Haber: Mehmet OFLAZ
(ANKARA) – Kahramanmaraş’ta 6 Şubat depremlerinde 115 kişinin hayatını kaybettiği Penta Park Sitesi davasında, 6 kamu görevlisi hakkında verilen zamanaşımı kararının gerekçesi açıklandı. Ceza hukukçusu Prof. Dr. Adem Sözüer, kararda suç tarihinin 6 Şubat 2023 olarak gösterilmesine rağmen eski ruhsat, tadilat ruhsatı ve yapı kullanma izni tarihlerinin esas alınmasını “açık bir çelişki” olarak değerlendirdi.
Kahramanmaraş’ın Onikişubat ilçesi Şehit Abdullah Çavuş Mahallesi’ndeki Penta Park Sitesi’nin 1 ve 3. bloklarının 6 Şubat depremlerinde yıkılması sonucu 115 kişinin hayatını kaybettiği, 10 kişinin yaralandığı davada, müteahhitler Mesut Başkır ve Özcan Çakmak, “iyi hal” indirimiyle 15 yıl 6 ay 20’şer gün hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme, altı kamu görevlisi hakkındaki davanın “zamanaşımı” nedeniyle düşmesine, diğer 15 sanığın da beraatine hükmetti.
ANKA Haber Ajansı muhabirinin ulaştığı mahkemenin 98 sayfalık gerekçeli kararında, sanık savunmalarına, katılan ve tanık beyanlarına, bilirkişi raporlarına yer verildi.
Kararda, dosya kapsamında alınan tüm bilirkişi raporlarında müteahhidin binaların yıkılmasında “asli kusurlu” olduğunun tespit edildiği belirtilerek, sanıklar Mesut Başkır ve Özcan Çakmak’ın tanık, müşteki ve kendi beyanları doğrultusunda fiilen müteahhitlik yaptıkları kabul edildi.
Başkır’ın savunmasına itibar edilmezken, Çakmak’ın ilk statik proje müellifi olmasına rağmen yapının son haliyle ilk projeden önemli ölçüde uzaklaşması nedeniyle bu sıfatıyla sorumluluğunun bulunmadığı, ancak fiilen müteahhitlik yaptığı gerekçesiyle yıkımdan sorumlu tutulduğu sonucuna varıldı.
BELEDİYE GÖREVLİLERİNİN KUSURLARI TEK TEK SIRALANDI
Mahkemenin gerekçeli kararında, Kahramanmaraş Belediyesi’nde görev yapan İmar İşleri Müdürü Fahri Yiğitoğlu ile İmar İşleri Muavini Veli Çiftaslan’ın, “binanın yıkımı bakımından sorumlu olarak değerlendirilemeyecekleri ancak imar planına aykırı projelendirme ve ruhsatlandırma sürecine onay vermeleri, proje uyumsuzluklarının giderilmesini sağlamamaları” nedeniyle, İmar İşleri Müdürü Zeynel Abidin Şerefoğlu ile Müdür Yardımcısı Hülya Çelik’in de “imar planına aykırı yapılaşmanın tadilat aşamalarında devam etmesine imkan verdikleri, özellikle statik proje gerektiren değişikliklerde gerekli statik tadilat projesini aramadan ruhsatlandırma sürecini yürüttükleri” gerekçesiyle kusurlu oldukları belirtildi.
Kararda, belediye mimarı raportörü Mehmet Dişçeken’in “binanın yıkımı bakımından sorumlu olarak değerlendirilemeyeceği ancak ilk mimari proje ve ilk ruhsat aşamasında imar planına aykırı mimari projeyi onaylaması”, belediye mimarı Mehmet Enver Erdal’ın ise “imar planlarında 8 kat sınırı olmasına rağmen binanın zemin, asma kat ve 11 normal kat olarak projelendirilip ruhsatlandırılmasına müdahale etmemesi” nedeniyle kusurlu olduğu kaydedildi.
6 KAMU GÖREVLİSİNE ZAMAN AŞIMI
Gerekçeli kararın giriş kısmında suç tarihinin 6 Şubat 2023 olarak yazılmasına rağmen, altı kamu görevlisi sanığın imza ve görevlerine ilişkin tarihler esas alınarak suç tarihlerinin 1998-2004 yılları arasında değiştiği, eylemlerin 765 sayılı TCK döneminde gerçekleştiği ve sanıkların fiillerinin “taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma” değil, 765 sayılı TCK’nın 228/1. maddesinde düzenlenen “ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma” suçunu oluşturduğu değerlendirildi. Heyet, sanıklar lehine olan zamanaşımı hükümleri uyarınca suçun zamanaşımına uğraması nedeniyle kamu davalarının düşmesine karar verdi.
Kararda, diğer 15 sanığın üzerlerine atılı suçu işlediklerinin sabit olmaması nedeniyle beraat ettikleri belirtildi.
CEZA HUKUKÇUSU SÖZÜER DEĞERLENDİRDİ
İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Adem Sözüer, süreci ANKA Haber Ajansı’na değerlendirdi.
Sözüer, “Bu karardaki tartışma yalnızca teknik bir zamanaşımı meselesi değildir, deprem felaketlerinin sorumluluğunu nasıl kurduğumuzla ilgilidir. Türkiye’de on yıllardır imara aykırı yapılaşma, siyasi iktidarların, merkezi ve yerel idarelerin gözü önünde gerçekleşmiş, imar aflarıyla da bu düzen defalarca meşrulaştırılmıştır. Buna rağmen deprem olduğunda ceza sorumluluğunun neredeyse yalnızca müteahhit ve teknik uygulama aktörlerine yöneltilmesi eksik bir yaklaşımdır. Kamu görevlilerinin somut görev ve yetkileri çerçevesindeki ihlalleri ile ölüm neticesi arasında nedensellik ve objektif isnadiyet kurulabiliyorsa, onların sorumluluğu da ‘öldürme ve yaralama’ suçları bakımından tartışılmalıdır” dedi.
“GEREKÇELİ KARARDA AÇIK BİR ÇELİŞKİ VARDIR”
Prof. Dr. Sözüer, kamu görevlileri hakkında “bilinçli taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma” suçundan iddianame düzenlendiğini, mahkemenin de sanıkların fiillerini “ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma” olarak nitelendirerek ruhsat, tadilat ruhsatı veya yapı kullanma iznindeki işlem tarihlerini suç tarihi kabul ettiğini ve zamanaşımı uyguladığını belirtti.
Sözüer, “Bu hukuki nitelendirme kabul edilirse zamanaşımının eski işlem tarihinden başlatılması kendi içinde anlaşılabilir. Ancak kararın başında aynı kişiler yönünden suç tarihinin 6 Şubat 2023 olarak gösterilmesiyle gerekçedeki yaklaşım arasında açık bir çelişki vardır ve bunun ikna edici biçimde açıklanması gerekir. Eğer suç ‘bilinçli taksirle öldürme veya yaralama’ olarak kabul edilecekse, suç ölüm ve yaralanma neticesinin gerçekleştiği 6 Şubat 2023’te tamamlanır, zamanaşımı da bu tarihten başlar” diye konuştu.
“ASIL SORUN ZAMANAŞIMI DEĞİL, SORUMLULUĞUN HANGİ SUÇTAN KURULDUĞU”
Adem Sözüer, kaçak yapılaşma nedeniyle tutanak tutulduğu, idari para cezaları verildiği ve yıkım kararları alındığı halde bunların uygulanmadığı durumlarda, özellikle deprem riski taşıyan kentlerde görev yapan yetkili kamu görevlilerinin kural dışı yapılaşmadan haberdar olduklarının değerlendirilebileceğini belirterek, “Çünkü onlar, alınan çok sayıdaki yıkım kararlarını (ki bunlar hemen hiç uygulanmaz) verilen idari para cezalarının sebebini bilmektedirler. Bu sebep imar kurallarına aykırı yapılaşmadır. Şayet bu yapılaşmadan dolayı ölüm neticesi veya yaralama neticesi meydana geldiyse, bu neticelerden söz konusu kamu görevlileri de sorumlu tutulmalıdır. Bu durumda da zaman aşımı onlar için de ölüm ve yaralamalarının gerçekleştiği tarihten başlayacaktır” ifadesini kullandı.
Deprem davalarında asıl sorunun zamanaşımı kuralından ziyade sorumluluğun hangi suç üzerinden kurulduğunu vurgulayan Sözüer, “Bir kamu görevlisinin mevzuata aykırı ruhsatlandırma, denetimsizlik veya yıkım kararlarını uygulamama şeklindeki ihlali ile binanın yıkılması ve ölümler arasında ceza hukuku bakımından gerekli bağ kurulabiliyorsa, olay yalnızca ‘görevi kötüye kullanma’ olarak ele alınamaz. ‘Taksirle öldürme ve yaralama’ bakımından netice 6 Şubat 2023’te gerçekleşmiştir ve bugün bu suçlar yönünden zamanaşımı sorunu bulunmamaktadır” dedi.
“ADİL YARGILAMA VE ETKİN İNFAZ OLMADAN CEZASIZLIK ALGISI ÖNLENEMEZ”
Sözüer, deprem davalarında “cezasızlık” duygusunu büyüten temel unsurun, imar düzenini yıllarca uygulamayan veya aykırılıkları önlemeyen kamusal mekanizmanın ceza yargılamasında yeterince görünür olmaması olduğunu belirtti. Kamu görevlilerinin sorumluluğunun makamlarına göre değil, somut yükümlülük, ihlal, öngörülebilirlik, nedensellik ve objektif isnadiyet temelinde belirlenmesi gerektiğini vurguladı.
Adil yargılama ve etkin infazın cezasızlık algısını önleyeceğini ifade eden Sözüer, “Adil yargılayıp verilen cezanın da etkin infaz edilmesi gerekir. Böylece ‘suç işleyenin yanına kar kalmıyor’ düşüncesi hakim olur. Ama sorumlu kamu görevlilerini siyasi iktidar koruyup yargılanmalarına izin vermezse ‘suç işleyenin yanına kar kalmaz’ diye bir şey söyleyemeyiz zaten. Adil yargılamaya gelince yaşanan örnekler de göstermektedir ki bu, kağıt üzerinde kalmıştır. Bu koşullarda adalet arayan deprem ailelerinin arayışı sürecektir. Benim önerim, devletin deprem mağduru aileler için özel bir kanun çıkararak onların mağduriyetini gidermesidir. Türkiye’nin mevcut adli sistemi içerisinde ceza adaleti ile bir yere varılması çok güçtür” diye konuştu.

