Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

MHP Grup Toplantısı… Devlet Bahçeli: “Askeri hastanelerin yeniden açılması milli beka meselesidir”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, NATO içerisinde askeri hastanesi bulunmayan tek ülkenin Türkiye olduğunu belirterek, askeri hastanelerin yeniden yapılandırılmasını “milli beka meselesi” olarak nitelendirdi. Bahçeli, “Gülhane ruhunun çağın modern ihtiyaçlarına göre yeniden ihyası ve harp cerrahisinin güçlendirilmesi milli beka meselesidir. Vatan nöbetine duran Mehmetçiğimize, aziz şehitlerimize ve kahraman gazilerimize karşı borcumuz, askeri hastanelerin yeniden açılmasıdır” dedi. 

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, NATO içerisinde askeri hastanesi bulunmayan

(TBMM) – MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, NATO içerisinde askeri hastanesi bulunmayan tek ülkenin Türkiye olduğunu belirterek, askeri hastanelerin yeniden yapılandırılmasını “milli beka meselesi” olarak nitelendirdi. Bahçeli, “Gülhane ruhunun çağın modern ihtiyaçlarına göre yeniden ihyası ve harp cerrahisinin güçlendirilmesi milli beka meselesidir. Vatan nöbetine duran Mehmetçiğimize, aziz şehitlerimize ve kahraman gazilerimize karşı borcumuz, askeri hastanelerin yeniden açılmasıdır” dedi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Meclis Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Uluslararası düzenin geldiği noktayı “çetin ve muhataralı bir beka satrancı” olarak tanımlayan Bahçeli, “Uluslararası nizam, hamlelerin yalnız masanın üstünde ve görünen taşlarla yapılmadığı, kapalı kapılar ardında derinlikli olay ve oyun senaryolarının kurgulandığı çetin ve muhataralı bir beka satrancına dönüşmüştür” dedi.

“SİYONİST TERÖR AYGITI ATEŞKES MÜLAHAZALARINI PERVASIZCA ÇİĞNEMEKTEDİR”

Bölge istikrarı için okyanus ötesi meclisler ile kadim coğrafyalar arasında filizlenen uzlaşı arayışları ve diplomatik köprülerin sulh ümidini yeşerttiğini, ancak barış iklimini baltalamak isteyen şer odaklarının gizli ajandalarının sahnede boy gösterdiğini ifade eden Bahçeli, şöyle konuştu:

“Kimi aktörler bölgenin selameti için masada irade beyan ederken; bölgenin bağrına bir hançer gibi saplanmış siyonist terör aygıtı, ‘hiçbir kural ve mutabakat bizi bağlamaz’ utanmazlık ve aymazlığıyla ateşkes mülahazalarını pervasızca çiğnemekte, komşu havzaları kan gölüne çevirerek küllenmiş krizlerden çıkar sağlamaya yeltenmektedir. Şurası iyi bilinmelidir ki masada kurulan her hayati cümlenin sahada sarsılmaz bir iradeyle korunması kaçınılmaz bir hakikattir, sahada atılan her pervasız ve haydutça adımın ise diplomaside ve tarihin önünde bedeli mukabilinde ağır bir faturası vardır.”

“NETANYAHU VE TETİKÇİ AVANESİ MÜZAKERE ZEMİNİNE DİŞ GÖSTERMEKTEDİR”

Küresel güvenlik sahnesinde halkaları kanlı bir esaret zincirinin ortaya çıktığını, Karadeniz’de suların durulmadığını ve Orta Doğu’da barış hilali parlayacak gibi olduğunda yeni bir barut kokusunun ortama sindirildiğini söyleyen Bahçeli, Hürmüz’ün dar sularında estirilen her suni fırtınanın petrol tankerlerinin rotasından sofraların dirlik ve refahına kadar hedef alınan bir sabote girişimine dönüştüğünü vurguladı.

ABD ile İran arasında müzakere kapılarının aralanmasını dikkatle takip ettiklerini söyleyen Bahçeli, “Ancak siyonist vahşetin mutabakatı tanımayan bombaları sahada hunharca konuşmaya devam etmiştir. Söz başka, eylem başka olmaya devam ettikçe masada verilen taahhütlerin hükmünden bahsetmek nasıl mümkün olacaktır?” diye konuştu. Netanyahu yönetimini eleştiren Bahçeli, “Gözü dönmüş bu ihtiras ve cinayet kabinesinin niyeti kirli, akıttığı kan namertçedir. Ateşkes kelamı daha havada asılıyken, bu korsan yapı, arkadan hançer saplama maharetini göstererek yeni saldırıların hain planlarını kurgulamaktadır. Netanyahu ve tetikçi avanesi, kurulan müzakere zeminine dahi fütursuzca diş göstermekte, barışı amaçlayan ve önceliklendiren mutabakatlara direnmeyi marifet saymaktadır. Mızrak artık çuvala sığmamaktadır. Katil İsrail, mazlumların kanıyla semiren emperyalist bir sömürge düzeneğidir” ifadelerini kullandı.

Kuzeyde de suların durulmadığını, Rusya ile Ukrayna arasındaki çatışmanın bölgesel istikrarın önündeki en büyük kırılma hattı olarak varlığını koruduğunu aktaran Bahçeli, tahıl sevkiyatları, esir değişimleri veya diplomatik temaslarla ne zaman bir esenlik kapısı aralansa, siyasi depremlerin kuzey’n yakasını bırakmadığını belirtti. Bahçeli, bölgedeki sarmalın jeopolitik riskleri doğru okumayı ve milli menfaatleri koruyacak rasyonel bir yaklaşımı zorunlu kıldığını ifade etti.

“MİLLİ BEKA UFKUMUZ, KAYNAĞINI DIŞARIDAN ALAN TÜM İTTİFAKLARIN ÜZERİNDEDİR”

Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi’nin, Türkiye’nin jeopolitik önemini, ordusunun caydırıcı kudretini, savunma sanayisini ve diplomatik ağırlığını dünya sahnesinde gösterecek mühim bir faaliyet olduğunu dile getiren Bahçeli, Cumhur İttifakı’yla tahkim edilen devlet aklının da stratejik iradesiyle bu zirvede kendisini göstereceğini vurguladı. NATO ile ilişkilere dair mesajlar veren Bahçeli, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Ancak sözü evirip çevirmeden açıkça söylemek lazımdır, NATO, Türkiye için ne bir biat senedi ne de kayıtsız şartsız boyun eğilecek bir emir komuta merkezidir. Ankara merkezli istikbal ve milli beka ufkumuz, kaynağını dışarıdan alan tüm ittifakların üzerindedir. NATO, güvenlik ihtiyaçlarının ve savunma zaruretlerinin doğurduğu bir ittifaktır. Bu ittifakın varlık sebebi; karşılıklı saygı, eşit muamele, hakkaniyetli yük paylaşımı ve tehdit algısında dürüstlüktür. Türkiye; 1952 yılından beri NATO’ya yalnızca denizlerini, limanlarını, üslerini ve jeopolitik mevkiini değil; Mete Han’dan bugüne uzanan muharebe sanatının tüm inceliklerini, alnı kınalı Mehmetçiğimizin kanıyla mühürlenmiş üç bin yıllık köklü askeri geleneğini ve kadim devlet nizamı ile terbiyesini de kazandırmıştır.”

“ANKARA’YI HESABA KATMADAN YOL ALMAYA ÇALIŞMAK KAYGAN ZEMİNDE İLERLEMEYE BENZER”

Türk ordusunun boğazlardaki tarihi hükümranlığından Doğu Akdeniz ve Adalar Denizi’ndeki varlığına, Aksaz’dan İncirlik’e kadar uzanan üs ekosistemine dek NATO’nun bölgesel planlarını ayakta tutan jeopolitik omurga olduğunu dile getiren Bahçeli, Türkiye’nin Kore’den Afganistan’a, Kosova’dan Libya’ya kadar müttefiklik hukukunun gereğini sahada gösterdiğini, Soğuk Savaş yıllarında da Sovyet yayılmacılığına karşı yıkılmaz kale vazifesi gördüğünü ifade etti.

NATO’nun “NATO 3.0” olarak ifade edilen, sert güce, hızlı karar almaya ve yüksek hazırlık seviyesine yöneldiği yeni bir dönemin başında olduğunu ifade eden Bahçeli, şunları kaydetti:

“Başkent Ankara’yı hesaba katmadan NATO bünyesinde ve ittifak hesabına yol almaya çalışmak, kaygan zeminde gözleri kapatıp ilerlemeye benzer. Muzaffer Türk ordusunun asırlık tecrübesini, Türk savunma sanayisinin dünyayı şaşkına çeviren üretim kudretini ve Türkiye’nin sarsılmaz jeopolitik ağırlığını dışarıda bırakan her denklem, eksik kalmaya ve çökmeye mahkûm olacaktır. Karadeniz’in stratejik sularında bir güvenlik mimarisi inşa edilecekse, alayı peşinen kabul etmelidir ki Montrö ile tahkim edilen boğazlar üzerindeki mutlak egemenliğimiz, o masanın temelini teşkil edecektir. Orta Doğu’nun asırlardır kan ve gözyaşıyla yoğrulmuş coğrafyasında yeni bir düzen aranıyorsa, şanlı devletimizin çelikten yumruğuyla kökünü kazıyarak tasfiye ettiği terör odağından arta kalan coğrafya, ancak ve ancak Ankara’nın iradesiyle hayat bulacaktır.”

“BUGÜN NATO İÇERİSİNDE ASKERİ HASTANESİ BULUNMAYAN TEK ÜLKE TÜRKİYE’DİR”

Ordunun gerçek kudretinin sadece silahların menziliyle değil, yaralanan Mehmetçiğe ne kadar hızlı müdahale edilebildiğiyle de orantılı olduğunu kaydeden Bahçeli, “Ne hazindir ki, bugün NATO içerisinde askeri hastanesi bulunmayan tek ülke Türkiye’dir. Bu durum, şanlı ordumuzun büyüklüğü ve harekat kabiliyeti karşısında kabul edilemez tarihi bir noksanlıktır” dedi. Askeri hastanelerin yeniden açılmasının hayati değerde olduğunu söyleyen Bahçeli, şöyle konuştu:

“Çünkü askeri tıp, askeri iklimin görev koşullarını, operasyon psikolojisini, askeri disiplin düzenini ve sevk zincirini içinde barındıran apayrı ve özel bir alandır. Terörle amansız mücadelede, sınır ötesi şanlı operasyonlarda ve deniz aşırı mukaddes görevlerde Mehmetçiğimizin yanında; askerimizi evladı bilen, kardeşi sayan, onun değil yaralanmasına, saçına rüzgar değmesine dahi yüreği razı olmayan, vatanı namus bilen Türk hekimlerinin görev yapması milli beka meselesidir. Mayın ve patlama yaralanmalarında, yanık ve ağır travma vakalarında, uzuv kayıplarında uzmanlaşmış, bir askeri hekim ordusu zarurettir. Mukaddes GATA geleneği, cephe gerisinden cephe hattına kadar uzanan askeri tıp disiplininin, Mehmetçiğe adanmış fedakâr hekimlik ruhunun ve harp şartlarında çelikleşmiş sağlık aklının ta kendisidir. Sivil sağlık sistemlerinin ve hastanelerin, savaş cerrahisinin ve cephe gerisi lojistiğinin, ordumuzun bu kendine has ihtiyaçlarını tam manasıyla karşılaması mümkün değildir. Savaş meydanında kanayan yarayı vaktinde saramayan bir devletin zaferi her zaman eksik kalmaya mahkumdur. Askeri hastanelerin yeniden yapılandırılması, Gülhane ruhunun çağın modern ihtiyaçlarına göre yeniden ihyası ve harp cerrahisinin güçlendirilmesi milli beka meselesidir. Vatan nöbetine duran Mehmetçiğimize, aziz şehitlerimize ve kahraman gazilerimize karşı borcumuz, askeri hastanelerin yeniden açılmasıdır.”