardemir’de yaklaşık 5 bin kişinin çalıştığını ve şirketin Türkiye’de ray üretimi gerçekleştirdiğini belirten Sarı, British Steel’den 135 milyon sterlinlik ray temin edildiğini, Ankara-İzmir hızlı tren projesi için de 70 milyon sterlinlik yeni sipariş verildiğini söyledi.
Yerli üretici varken yurt dışından alım yapılmasını eleştiren Sarı, “Yani ülkemizde bunu üreten yerli bir firma var: Kardemir. Bir sürü çalışanı var. Siz cari açıktan bahsediyorsunuz. Cari açığa sebep veren… Yani burada tabii kafalarda soru işareti çıkıyor: Bu alımdan birileri yolunu mu buluyor? Bu ihaleden birileri nemalanıyor mu? Burada içeride bu işi çözmek varken siz yurt dışındaki kaynak… Ülkenin kaynaklarını yurt dışına niye aktarıyorsunuz?” diye konuştu.
Sarı, Türkiye’nin yerli otomobil markası Togg’a ilişkin gelişmeleri de değerlendirdi. Togg’un son 2 yılda 28 milyar lira zararla karşı karşıya kaldığını ileri sürdü Sarı, Vestel ve Anadolu Grubu’nun yaklaşık 368 milyon avro, yani 14 milyar lira tutarındaki hisselerini Türkiye Varlık Fonu’na devrettiğini söyledi. Togg’un Türkiye Varlık Fonu’na devredilmesiyle kamu kaynaklarının zarar eden bir projeye aktarıldığını savunan Sarı, Türkiye Varlık Fonu bünyesindeki Türk Hava Yolları, Ziraat Bankası, Halkbank, BOTAŞ ve PTT gibi kamu kurum ve kuruluşlarının kaynaklarının da milletin kaynağı olduğunu ifade etti.
Togg’un gelecekte kârlı bir projeye dönüştürülmesi gerektiğini belirten Sarı, “Biz bir şeyin yapılamamasını değil de o işin kamuya kâr sağlamasını, milletine fayda sağlamasını öncelikliyoruz. Bu anlamda da umar ve dilerim ki bundan sonraki süreçte başarılı bürokratlarla, şeffaf yönetimle Togg’un üretim bandında kârlı bir şekle çevrilerek, kamu kaynağını zayi etmeden kârlı bir projeye dönüştürülebileceklerine inanıyorum” dedi.
“ASGARİ ÜCRET SON 3 YILDA YÜZDE 12 DEĞER KAYBETTİ”
Ekonomideki sorunların çalışanların ve emeklilerin gelirlerine de yansıdığını belirten Sarı, asgari ücretin reel alım gücündeki kayba dikkati çekti. Cumhurbaşkanlığı tarafından yayımlanan rapordaki verilere işaret eden Sarı, şu ifadeleri kullandı:
“Bu raporda 2024 yılındaki asgari ücretin reel alım gücü anlamında… Tabii her sene zam yapılıyor asgari ücrete, arttırılıyor; yüzde 30, yüzde 40 artıyor artıyor ama bu artışın aslında reel alım gücündeki karşılığının değerlendirilmesi gerekiyor. Bu rapor makyajlanmış, sabunlanmış haliyle Cumhurbaşkanlığı tarafından hazırlanmış bir rapor. Bu raporda 2024 yılında reel alım gücünde artışlara rağmen yüzde 5,9 asgari ücret erimiş, bir önceki yıla göre daha az almaya başlamış. 2025 yılında yüzde 3,6 erimiş; 2026 yılında yüzde 2,8 erimiş. Yani erime durmuyor. Alım gücü son şu bahsettiğimiz 2024’ten bugüne kadar son 3 yıl içerisinde yaklaşık yüzde 12 değer kaybetmiş asgari ücret. Yani 2024 yılında 100 liralık, 100 birimlik, 100 parça ürün alabilirken şu anda 88 parça ürün alabiliyor. Yani alım gücü düşmüş. Bugün asgari ücrete eğer zam yapıyorsak bunu göz önünde bulundurarak hareket etmek zorundayız. Yani önümüzdeki seneki enflasyonu öngören zammın üzerine, son 3 yıldan beri vermiş oldukları değer kaybının da eklenmesi gerekiyor. Planlanan enflasyon önümüzdeki sene yüzde 30 olacaksa asgari ücret artışı… Şu son 3 seneden beri de kaybettirdiğinizi de şu asgari ücretliye geri iade edin. Verin bu paralarını. Vatandaşın eridiğini, o emekçinin alın teriyle, elinin nasırıyla kazanıp evine ekmek götürebildiği çocukların, gençlerin, emekçilerin paralarını çalıyorsunuz. Göz göre göre çalıyorsunuz ve bunu da bu rakamlar -hani bizim açıkladığımız, hazırladığımız rapor değil bu- Cumhurbaşkanlığı tarafından yayımlanan bir rapor. Bu en makyajlanmış hali; bunun çok daha üstte olduğunu tabii hep beraber biliyoruz. En azından resmiyete taşınmış kısmıyla yorum yapalım istiyoruz. Yoksa sokağın gerçeklerinden haberi olmayan yok… Gerçi var: İktidardakiler.
Bu rakamların ne anlama geldiğini çok iyi anlatmamız gerekiyor ki çalışan işçinin, emekçinin karşılığında alın terini de doğru bir şekilde savunabilelim. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı 2027 Yılı Yıllık Programı verilerinde emeklinin yaşadığı zulmü itiraf eden bir tablo da yayımladı tabii. Birazdan onu da paylaşıyor olacağım. Millî gelirden aldığı pay… Hani sonuç itibarıyla bütçeler yapılıyor; ülke bütçesi büyüyor, gelir artıyor, katma değer artıyor, refahı artacak diye bekliyoruz. Milli gelirden aldığı pay ne yazık ki her geçen gün geriye doğru düşüyor. 2020 yılında milli gelirinizin yüzde 8,7’sini alıyormuş emekli. Bütçemiz büyümüş ama böyle emekliye düşen pay geriye doğru düşmüş. 2022 yılında, aradan 2 yıl geçince millî gelirin yüzde 5,1’ini… Yani yaklaşık 2 yılda yüzde 3,6’sı geriye düşmüş. Ve bu da yüzde 41’lik payda azalma anlamına geliyor. 2027 yılında millî gelirden oranı yüzde 7,2 olmuş; olacağı öngörülebilirse tabii bakalım göreceğiz önümüzdeki günlerde bu emekliye nasıl yansıyacak göreceğiz; ama 2020 yılındaki paya bile geri dönebilmiş değiliz. Yaklaşık 1,5 puanlık gerileme var. Şöyle baktığınızda milli gelirden aldığı pay giderek aşağıya doğru düşüyor. Yani ülke büyüyor, katma değeri artıyor, gelir artıyor, refah artacak diye umuyoruz; dönüyoruz asgari ücrete… Var mı böyle bir durum? Yok. Dönüyoruz emeğini, ömrünü bu ülkeye kaynak yaratmak için çalışmış, emek vermiş emekliye bakıyoruz… Onda bir artış var mı? E, yok. Bu milli gelir ne oluyor? Nasıl paylaşılıyor? Kime ne veriliyor? Onu sorgulamaya başladığımızda da işte görüyoruz haftalardır kimlerin nasıl zengin edildiğini, hangi kamu kurum kuruluşlarından kimlere ne kadar para aktarıldığını.
Sonuç itibarıyla milli gelirdeki payı eğer 2020 yılındaki seviyeye getirmiş olsaydık, bugün o değeri verebilseydik emekliye, yani başkalarına kaynak arayabilmek yerine emekliye o hassasiyeti koruyabilseydik bugün emekli maaşı 43 bin 500 lira olacaktı. Millî gelirin yüzde 8,7’sini eğer emekliye ayırmış olsaydık bugün emeklinin alacağı para 43,5 bin lira olacaktı. Bunu vermediğinizi, vermeyeceğinizi görüyor, biliyoruz. Sizin çünkü umurunuzda değil ne emekli, ne çiftçi, ne asgari ücretli, ne iş dünyası, ne de esnaf! Ama en azından bu 5 milyon emekliyi, en düşük emekli maaşını asgari ücret seviyesine çıkarabilirsiniz. Bunun için kaynak var. 5 milyon emekli için 271 milyar liralık bir kaynak aktarırsak asgari ücret seviyesine çıkarma şansımız var. Ama bunu yapacak niyet var mı bilmiyorum. Çünkü yani sadece şu fon krizinde 800 milyar lira para kayboldu, hiç umurunuzda değil; ama emekliye gelince kaynak yok, para yok, imkân yok, yaygara bini bir para! Bu kaybolan para için bu hassasiyeti sizden göremedik ne yazık ki.
Ve sonuç itibarıyla bu ülkenin enflasyonu altında ezilen emekliye sahip çıkmayan bir iktidar var. Geldiğimiz noktada iktidarın elinde imkân var, iktidarın kaynağı var, iktidarın bütçesi var ama iktidarın niyeti halka, millete sahip çıkmak değil. Buradan iktidara ve bakanlara: Sorumlu bakanlar bir kere kendi sorumluluklarının gereğini yapsın. Gereğini yapmayan bakanlar için yukarısı zaten talimat veriyor, herkes yukarıya bakıyor. Yukarının gerekli işlemleri yapması gerektiğine inanıyoruz. Cumhurbaşkanı’nı bu anlamda hassasiyetli bir şekilde bu gelişen süreçlerle ilgili kamunun hakkını korumaya, milletin hakkına sahip çıkmaya davet ediyorum.”

