Haber: Mehmet OFLAZ
(TBMM) – CHP İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı, “çerçeve yasa” teklifine ilişkin, “Silahların susması önemlidir. Ama bundan daha önemlisi, ‘Ben sorunlarımı siyaset dışı yöntemlerle çözebilirim’ duygusunu altüst edebilmektir. Gelin hep beraber, güvenliği demokrasiyle, devleti yurttaşla, cumhuriyeti özgürlüklerle güçlendirelim. İşte o zaman yalnızca terörü değil, terörün beslendiği siyasal zemini de geride bırakmış olacağız” dedi.
Meclis Başkanvekili Celal Adan başkanlığında toplanan TBMM Genel Kurulu’nda “Terörsüz Türkiye” süreci kapsamında hazırlanan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin görüşmeleri başladı.
CHP Kars Milletvekili İnan Akgün Alp ile CHP İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı, teklifin geneli üzerine değerlendirmelerde bulundu. CHP Kars Milletvekili İnan Akgün Alp, siyasetin silahlardan arındırılması, güvenli bir toplumsal ve siyasal ortamın sağlanması ve başta Kürt sorunu olmak üzere toplumsal sorunların barışçıl yöntemlerle çözülmesine yönelik çabaları desteklediklerini söyledi.
Alp, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Kürt sorununun demokratik çözümü amacıyla yürütülen çabalar yeni bir cesaret, bilgelik ve uzlaşma isteği gerektiren, ülkemizin, bölgemizin ve dahi dünyanın çok ihtiyaç duyduğu yeni bir dönemdir. Yakın tarihte Orta Doğu’da ve bölgemizde yaşanan gelişmeler bize bir kez daha göstermiştir ki emperyalist güçlerin manevralarına karşı halkların ve ülkelerin de kendilerini yeniden örgütlemeleri gereken bir dönemdeyiz. Bu örgütleme halklar arasında yeni siyasi birlikler oluşturma doğrultusunda güçlü adımlar atılmasını da gerektirmektedir. Gelişmeler göstermektedir ki Türkiye ve çevresinde büyük riskler var ama aynı zamanda yeni ufuklar da açılıyor. İnanıyoruz ki görüşülmekte olan bu yasa bir başlangıç olacak ve biz de ülke olarak yeni bir gelecek inşa edeceğiz. Bu yeni gelecek, ellerini eski ayrılıkların ötesine uzatabilenlere aittir. Bu yeni gelecek, şiddet ve zor yoluyla siyaset yapmayı ve geçmişin dogmatizmini reddedenlere aittir. Gelecek, demokratik yolları izleme cesaretini gösterenlere aittir. Bu demokratik yolların her bireye ve her etnik gruba ortak yaşam için yeni sorumluluk vereceğini de öngörüyoruz. Türkiye’de bu yasa vesilesiyle yeni bir siyasi kültür gelişecektir. Bu kültür eski sorunları demokrasi ruhuyla ele alıp çözmeye de olanak taşıyacaktır.
“ÜLKEMİZ SİLAH VE ŞİDDETİN GÖLGESİNDEN KURTULACAK”
Yeni sürece dahil olan herkese içtenlikle başarı ve sabır diliyoruz. Emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz. Yeni dönemde gelişen birlikte yaşama anlayışı kronikleşmiş krizlere ve kan dökülmesine son verebilir. Bunun sürdürülebilir olmasını umut ediyoruz. Bilinmelidir ki barış ve refah iklimi ancak özgür bir ülkede yeşerir. İnşallah ülkemiz silah ve şiddetin gölgesinden kurtulacak, barış ve refah içerisinde olacaktır. Görüşülmekte olan yasanın barış ikliminin oluşmasına vesile olacağını umut ediyoruz. Bu umudu bugüne kadar canlı tutan, adalet, özgürlük ve hakikat arayışından asla vazgeçmeyen, onurlu bir barış için bedel ödeyen herkesi saygıyla anıyorum. Hayatını kaybeden tüm şehitlerimizi minnet ve saygıyla anıyor, onlara Allah’tan gani gani rahmet diliyorum. Vatan, kahraman şehit ve gazilerimize minnettardır.
Ülkemizde on yıllardır devam eden çatışmalı ortam çok sayıda insanımızın ölümüne yol açtı, devletimize büyük zararlar verdiği gibi çatışmanın içinde bulunan halkımıza da çok zararlar verdi. Bu nedenle artık ölümleri durduracak, herkes için daha iyi bir durum yaratacak barışçıl bir çözüme ulaşabileceğimizi umut ediyoruz.”
“KARDEŞLİĞİ GÜÇLENDİRME VE MİLLETÇE YENİDEN KENETLENME SÜRECİ”
Partisinin bu sürece sorumluluk anlayışıyla, devletin kurucu partisi olma tarihsel misyonuyla ve devleti yaşatma perspektifiyle yaklaştığını belirten Alp, şunları kaydetti:
“Cumhuriyetin ikinci yüzyılında ülkemizin üniter yapısından, demokratik hukuk devletinden taviz vermeden bu ülkede yaşayan herkesin kendisini eşit, özgür ve güvende hissedebileceği bir Türkiye inşa edeceğiz. Hiç kimsenin şüphesi olmasın ki cumhuriyetin kurucu iradesi ikinci yüzyılda da toplumsal barışın ve ortak geleceğin kurucu iradesi olacaktır. Bizim bu yasa konusundaki ilkesel tutumumuz, Türkiye Büyük Millet Meclisi Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırladığı raporda belirtilen çerçevede hukuki ve yasal sürecin başlaması, bu yolla çatışma ve silahların tamamen devreden çıkarılması çabalarına öncü olmaktır. CHP Grubu olarak tarihin omuzlarımıza yüklediği sorumluluğun bir gereği olarak bu tarihi süreçte yalnızca destek veren değil, sorumluluk alan, öncülük eden ve doğru istikameti gösteren bir anlayışla hareket edeceğiz. Bu süreç bir bölünme, parçalanma veya ayrışma süreci değil, tam tersine yaraları sarma, kardeşliği güçlendirme ve milletçe yeniden kenetlenme sürecidir.”
“HALKIMIZ MÜSTERİH OLSUN, TÜRKİYE KAZANACAKTIR”
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda belirlenen hedeflerin “devlet politikası” olduğunu belirten Alp, “Biz bu politikaya tereddütsüz katkı vereceğiz” dedi.
Alp, örgütün tüm unsurlarıyla silah bıraktığının tespit ve teyit edilmesinin demokratikleşme adımları açısından başlangıç noktası olduğunu ifade ederek, “Bugün bu yasayla bu başlangıcı yapıyoruz” diye konuştu. Alp, 2015’teki sürecin aksine silahların en başta bırakılmasının yeni sürecin özgün yanı olduğunu söyleyerek, şöyle devam etti:
“Silahların devreden çıkarılması, güvenli bir siyasal ortamın oluşması için atılması gereken ilk adımdır. Silahlar susarsa kardeşlik güçlenir, kardeşlik güçlenirse Türkiye güçlenir, Türkiye güçlenirse milletimiz kazanır, birlik varsa gelecek de vardır.
Bu yasada bir teslimiyet veya mağlubiyet yoktur. Barış, onurlu bir barıştır. Herkes kazanacaktır, halkımız müsterih olsun, Türkiye kazanacaktır.”
Alp, CHP olarak teklife “evet” oyu vereceklerini belirterek konuşmasını tamamladı. Alp’in konuşması, partisinin yanı sıra DEM Parti ve MHP milletvekilleri tarafından da alkışlandı.
CHP’Lİ SALICI SIRRI SÜREYYA ÖNDER’İ ANDI
CHP İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı da geçen yıl hayatını kaybeden TBMM Başkanvekili ve DEM Parti İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’i anarak, “Sevgili hemşehrim Sırrı Süreyya Önder’in bugün aramızda olmasını çok isterdim. Bugünü görmek en çok onun hakkıydı. Mekanı cennet olsun” dedi.
PKK terörü başladığında 12 yaşında olduğunu hatırlatan Salıcı, “Üniversite için İstanbul’a gittiğim yıllarda, Kuveyt’te Amerika ile Irak savaşıyor, Oslo’da İshak Rabin ile Yaser Arafat barışıyordu. Bugün bunların hiçbirisi yok. Savaşlar oldu, yeni düzenler kuruldu. Kurulan düzenler bozuldu, aktörler değişti. Yeni savaşlar, yeni barışlar oluştu. Bugün kızım 10, oğlum 6 yaşında. En büyük dileğim evlatlarımızın terörün, şiddetin, savaşın uğramadığı bir Türkiye’de büyümeleridir. Sorunlarını konuşarak çözebilmeleridir. Bugün, omuzlarımda bu sorumluluğu taşıyorum” diye konuştu.
“ORTA DOĞU’DA SINIRLAR DEĞİŞİYOR”
Oğuz Kaan Salıcı, Orta Doğu’da yaşanan gelişmelere dikkati çekerek, “Olağanüstü bir bölgesel kırılma döneminden geçiyoruz. İran’ın direniş ekseni kırıldı, Suriye’de Baas rejimi çöktü, İhvan siyaseti iflas etti. Irak yeni dengeler arıyor. Filistin’de 70 binden fazla insan katledildi. Orta Doğu’da ekonomik ve siyasi güç ilişkileri değişiyor. Dahası, Orta Doğu’da sınırlar değişiyor” dedi.
Salıcı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 6 Mart 1922’de TBMM kürsüsünde yaptığı, “Türkiye’yi yok etmeye çalışanlar ile Türkiye’nin yok olmasında çıkar görenler zamanla birleşmiş, ittifak kurmuşlardır. Yüzyıllar boyunca bu anlayış bir gelenek haline gelmiş ve sonunda çeşitli bahanelerle Türkiye’nin iç işlerine, yönetimine ve hayatına müdahale etmeye kadar varmıştır” konuşmasını hatırlatarak, şöyle devam etti:
“İşte bu müdahaleleri püskürtmenin yolu toplumsal barıştır. Milletin birbirine şüphe dolu gözlerle bakmamasıdır. Meclis’in, milletin ortak iradesini güçlü biçimde taşımasıdır. Çünkü askeri cephede yenilebilirsiniz; günü gelir, yeniden taarruz edersiniz ama milletin ortak iradesi çökerse asıl tehlike orada başlar. Birlik ise milletin iradesinin zemini olan Meclis’te kurulur. Halkımızın isteği bağımsız ve kardeşçe yaşamaktır. Meclis’in görevi de bunu başarmaktır. Biz bugün Kürt meselesini çözmüyoruz. Biz bugün Kürt meselesinin silahlardan arındırılması yönünde tarihi bir adım atıyoruz. Silahın olduğu yerde sözün bir anlamı kalır mı? Biz bugün, sözü başlatıyoruz.”
“TÜRKİYE’YE BİR ÖZÜR BORCUNUZ YOK MU?”
CHP’li Salıcı, Sosyaldemokrat Halkçı Parti’nin 1989’daki raporunu göstererek, “Herkes korkarken biz cesurduk. Herkes susarken biz konuştuk. Demokratik çözümün adresini ilk biz gösterdik. Siyasi rakiplerimiz ne yaptı? ‘Terörle işbirliği yapıyorsunuz’ diye bize iftiralar attı. Hatta mitinglerde montaj videolar bile yayınlandı. Kara propaganda kazandı. Atı alan Üsküdar’ı geçti. İktidar sıralarında oturan değerli arkadaşlar; madem barışın kapısını açtık, sizce de bize bir özür borcunuz yok mu? Bu işin bugüne gelmesini en tutarlı şekilde SHP-Cumhuriyet Halk Partisi geleneği savundu. ‘Çözümün adresi Meclis’tir’ dediğimizde bize müstehzi gülenler olmuştu. İşte şimdi Meclis’te çözüyoruz” ifadesini kullandı.
“TERÖR HİÇBİR ZAMAN MEŞRU BİR YÖNTEM OLMAMIŞTIR, BUNDAN SONRA DA OLMAYACAKTIR”
Salıcı, “bugün kelimenin tam anlamıyla milli güvenliği yakından ilgilendiren bir noktaya gelindiğini” belirterek, şunları kaydetti:
“Ama şunu bilelim; Türkiye’nin asıl ihtiyacı, sorunlarını çözebilmek için onları önce birer güvenlik tehdidine dönüştürmek zorunda kalmadığı bir siyaset düzenidir. İşte bu mantıkla, sürecin gerçek başarısı silahların kaç adet teslim edildiğiyle değil, siyasetin ne kadar genişlediğiyle ölçülmelidir. Demokratik siyasetin alanı genişledikçe şiddetin alanı daralacaktır. Sürecin itici gücü bölgesel güvenlik denklemi olmakla birlikte, Türkiye’nin geleceğini yalnızca dış gelişmelerin belirlediği bir güvenlik refleksi üzerine kurmak doğru değildir. Çünkü jeopolitik gelişmeler değişken ve dalgalıdır. Demokratik siyaset ise kalıcıdır. Bugün dış gelişmeler nedeniyle başlayan bu süreç, yarın koşullar değiştiğinde ortadan kalkmamalıdır. Sürecin devlet politikasına dönüşmüş olması bu açıdan kıymetlidir, anlamlıdır ve kalıcılığını pekiştirmektedir. Meselelerimizi konuşarak aşma iradesinden asla geri adım atılmamalıdır. İster ana dili, ister yerel yönetim temelli talepler olsun terör hiçbir zaman meşru bir yöntem olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır.
“ARTIK DEMOKRATİKLEŞME ZAMANIDIR”
İşte, artık silah olmayacak, artık konuşma zamanıdır. Terör gerekçesiyle demokrasimizi askıya alanların artık bahanesi kalmayacaktır. Artık demokratikleşme zamanıdır. Bizi, Komisyonumuzun Raporu’na ‘Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Haklar Mahkemesi kararlarına uyulmalıdır’ diye yazdırmak zorunda bırakan zihniyeti değiştirme zamanıdır. Kayyum uygulamalarına veda etme zamanıdır. Herkes için bireysel özgürlükleri garanti altına alma zamanıdır. Artık komedyenler için gazeteciler için sanatçılar için ifade özgürlüğü zamanıdır. Hukukta ‘Masumiyet karinesi’ diye temel bir ilke olduğunu hatırlamanın zamanıdır. Demokratikleşmeden kastımız da dar çerçevede ele alınmamalıdır. Demokrasi, yalnızca seçim veya kuvvetler ayrılığı değildir. Bunlar gereklidir ama yeterli değildir. İşte tam da burada konuşmamız gereken kavram, yurttaşlıktır. Bizim hedefimiz her yurttaşın kökeni, kimliği, inancı, yaşam tarzı, ana dili, oy verdiği parti ne olursa olsun, devlet tarafından eşit saygıya layık görülmesidir.
Güçlü devlet, yurttaşını yalnızca yönetmez. Yurttaşını tanır. Dinler. Muhatap alır. Onurunu korur. Hukuk metinlerine, ‘Herkes kanun önünde eşittir’ diye yazmak yetmez. Eşitlik, kamusal saygınlığın eşit paylaşılmasıdır. Hiçbir yurttaş yolda çevirmeden geçerken, mülakata girerken, sadece kimliğindeki doğum yerinden veya isminden dolayı endişe hissetmemelidir. Bir yurttaş kendisini devlet karşısında sürekli açıklamak zorunda hissediyorsa, demokrasi henüz tamamlanmamıştır. Bir yurttaş kendi kimliği nedeniyle eksik muamele gördüğünü düşünüyorsa, Cumhuriyet henüz tamamlanmamıştır. İşte yapmamız gereken tam da budur; Cumhuriyetimizi, demokrasiyle taçlandırmaktır.”
Salıcı, “Türk, Kürt, Arap kardeştir” sözünü hatırlatarak, “Biz ölürken de yaşarken de kardeşiz; işsizlikte, yoksullukta, adaletsizlikte ve kredi kartının asgarisini yatırırken de kardeşiz. Silahların susması önemlidir. Ama bundan daha önemlisi, ‘Ben sorunlarımı siyaset dışı yöntemlerle çözebilirim’ duygusunu altüst edebilmektir. Gelin hep beraber, güvenliği demokrasiyle, devleti yurttaşla, cumhuriyeti özgürlüklerle güçlendirelim. İşte o zaman yalnızca terörü değil, terörün beslendiği siyasal zemini de geride bırakmış olacağız” diye konuştu.
