(TBMM) – YENİ Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluğunun siyasi olmadığı yönündeki açıklamalara tepki göstererek, “Ekrem İmamoğlu siyasi tutuklu değilse neden 23 Mart 2025 günü tutuklandı? Siyasi olmasaydı 4 bin sayfalık iddianame ile Ekrem İmamoğlu gözaltına alıp tutuklanıp yargılanırken acaba Melih Gökçek sakız çiğneyerek etrafta dolaşır mıydı” diye sordu.
YENİ Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, TBMM’de gündeme ilişkin basın toplantısı yaptı. İzmir’in düşman işgalinden kurtuluşunun 104’üncü yıl dönümünü kutlayarak sözlerine başlayan Günaydın, “Bugün 9 Eylül’ü nasıl gururla anıyor isek, dün 8 Eylül tarihini de Türkiye’nin seçimli demokratik yaşamı için bir kara leke olarak görmek zorundayız. Dün Üsküdar’da yapılanlar Üsküdar’la sınırlı olmayan bir skandalın ve adeta bir utanç vesikasının tarihe geçirilmiş şeklidir” dedi.
Günaydın, Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın tutuklanmasının ardından yapılan belediye başkan vekilliği seçimini AK Parti adayının kazanmasına ilişkin şöyle konuştu:
“Sistemli, planlanmış, eş güdümlenmiş, örgütlenmiş bir kumpas sahneye konuldu. Üstelik de araçsallaştırılmış yargısıyla, yedeklenmiş kamu idaresiyle ve tek parti devleti haline dönüştürülmüş yapısıyla birlikte büyük bir utanmazlığı ibretle izledik. Biraz tarihine bakalım. 31 Mart 2024’te Üsküdar’da millet iradesini ortaya koymuştu. Anımsayalım. AKP ve MHP’nin ortak adayı Hilmi Türkmen, yüzde 43 civarında oy alabilmiş. Buna karşılık Sinem Dedetaş, yüzde 50 oyla Hilmi Türkmen’e de 25 bin fark atarak Üsküdar’ın iradesinin temsilcisi olmak suretiyle belediye başkanı seçilmişti. O tarihten itibaren iftiralar, kumpaslar, Üsküdar’da ve İstanbul’da hiç eksik olmadı. Bütün bu yapının sonrasında 29 Temmuz 2026 günü Sinem Dedetaş’ı tutukladılar. Sabah 06.22’de konutuna giden polisler kollarına girerek Sinem’i evden çıkarttılar ve bu fotoğraf, bu video yandaş basına her zaman olduğu gibi anında servis edildi. İstanbul’da ve Üsküdar’daki seçimlerden 29 belediye meclis üyesi ile ayrılmıştık. AKP’nin ve MHP’nin toplamda 14 artı 3 olmak üzere 17 belediye meclis üyesi vardı. Sinem’i tutukladılar. 29’dan biri eksildi, 28 kaldı. Arkasından seçim yapıldı. Seçimi yine biz kazandık. Ama sarmalaştırılmış yargı yine tarihe geçecek bir ibretlik vesikasıyla seçimi iptal etti. Arkasından gözaltılar, tutuklamalar, transferler birbiri ardına devam etti. Üç belediye meclis üyemizi gözaltına aldılar. Bunlardan ikisini Ekrem Bey’i ve Amina Hanım’ı tutukladılar. Mithat Bey’i ise gözaltından sonra serbest bıraktılar. Böylece 28’den sayı 25’e düştü. Seçimden iki gün evvel havuç ve sopa ilişkisini birlikte ve ibretlik bir biçimde kullanarak dört belediye meclis üyesini daha transfer ettiler. Ve böylece seçim 21’e 21 haline geldi.
“ÜSKÜDAR’IN BELEDİYE BAŞKANI HALA SİNEM DEDETAŞ’TIR”
Bununla da yetinmediler. Bu seçimde divan başkanlığı yapan belediye meclis üyemizi, iki tane yakın arkadaşıyla, divan üyesi arkadaşıyla beraber ifadeye çağırdılar ve gözdağı verdiler. Bu koşullarda yeni bir seçime daha girildi. Orada bu operasyonu baştan beri tezgahlayanların 21’e 21 bırakacağı şansa orayı terk etmeyecekleri açıktı ve yine o seçimde de iki kişiyi millet iradesini çalarken suçüstü yakaladı. Böylece 23’e 19 oldu. Üsküdar’ın belediye başkanı hala Sinem Dedetaş’tır. Ama belediye başkan vekili olarak bir AKP’li o koltuğa bu söylediğim kumpasın sonrasında oturtuldu. Şimdi siz Üsküdar’a aldınız, öyle mi? Hani diyorsunuz ya bütün bunlar neden oldu? Çünkü Üsküdar’da hizmet eksikliği vardı ve vatandaş bundan memnun değildi. Vatandaş neden memnundu? Siz neden memnun değildiniz, söyleyeyim. Ecdat yadigarı diye tanımladığınız bütün alanlara kafeleri, restoranları yapıp dünyalığınızı üst üste yığıyordunuz. Oraya biz zabıtalarla, mahkemeden aldığımız kararlarla gittik. Karşımızda pompalı haydutları gördük. Ama o haydutlarla beraber kaçak yapılarınızı kafanıza yıktık. Daha daha ötesi, bir sürü kamu binasını vakıflara, tarikatlara ve kendi özel mülkünüze transfer etmiştiniz. Onlar şakır şakır geri alındı. Üsküdar halkı Sinem Dedetaş’tan ve ortaya koyduğu cesur, kararlı, dürüst yönetimden memnundur. Tersini söylüyor ise utanmadan televizyonlarda bu utanç vesikasını dahi savunabilecek kadar aymazlığa düşmüşseniz, gelin sizin sözlerinizle sizi sahaya çağıralım. Üsküdar’da vatandaşın iradesinin sizden yana olduğunu düşünüyorsanız yerel seçimleri öne çekin. Türkiye’deki bütün yerel seçimleri tekrar edelim. Üsküdar’ı da tekrar edelim.
“TÜRKİYE’DE DEMOKRASİYİ RAFA KALDIRMAK, KİMSENİN HADDİ DEĞİLDİR”
Bakalım kumpaslarla düşürdüğünüz Üsküdar’ı vatandaş size verecek, bakalım kumpaslarla yürümeye çalıştığınız İstanbul konusunda yediğiniz 1 milyon farkı daha da açmış durumda olduğumuzu vatandaş tescil edecek mi? Halep oradaysa arşın buradadır. Herkesi arsızlığıyla ve huysuzluğuyla, uğursuzluğuyla yüzleşmeye davet ediyorum. Türkiye’de seçimli demokrasiyi rafa kaldırmak hiç kimsenin haddi değildir. Türkiye’de seçimi anlamsız kılmak, yurttaşa umutsuzluk yaymaya çalıştığınızın farkındayız ama bunu başaramayacaksınız. Türkiye demokratik rejimle ve millet iradesiyle yönetilmeye devam edecektir. Türkiye’de rıza üretemeyenlerin ceberut devlet anlayışı ile ve zorla iktidarda kalma çabası acıklıdır. Bu tablonun mutlaka siyaseten sonu gelecektir.
“YURT DIŞINA MİLYARLARCA DOLARI KAÇIRMIŞ YANDAŞLARINIZIN PEŞİNE DÜŞTÜNÜZ”
Yurt dışına milyarlarca doları kaçırmış olan yandaşlarınızın peşine düştünüz. Binali Yıldırım’ın peşindesiniz. Melih Gökçek’in peşindesiniz. O paralar kimlerden soyuldu ve o paralar yurt dışına nasıl transfer edildi? Türkiye’de etkin ve adil bir yargı olduğu zaman bunlar zaten ortaya çıkartılacak. Ancak bunları doğru ve etkin soruşturma yapmadan, sadece zevahiri kurtarmak üzerinden yürütülen çabaların yurttaşın vicdanında bir yerinin olmadığı açıktır. Bu çerçeve içerisinde yarın da değerlendireceğim gibi Türkiye’nin demokrasi tarihi ve ekonomik birikimi açısından son derece sorunlu bir zaman diliminde yaşıyoruz. Buradan bir an evvel çıkış için de Türkiye’nin seçimle yüz yüze gelmesi gerekmektedir. Ara seçimden kaçanlar, erken seçimi kendilerini kurtarmak için bir bahane üzere hazırlamaktadırlar. Ancak o sandık gelecek. O sandık gelene kadar da YENİ Parti’nin sokaklarda, meydanlarda kararlı yürüyüşü devam edecek. Eylül ayı ile beraber yalnızca genel başkanımız ve grup başkan vekilleri değil, tüm siyasi örgütümüz, milletvekillerimiz alanda olacaklar.”
“KİMİN AKLINA EN KÖTÜ SENARYO GELİYORSA AKP’NİN BUNA HAZIRLANDIĞI AÇIKTIR”
Basın toplantısı sonrasında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Günaydın, Üsküdar Belediyesi’ndeki seçimlere itiraz edileceğini belirterek, “Hakkıyla yapılmış seçimleri iptal eden yargının kumpasla yapılmış seçim konusunda ne diyeceğini hep beraber göreceğiz. Bunun yanında Üsküdar’da minareyi kılıfına sokma çabası içine dahi girilmeden bir kumpas sahnelemiş olan iktidarın ve bu aygıtın İstanbul Büyükşehir için etik ve demokratik davranacağını hiç kimse söyleyemez. Dolayısıyla kimin aklına en kötü senaryo geliyor ise AKP’nin buna hazırlandığı açıktır. An itibarıyla bizim lehimize önemli bir fark bulunmaktadır. Ama bu farkı hem transferlerle hem de tutuklamalarla eritmeye çalışan bir AKP yapısı olduğunu da hep beraber görüyoruz. Dolayısıyla benzer bir senaryoyu İstanbul üzerinden tezgahlamaya çalışıyorlar. Peki bunun için ne yapmaları gerekiyor? Ekrem İmamoğlu’nu yasaklı hale ve hükümlü hale getirmeleri gerekiyor” dedi.
“İMAMOĞLU, SİYASİ TUTUKLU DEĞİLSE NEDEN 23 MART 2025’TE TUTUKLANDI?”
Günaydın, AKİT Gazetesi’nin bugünkü manşeti ile CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun dün yayınlanan bir röportajında Ekrem İmamoğlu’na yönelik açıklamalarının sorulması üzerine ise şu yanıtı verdi:
“Bizim arkadaşlarımızdan hiç kimse umarım hayatını Yeni Akit’e böylesine onu destekleyen bir manşetle geçmek gibi bir durumla karşı karşıya kalmasın. Ekrem İmamoğlu siyasi tutuklu değil, öyle mi? Eğer Ekrem İmamoğlu 2014’te Beylikdüzü’nü kazanmasaydı, 2019’da İstanbul Büyükşehir’i 13 bin farkla Mart’ta kazanmasaydı, iptal edilen seçimi Haziran’da 700 bin farkla kazanmasaydı, bütün iftira ve kumpaslara rağmen 2024’ün yerel seçimini de 1 milyon farkla kazanmasaydı, arkasından Cumhurbaşkanlığına aday olmasaydı, Ekrem İmamoğlu’nun 35 yıl evvelki diploması iptal edilir miydi? Ekrem İmamoğlu siyasi tutuklu değil. Öyle mi? Peki Ekrem İmamoğlu siyasi tutuklu değilse neden 23 Mart 2025 günü tutuklandı? Neydi o tarihin önemi? Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi tarihinde ilk kez Cumhurbaşkanı adayını ön seçimle belirleyecekti. 23 Mart sabahı Ekrem İmamoğlu tutuklandı.
“SİYASİ DAVA OLMASAYDI HAKKINDA 17 DAVA AÇILIR MIYDI?”
23 Mart akşamı açılan sandıklardan ona 15 milyon oy çıktı. Aynı gün tutuklanması da Ekrem Başkan’ın siyasi tutuklu olduğu konusunda size bir işaret vermiyor mu acaba? Şimdi eğer Ekrem İmamoğlu ile siyaseten uğraşılmasaydı, Süleyman Soylu kendisine ahmak dediği için ve ona cevap verdiği için tarihe geçen ahmak davasının sanığı konumuna düşürülür müdür? Ya da Fatih’in türbesinde yürüyüş tarzı ya da Ordu Valisi’yle, Ordu Havaalanı’ndaki muhatabiyeti bir dava konusu yapılır mıydı? Eğer Ekrem İmamoğlu siyasi olmasaydı, siyasi olarak kendisinin en önemli rakibi olmasaydı Ekrem İmamoğlu hakkında bugüne kadar 17 ayrı dava açılır mıydı? Daha da önemlisi, o 17 davada görev alan 16 hakim ve savcının görev yerleri davalar sürerken değiştirilir miydi? Bu da mı size bir işaret vermiyor? Eğer Ekrem İmamoğlu siyasi olmasaydı, İstanbul Büyükşehir’i kazandıktan sonra yüzlerce, binlerce insan kendisini ziyarete gelirken onların arasında ziyaretçi olarak giren ve yanında yalnızca birkaç dakika duran geniş şapkalı bir kadın ve yanındaki insan, üzerinde hayatlarında sadece birkaç dakika gördüğü insanlar üzerinden casuslukla suçlanır mıydı? Ondan dolayı tutuklanır mıydı? Eğer Ekrem Başkan İstanbul’daki belediye sayısını, ilçe belediye sayısını 14’ten 26’ya çıkartmak için hangi ilçede nasıl bir sosyoloji varsa ona yönelik belediye meclis üyesi adaylaştırması yaptı diye ‘sen Kürtlerden belediye meclis üyesi seçtin, kent uzlaşısı tarafısın, o halde sen teröristsin’ diyerek acaba yargılanır ve bu suçtan da tutuklanır mıydı? Davalara girip duruşmaları izlemek gerek. Siyasi olmasaydı Ekrem Bey’in savunması engellenir miydi? Savunması engellenen adam, ‘Millet şahidimdir’ diye kitap basıp kendisini millete anlatmak istiyor. Siyasi olmasaydı o kitapta toplanır mıydı? Bu da mı size bir işaret vermiyor?
“MESELE, TARİHE AKİT’İN MANŞETLERİYLE DEĞİL, HALKIN VİCDANLARINDA GEÇMEKTİR”
Gizli tanıkların ifadeleri, kimileri gizli tanıklıktan çekildiği için kelimesi değiştirilmeden başka başka bir gizli tanığın ifadesine aktarılır mıydı? Ve böylesine açık hukuksuzluk ve aymazlık hiçbir tereddüde mahal göstermeden devam ettirilebilir miydi? Etkin pişmanlıktan yararlanıp tahliye olan, sonra duruşmaya gelip helallik isteyen, savcının o anda kendisi hakkında yeniden tutuklama istediği ve bu anda ertesi sabah tekrar gelip ifadesini etkin pişmanlık ifadesine dönüştürerek yeniden anlatan insan da mı size acaba ne oluyor diye bir işaret vermiyor? Siyasi olmasaydı, 4 bin sayfalık iddianame ile Ekrem İmamoğlu gözaltına alıp tutuklanıp yargılanırken acaba Melih Gökçek sakız çiğneyerek etrafta dolaşır mıydı? Ya da damadına 340 trilyon TL’lik İstanbul Büyükşehir Belediyesi arsasından avantaj sağlayan Kadir Topbaş, yaşamını yargı önüne çıkmadan tamamlayabilir miydi? Bunlar da mı size bir acaba işaret vermiyor? Bir kişiyi sevebilir ya da sevmeyebilirsiniz. Ancak sözlerinizle tarihe geçiyorsunuz. Tarihe AKİT’in manşetlerinde değil, halkın vicdanlarında geçmektir mesele.”

