Haber: Halil YATAR
(ANKARA)- İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Hakan Şeref Olgun, 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, “çerçeve yasa”ya değinerek “Bugün ‘barış’ adı altında sunulan bu çerçevenin hukuki sorumluluğu ve mağduriyet dengesini tersine çeviren bir dil üzerine inşa edilmesi Dünya Barış Günü’nün özüyle de hukuk devleti ilkesiyle de bağdaşmamaktadır” dedi.
İYİ Parti Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Afyonkarahisar Milletvekili Hakan Şeref Olgun, 1 Eylül Dünya Barış Günü’ne ilişkin ANKA Haber Ajansı’na açıklamalarda bulundu. İYİ Partili Olgun, şunları kaydetti:
“BARIŞ GÜNÜ’NÜ SÖZDE BARIŞ SÜRECİ OLARAK ADLANDIRIAN SÜRECİN GÖLGESİNDE İDRAK EDİYORUZ”
“1 Eylül Dünya Barış Günü’nü ülkemizin gündemine Resmi Gazete’de yayınlanarak giren ve kamuoyunda çerçeve yasa, sözde barış süreci olarak adlandırılan sürecin gölgesinde idrak ediyoruz. Oysa hukukun temel kavramları özenle kullanılmadığında kamuoyu vicdanında derin bir yanılsama oluşur ve bu yanılsamanın ilk kurbanı da savaş kavramının ta kendisidir. Zira gerek klasik uluslararası hukuk doktrini gerekse Birleşmiş Milletler Şartı’nın 2/4. maddesinde vücut bulan ‘Jus ad Bellum’ rejimi, savaşı ancak egemenlik ve uluslararası hukuk kişiliğine sahip 2 veya daha fazla devlet arasındaki silahlı çatışma olarak tanımlar. Buna karşılık bir devletin kendi ülkesi içinde kendi vatandaşı olan silahlı bir terör örgütüne karşı yürüttüğü mücadele 1949 Cenevre Sözleşmeleri’nin ortak 3. maddesi ve 1977 tarihli 2 nolu ek protokol uyarınca uluslararası nitelikte olmayan silahlı çatışma kategorisinde değerlendirilir ki bu kategori dahi örgüte devletle eşit bir hukuki statü ya da muharip taraf sıfatı bahşetmez.
Anayasamızın 3. maddesindeki ‘Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür’ hükmü ile 5. ve 14. maddelerindeki bütünlüğü koruma ve bölücü faaliyetleri yasaklama ilkeleri 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Türk Ceza Kanunu’nun 1314. maddesi ile birlikte okunduğunda ortaya çıkan hukuki tablo nettir. Üniter devlet yapısına silah başkaldıran bir örgütle devlet arasındaki mücadele hukuken savaş değil kamu düzenini ve anayasal bütünlüğü tehdit eden bir isyanın bastırılması ve meşru otoritenin yeniden tesisidir.
“YURTTA SULH, CİHANDA SULH İLKESİNİ DEVLET FELSEFESİ OLARAK BENİMSİYORUZ”
İYİ Parti olarak Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ ilkesini bir söylem değil bir devlet felsefesi olarak benimsiyor, hakiki barışın ancak hukukun üstünlüğü ve kavramların yerli yerinde kullanılmasıyla inşa edilebileceğine inanıyoruz. Nitekim iktidar partisi ve süreçteki ortakları kamuoyuna bu süreci ısrarla bir savaş ve barış ikilisi üzerinden sunmak istiyorsa bu durumda dahi 1907 tarihli Lahey Sözleşmeleri’nden bu yana uluslararası hukukun genel ilkeleri ve devletin sorumluluğu doktrini gereği çatışmayı başlatan silahlı saldırıyı örgütleyen ve nihayetinde silah bırakıp teslim olan tarafın verdiği maddi ve manevi zararın tazminini üstlenmesi gerektiği açıktır. Zira ‘jus post bellum’ ilkeleri bir çatışmayı sona erdiren tarafın değil onu başlatan ve yenilgiyi kabul eden tarafın sorumluluk taşıdığını öngörür. Dolayısıyla bugün barış adı altında sunulan bu çerçevenin hukuki sorumluluğu ve mağduriyet dengesini tersine çeviren bir dil üzerine inşa edilmesi Dünya Barış Günü’nün özüyle de hukuk devleti ilkesiyle de bağdaşmamaktadır.”

