(IĞDIR) – DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Kürt sorununun çözümüne ilişkin sürece yönelik halkın tedirgin ve kaygılı olduğunu belirterek, “Gelinen aşamada çerçeve yasanın hayata geçmesi için teyit ve tespitin bitmesi, Milli Güvenlik Kuruluna raporun sunulması, Milli Güvenlik Kurulunun raporun neticesinde karar alması gerekiyor. Yasa buna bağlanmış durumda. Peki, Milli Güvenlik Kurulu hala neyi bekliyor? Teyit, tespit hala neyi bekliyor? Bu konuda halkımız hızlı bir adım atılmasını bekliyor” ifadesini kullandı.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin Olağanüstü Iğdır İl Kongresi’nde yaptığı konuşmada, “Bugün Kobani olaylarının yıldönümü. Acı bir dönemdi, ağır bedeller ödenen bir dönemdi. Türkiye’nin yanı başında Kobani’de IŞİD saldırılarına karşı Kobani halkı tarihin en güçlü mücadelesini ortaya koydu. O yenilmez zannedilen IŞİD’e karşı Kobani’deki insanlar direndi. Başta kadınlar, Kürt halkı, IŞİD’i durduran bir direniş sembolü haline çevirdiler. Kobani’de o direnişi sergileyen halkla dayanışmak, IŞİD karşıtı bir demokratik duruştu. Bu dayanışmaya provokasyonlarla kan düşürenler tarafından daha sonra Kobani Kumpas Davası HDP’nin üzerinde devasa bir oyun olarak oynandı. Bu oyunun akabinde Eş Genel Başkanlarımız, MYK üyelerimiz büyük cezalar aldı. AİHM kararlarına rağmen arkadaşlarımız hala hapishanede. Buradan bir kez daha diyoruz ki AİHM kararları hayata geçsin ve Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve tüm MYK üyelerimiz derhal serbest bırakılsın” dedi.
“MGK NEYİ BEKLİYOR”
Hatimoğulları, şunları kaydetti:
“Bu sürece karşı halkta yeterince güven yok. Halk tedirgin, halk kaygılı. Toplum kaygı içinde. Ne olacak? Neden süreç ilerlemiyor? Neden sonuç alınamıyor hızlı bir şekilde? Toplum bu anlamıyla kaygılı. Elbette bu kaygılarını hep birlikte gidermenin yol ve yöntemini bulmak zorundayız. Meclis’te beklenen çerçeve yasa çıktı. Bu yasa parlamentoda çok büyük çoğunlukla çıktı. Gelinen aşamada çerçeve yasanın hayata geçmesi için teyit ve tespitin bitmesi, Milli Güvenlik Kuruluna raporun sunulması, Milli Güvenlik Kurulunun raporun neticesinde karar alması gerekiyor. Yasa buna bağlanmış durumda. Peki, Milli Güvenlik Kurulu hala neyi bekliyor? Teyit, tespit hala neyi bekliyor? Bu konuda halkımız hızlı bir adım atılmasını bekliyor.
Bu yasa insanların hayatına dokunduğu zaman gerçek anlamını bulacak. Zindanlardan, dağlardan, sürgünlerden dönüşler başladığı zaman; toplum kendi insanına, aileler kendi çocuklarına kavuştuğu zaman bu yasa güçlü bir anlam bulacak. Geri dönen insanların demokratik siyasete katılımının önü açıldığı zaman güçlü bir anlam bulacak. Esasen bu yasanın somut anlamı ve karşılığı bu olacaktır. Bir taraf sorumluluk üstlenmiş, adımlarını atmış. Gerekli geri çekilmeler, gerekli fesih kararı, Türkiye’den geri çekilme, bütün bunlar gerçekleşti, silahlar yakıldı. Ama devletin bu adımlara karşı henüz yeterince somut adım atmadığını halkımız söylüyor. Eş genel başkanlarımızın ve yoldaşlarımızın serbest bırakılması için Milli Güvenlik Kurulu kararına gerek yok. AİHM kararı var. Gezi mahpusları, Osman Kavala ve arkadaşlarının serbest bırakılması için Milli Güvenlik Kurulu kararına gerek yok. Belediyelere atanan kayyımların geri çekilmesi ve belediye başkanlarının göreve iade edilmesi için Milli Güvenlik Kurulu kararına gerek yok. Barışa karşı temkinli bir iyimserlikle halkımız barışı karşılıyor. Ama halkımız barışın gelmesini yüzde 100 istiyor, demokratik toplumun inşa edilmesini yüzde 100 istiyor.
“ÖCALAN’LA GÖRÜŞMEK İSTİYORUZ”
Bu süreçte Abdullah Öcalan’ın koşullarının acilen düzenlenmesi gerekiyor. Silahsızlanma ve Strateji Kurulu’nun koordinatörlüğünü Abdullah Öcalan’ın yapacağıyla ilgili tam mutabakat sağlanmıştır. Ama hala bu komisyon aktifleşmedi, çalışmalarına başlamadı. Ne bekleniyor? Zaten teyit ve tespitte yol alınabilmesi için Öcalan’ın koordinatörlüğünde komisyonun oluşması gerekmiyor mu? Hala Abdullah Öcalan heyet dışında neden kimseyle görüştürülmüyor? Hala gazeteciler neden adaya gidemiyor? DEM Parti Eş Genel Başkanları ve MYK’sı olarak defalarca konuşulduğu halde neden hala adaya gidemiyoruz? Biz hazırız. Biz DEM Parti Eş Genel Başkanları ve MYK üyeleri olarak Sayın Öcalan’la adada görüşmek istiyoruz.
Meclis açılır açılmaz Meclis İzleme Kurulunun oluşmasını bekliyoruz. Bu kurulda bütün siyasi partilerin temsilinin olması çok önemli. Hem parlamentoda grubu bulunan hem grubu bulunmayan bütün siyasi partilerin komisyonda temsil edilmesi önemlidir, hayatidir. Meclis sadece izleyen, sadece gözleyen, sadece bu sürecin edilgen öznesi değildir. Meclis bu sürecin asli öznesidir. Meclis bu sürecin öznesi, şahidi ve tasdik makamı olmalıdır. Acaba burada Kürt hareketi tasfiye mi edilmek isteniyor bu süreçte? Barış deniyor yeterince adım atılmıyor. Demokratik toplum diyoruz antidemokratik uygulamalar almış başını gitmiş durumda. Toplumda bu kaygılar kesinlikle var.
“24 SAAT İÇİNDE BEŞ BELEDİYE BAŞKANI TUTUKLANDI”
Silahların susması tek başına barış demek değildir. Kalıcı bir barışı inşa etmek siyasi ve hukuki zeminde demokratikleşmenin önünün açılmasıyla mümkün olacaktır. Bir yandan barış konuşulurken bir yandan hukuksuzluklar tavan yapıyorsa tabii ki toplum kaygılanır, tabii ki toplum soru sorar. Mesela son zamanlarda haber sitelerine ve kişilere ait olan hesaplara erişim engeli getiriliyor. T24’e yönelik alınan kapatma kararı ortada. Halkın oyuyla seçilmiş muhalif belediye başkanları, yöneticileri gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor. Bunları kabul etmek mümkün değil. İstanbul’daki belediyeler sipariş usulüyle, insanların özel hayatlarından ticari hayatlarına kadar çeşitli tehditlerle ele geçiriliyor. Belediyelere çökülüyor. Bu dünyanın en antidemokratik uygulamasıdır. Çünkü bu yurttaşın seçme ve seçilme hakkını, yani demokrasinin asgari göstergesi olan seçme ve seçilme hakkını elinden almak demektir. 24 saat içinde 5 belediye başkanı tutuklandı. Bu tutuklama furyası derhal bitirilmeli. Muhalif belediyelerin üzerindeki çökme operasyonları da yargı operasyonları da derhal son bulmalıdır.
DEM Parti olarak barış ve demokratik toplum talebimizden ve mücadelemizden bir adım geri atmayacağız. Umutsuzluğa kapılmayacağız. Çatışmanın, baskıların en yoğun olduğu dönemlerde barış ve demokrasi mücadelesinden asla vazgeçmedik. İl il, ilçe ilçe, mahalle mahalle, sokak sokak barışı daha çok güçlendirmeliyiz. Biz güçlenirsek, müzakere yürüten Öcalan’ın eli güçlenir. ‘Nasılsa Ankara’da, İmralı’da görüşmeler var. Biz hele bekleyelim, ne olacak görelim’ gibi bir beklenti bizi zayıflatır, DEM Parti’yi zayıflatır. Önümüzdeki seçimlerden çok güçlü şekilde oylarımızı katlayarak çıkmalıyız.
“FON DOLANDIRICILIĞININ İÇİNDE OLAN HERKES HESAP VERMELİDİR”
Bütün Türkiye’nin gündemini kaplayan ilk haber fon soygunu, fon rezaleti. Yurttaşın parasına çökme, tarihin gördüğü en büyük ve en kirli fon kriziyle karşı karşıyayız. İnsanlar bir yandan çok büyük bir ekonomik krizle boğuşurken, insanlar asgari ücretle çocuklarını geçindiremezken bir de fon krizi çıktı. Bu fon krizinde iktidarın içinden birçok isim var. Eski bakanın ‘Ben parayı iade ettim” demesiyle elini yıkayıp temize çıkabileceği bir süreç değil. Bu süreç tıpkı Susurluk çetesinin tezgahı gibi bir tezgah. Tek bir istifa yok. Bu olayın yüzde 1’i başka bir ülkede gerçekleşseydi hükümetin istifa etmesi gerekirdi. Başka siyasi partiye mensup ya da başka görüşten insanlar olsaydı beş dakika içinde hemen sorgulanır ve hapse konulurdu. Bütün sorumlular derhal istifa etmelidir. Bu dolandırıcılığın içinde olan herkes acil bir biçimde hesap vermelidir.
Bu fon krizi Türkiye’de son yüzyılda yaşanmış en büyük, en derin, sistemin çürüklüğünü en çok açığa çıkaran krizlerden biri. Bu soruşturmanın sonu bakana, vekile, bürokrata, ucu nereye varıyorsa varsın acilen yargılanmalıdır. Onlar kazanıyor, biz ödüyoruz. Yıllarca faiz lobisi diyerek sözde karşı çıkan iktidar finans baronlarını büyüttü, fon vurguncularının at koşturmasına izin verdi. Bugün Türkiye’de madalyonun iki yüzü var. Bir yüzü, ‘Ya rabbi günah yazma’ deyip her yolu mubah gören bir avuç foncular. Diğer yüzü, ‘Allah’ım neydi günahım’ diyen yurttaşlar. Bedel ödeyen yurttaşlar, yoksullar, açlar, barınamayanlar. Milyonlarca insan açlık sınırında yaşamak zorunda bırakılmış. İnsanlar evine ekmek dahi götüremiyor, kirasını ödeyemiyor. Iğdır Türkiye’de üç ülkeye sınırı olan tek kenttir. Bir kent üç ülkeye sınırı olup bu kadar açlık ve yoksulluk çekebilir mi? Çekemez. Ermenistan’a açılan Alican Sınır Kapısı bir an önce açılmalıdır.”

