(TBMM) – YENİ Parti Grup Başkanvekili Murat Emir, “Demirtaş’ın 10 yıl cezaevinde tutulmasıyla İmamoğlu’nun bir buçuk yılı aşkın süredir cezaevinde tutulması arasında aslında hiçbir fark yoktur. Kim Erdoğan’ın karşısına çıkarsa, kim onun koltuğunu tehdit ederse o kişi cezaevine konuyor. 100 yıllık partiye gayrimeşru butlan kararıyla kolayca yendikleri yönetimin getirilmesi de benzerdir. Bunun da asıl hedefinin Erdoğan’ı o koltukta tutabilme çabası olduğunu biliyoruz” dedi.
YENİ Parti Grup Başkanvekili Murat Emir, TBMM’de basın toplantısı düzenledi. Emir’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
“Enflasyon rakamlarıyla birlikte ekonominin çöktüğü ve ‘şimşek’ politikalarının dolayısıyla saray politikalarının duvara dayandığı ve memleketi nasıl bir felakete sürüklediği iyice ortaya çıktı. Tutturulamayan enflasyon hedefleri, pahalılığın altında inim inim inleyen milyonlar, işçiler, asgari ücretliler, işsizler, emekliler ve bütün bunlara vurdumduymaz kendi gündeminde, kendi şatafatında, kendi lüksünde olan bir siyasi iktidar var. 2023’te seçimler öncesinde emeklilere 8’er bin lira seyyanen zam ve Bağ-Kur emeklileri için 7 bin 200 prim günü sözünü vermişlerdi. Meydanlarda bu sözü verip emeklilerin oyunu almak istemişlerdi ve onlara inanan emeklilerimizin de bir kısmı onlara oy vermişti. Ancak bugüne kadar yani neredeyse artık yeni seçimin konuşulacağı günlere gelmiş olmamıza rağmen hala emeklilerin sesine kulak vermeyen, emeklilerin feryadını duymayan, emeklilerimizi 23 bin 522 lira maaşa mahkum eden, yani açlık sınırının oldukça altına mahkum eden bir siyasi iktidar var.
“EMEKİLİLER KÖK MAAŞA MAHKUM EDİLDİ”
O sandık gelecek ve emeklilerimiz bunun hesabını onlardan soracak. Onlara 23 bin 500 lira layık gören, yani onları bir çay içemez, simit alamaz, torununa harçlık veremez, kirasını ödeyemez duruma düşüren bu iktidara gereken cevabı verecek. Emekli maaşı mevcut artışlardan yararlanamadığı için kök maaş uygulamasına geçtiler. Öyle maaşlar vardı ki çok düşüktü ve eğer kök maaş olmasa hiçbir zam alamayacaktı. Onlar için dendi ki ‘Biz bunu kök maaş kabul edelim. Bunun üzerine vereceğimiz zammı verelim.’ İlk açıklandığında 1 milyonun altındaydı bu. Her yıl arttı ve şu anda 16 buçuk milyon emeklinin neredeyse 5 milyonu, neredeyse her üç emekliden birisi kök maaşa mahkum edilmiş durumda. Emeklilerimiz, ‘Maaşları yukarı çekin, yukarıda buluşturun. Emeklilikte adalet olsun. Ama emekli de insanlık onuruna yakışır ve emeğinin karşılığı bir maaş alsın’ dedikçe onlar ortalama emekli maaşını aşağı çektiler ve en dipte buluştular. Bu vicdansızlık devam ederse birkaç yıl sonra neredeyse bütün emekliler kök maaşa mahkum olacaklar. Böylesine hazin bir durumla karşı karşıyayız. Ama emeklilerimiz merak etmesinler. O sandık gelecek. Bu siyasi iktidar gidecek. Bizim iktidarımızda da emeklilerimiz hak ettikleri gibi başımızın tacı olacaklar.
DEMİRTAŞ’IN TUTUKLULUĞUNUN 10’UNCU YILI
Bugün Selahattin Demirtaş’ın demir parmaklıklar arkasına konmasının 10’uncu yıl dönümü. Kolay değil, tam 10 yıldır cezaevinde. Selahattin Demirtaş’ın hiçbir suçu olmadığını, 10 yıl yatmasını gerektirecek hiçbir suç işlemediğini Türkiye’de herkes biliyor ve herkes kabul ediyor. Sadece 86 milyon değil, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) üç kez karar verdi. 2018’de, 2020’de ve 2025’de üç kez dedi ki ‘Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğu uzundur. Adil yargılanma hakkı ihlal edilmiştir.’ Ve son kararında da özellikle 18’inci maddeye atıf yaptı. Yani siyasi iktidarın çoğulculuğu önlemek üzere, yani siyasi rakibini cezaevinde tutarak bertaraf etmek üzere yargıyı kullandığını ve bu yolla siyasi dizayn yaptığını açıklıkla karara bağladı. Türkiye açısından böylesine utanç verici bir kararla aslında yapılanın bir siyasi operasyon olduğu uluslararası hukukça da tespit edilmiş oldu. Sonuçta 10 yıl geçti. Demirtaş hala içeride. Onun içeride olma sebebinin ‘Seni başkan yaptırmayacağız’ diye Erdoğan’a meydan okuması olduğunu ve ondan sonra başlayan süreçlerle Erdoğan’ın bir siyasi dizayn projesinin parçası olarak da Demirtaş’ı cezaevine attığını görüyoruz.
“DEMİRTAŞ NEDEN HALA HAPİSTE? BUNU ADI REHİNE SİYASETİDİR”
Bir süreç var. O sürecin bir parçası çerçeve yasa. Orada belirli tıkanıklıklar olduğunu görüyoruz. Biz tabii ki Türkiye’de barışın kalıcı bir şekilde inşa edilmesini önemsiyoruz. Bizim önemli başlıklarımızdan birisidir. Bunun için de elimizi taşın altına koymaktan bugüne kadar çekinmedik. Bundan sonra da elbette ki Türkiye’de bir daha hiçbir şehidimiz olmasın diye bağrımıza taş basarak zaman zaman zorlansak da kimi kararları veririz. Ama bir de demokratikleşme tarafı var. Bizim komisyon raporumuzun yedinci bölümüne tüm partiler imza attılar. Orada açıkça yazdık: ‘AYM ve AİHM kararlarına eksiksiz uyulacak’ dedik. Hatta Cumhur İttifakı’nın temsilcileri biz o raporu yazarken ‘Bunu yazmamıza dahi gerek yok. Çünkü Anayasa’mız açık. Hem Anayasa’mızın gereği olarak hem de evrensel hukukun gereği olarak AYM kararları herkesi bağlar. Uymamak düşünülemez bile. Ve Anayasa 90’a göre de AİHM kararları bağlayıcıdır. Hatta Türkiye’deki kanunlarla çelişirse AİHM kararları uygulanır.’ dediler. ‘Yok. Türkiye’de bu uygulanmıyor. Yazalım’ dedik. Yazdık, rapora bağladık. Herkes imzaladı. Herkes, ‘Hala raporun arkasındayız’ diyor. Peki Demirtaş niye hala hapiste? Bu sorunun cevabı var mı? Bunun adı rehine siyasetidir. Birilerini rehine tutuyorlar. Önümüzdeki süreçle ilgili siyasi projelerini gerçekleştirmek üzere adeta satranç oynar gibi taşlarla oynama gayretindeler.
“ASIL HEDEF ERDOĞAN’I O KOLTUKTA OTURTMAKTIR”
Biz bu kirli aklı asla kabul etmiyoruz. Türkiye’de demokrasi hakim olmalı. Toplumsal barış için gerekli adımlar atılmalı. Suçsuz günahsız insanlar cezaevinde bir gün bile tutulmamalı. Ve en nihayetinde 86 milyon Türkiye’yi kimin yöneteceğine özgürce karar vermeli. Ama milletin onları seçmeyeceğini, milletten artık destek alamayacaklarını anladıkları için aktörlerle, siyasetçilerle, onların çevreleriyle, siyasi partilerle gayrimeşru mahkeme kararlarıyla uğraşıyorlar. Sayın Demirtaş’ın 10 yıl cezaevinde tutulmasıyla bugün Sayın Ekrem İmamoğlu’nun bir buçuk yılı aşkın süredir cezaevinde tutulması arasında aslında hiçbir fark yoktur. Kim Erdoğan’ın karşısına çıkarsa, kim onun koltuğunu tehdit ederse, kim ‘bu varken ben bir daha seçilemem’ diyorsa o kişi cezaevine konuyor. 100 yıllık partiye gayrimeşru butlan kararıyla eski, kolayca yendikleri yönetimin getirilmesi, partinin fiilen işgal edilmesi de aslında benzerdir. O da kurumsal bir yapıya yapılan bir darbe girişimidir. Bunun da asıl hedefinin Erdoğan’ı o koltukta tutabilme çabası olduğunu biliyoruz. Ama bütün bu kirli planların her birini bu millet bozacaktır. Biz milletimizleyiz. Milletimize inanıyoruz. Milletimize güveniyoruz ve milletimizin mücadelesiyle, bizim verdiğimiz mücadeleye desteğiyle elbette ki bu karanlığı hep birlikte yeneceğiz.
FON KRİZİ
Türkiye’nin en sıcak konusu fon vurgunu, fon soygunu. Yüzyılın soygunu. Öyle bir soygun ki yüzyılın felaketi 100 milyar dolara mal olmuştu. Yüzyılın soygunu 200 milyar dolar civarında bir zarara yol açtı. Henüz şimdilik. Öylesine derin çelişkiler içerisindeler ki bu krizin altında kaldılar, krizin altında eziliyorlar, kaçacak delik arıyorlar, birbirlerini suçluyorlar, kameralar önünde, ‘Merak etmeyin, güçlüyüz. Kontrol ettik, nereye gidiyorsa gideceğiz’ diyorlar. Ama gerçekte birbirlerine tekme atıyorlar, birbirlerini çekiyorlar, birbirleri hakkında dosyalar hazırlıyorlar ve birbirlerini yok etmek üzere çaba içerisindeler. Açıkça görüyoruz bunu. İlk başta, ‘çok kısıtlı bir durum’ dediler. Ama daha dün Adalet Bakanı, ‘Organize bir suç örgütü tespit ettik. Üst düzey finans bürokrasisi de örgütün içinde ve aralarında hiyerarşik bir ilişki var’ dedi. ‘Hızlıca mağdurların sorunlarını çözeceğiz’ demişlerdi. 50 gün geçti, hiçbir şey yok, hiçbir etkili adım atamadılar.
“ADALET BAKANI’NIN AÇIKLAMASINI DAMADIN GAZETESİ GÖRMÜYOR”
Dediler ki ‘Finansal sistemimiz çok sağlam. Biz denetliyoruz merak etmeyin.’ Ama Adalet Bakanı diyor ki ‘Denetim mekanizmalarına kadar sızan bir örgüt var.’ Nitekim burada Adalet Bakanı haklı görünüyor. Çünkü Cumhurbaşkanı bir fon kurulu kuruyor. Bu kurul güya bu sorunları tespit edecek ve çözecek. O masaya davet edilenlerden birisi görevinden alındı, birisi ev hapsinde, diğeri de tutuklandı cezaevinde. İşte sizin denetiminiz. Dediler ki ‘1 milyona kadar herkesin parasını ödeyeceğiz. Daha fazla olanı da ara ödeme yapacağız’ dediler. Daha mürekkebi kurumadan. ‘Yok, biz bu ödemeyi yapmayacağız’ dediler. En son yasayı geçirdiler. Anlaşıldı ki yasa, derde derman değil. Küçük yatırımcılardan en fazla alabilen 250-300 bin lirasına kavuşabildi. Paralar hala içeride. Üstelik o paraların da nereden ödendiği belli değil. Çünkü açıkladıklarına göre 19 milyar liralık bir tövbe hesabında para birikmiş. İlk etapta ödedikleri para 29 milyar lira civarında. Kalan parayı nereden ödediniz? Kim ödedi? 86 milyonun sırtına mı yıktınız? Bu sorunun cevabı da henüz ortada yok. Adalet Bakanı önemli bir şey daha söyledi, ‘Bunun bir de medya ayağı var’ dedi. Evet, artık bütün operasyonlar medya ayağı olmadan yapılmıyor biliyorsunuz. Operasyonel gazeteciler, operasyonel YouTuber’lar, operasyonel kanallar var ve bu kanallar üzerinden de bütün bu işler organize ediliyor. Adalet Bakanı da bundan şikayetçi. Biz biraz daha açalım konuyu. Adalet Bakanı bu açıklamasını yapıyor. Dikkate değer bir açıklama. Yeni Şafak manşetten veriyor. Ama bakıyorsunuz Sabah Grubu, yani damadın grubu hiç görmüyor. Yok gibi yapıyor. Bir siyasi iktidarda bundan daha açık çatırdama olabilir mi? Bundan daha büyük iç kavga belirtisi olabilir mi? Siz gazetecisiniz, kanalsınız, yayın yapıyorsunuz. Sizin iktidarınızın Adalet Bakanı önemli açıklamalarda bulunuyor. Niye görmezden geliyorsunuz? Neden? Bunun bir sebebi olmalı. Bunun sebebi Erişah Arıcan mı? Bunun sebebi Taha Çakmak’ın cezaevinde olması mı? Bunun sebebi Taha Çakmak’ın yardımcısı Çağrı Akpınar’ın da aynen Berat Albayrak gibi, aynen Şahap Kavcıoğlu gibi Erişah Arıcan’ın doktora öğrencisi olması mı?
“TAHA ÇAKMAK KONUŞURSA KİMLERİN BAŞI GİDECEK”
Taha Çakmak 1 milyon dolar rüşvet almış, çok daha önemlisi Terra fonun finansmanını Türkiye Sigorta’dan sağlamış. 25 milyar lirayı götürmüşler. Birileri 25 milyar lirayı cebine koymuş götürmüş, Taha Çakmak sayesinde. Taha Çakmak’ı kimler koruyor? Taha Çakmak konuşursa kimlerin başı gidecek? Bu yüzden mi kendi bakanınızın bile açıklamalarını manşete çekmeye korkuyorsunuz? Türkiye Sigorta 16,3 milyar lira batırmış. Terra fon için batırmış. Ve şimdi ortada kavga büyük. İşte tek kişilik rejimler böyledir. Dilimizde tüy bitti, çok anlattık. Bir kişiye her şeyi emanet ederseniz her yerden o kişinin atadığı kişiler, atadığının atadığı kişiler, ona en yakın kişiler, ona bir şekilde ulaşabilmiş kişiler… Orada bir çürüme olur. Devlet Denetleme Kurulu Başkanı, BDDK’nın yönetim kurulu üyesi çıktı. Daha ne söyleyeceksin? Kimin kimi denetleyeceği belli değil. Kimin kime çelme attığı belli değil. Kimin kimle hesaplaştığı belli değil. Kimin milyar liraları götürdüğü, kimin arka çıktığı, kimin göz yumduğu, kimin destek olduğu belli değil. İşte çürüme budur. İşte bu nedenle siz bu fon vurgununun üstüne gidemezsiniz.
“MERKEZ BANKASI REZERVİ 20 MİLYON DOLAR AZALMIŞ”
O kadar büyük bir vurgun ki, o kadar milyonları etkiledi ki 456 bin yatırımcı var. Onlar zaten fon mağduru, onlar perişan, onlar doktor parasını, ameliyat parasını, çocuğunun okul masrafını, araba umudunu, ev alma umudunu, belki her şeyini bu tosuncuklar malı götürsünler diye kaybettiler. Ama aynı zamanda borsa yüzde 30’a yakın çöktü. Ve vatandaşlarımızın büyük bir kısmının küçük yatırımcının borsada parası var. Küçücük yatırımlarıyla güçlü hisse senetlerini almışlar. Devletlerine güvenmişler. Denetleniyordur muhtemelen demişler ve almışlar. Onlar da paralarının neredeyse yarısını kaybettiler. 7 milyona yakın yatırımcıdan bahsediyoruz. Ve bunların harcamaları elbette ki artık son derece kısıtlandı. Büyük bir durgunluk, büyük bir resesyon ve giderek derinleşen bir ekonomik krizle baş etmek zorundayız. Borsadaki şirketlerin piyasa değerinde 8 trilyona yakın çöküş var. Para piyasaları fonlarından 551 milyar lira kaçmış. Merkez Bankası rezervi, yani dünyanın en yüksek faizini vererek oluşturabildiğimiz Merkez Bankası rezervi 20 milyar dolar azalmış. Sonuç olarak hep birlikte kaybediyoruz. Sonuç olarak çürümüş bir siyasi iktidar ve bu siyasi iktidarın koltuğunu koruma çabasından başka yapacak hiçbir şeyi kalmamış ve bu fon krizinin altında kendisi ezilirken maalesef 86 milyonu da mağdur etmiş durumda.”
“SEÇİM PROPAGANDASI”
Emir, açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Emir, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin yeni iller önerisinin sorulması üzerine şunları söyledi:
“İlçeleri il yapma önerileri her seçim yaklaştığında kimi siyasetçiler tarafından getirilir. O bölgedeki insanların bir kısmını memnun eder, bir kısmını da rahatsız eder. Bunun bir seçim yatırımı olduğuna şüphe yok. Ama burada tabii ki il olması gereken, il olmayı hak eden büyüklükler anlamıyla ilçeler vardır. Ama bunun bir seçim propaganda malzemesi olmaktan öte gerçekten beşeri yönetimin gerçekçi rasyonel ihtiyaçlarına göre, akıllıca yapılması çok daha doğru olur.”

