Haber: Gülara SUBAŞI / Kamera: Dursun ALKAYA – İsmet MİKAİLOĞULLARI
(DİYARBAKIR) – CHP Grup Başkanı Özgür Özel, Diyarbakır’da sivil toplum kuruluşu temsilcileriyle yaptığı toplantıda, “Bir yandan da bizim başımıza bir butlan geldi. Bu bize butlan yapanlar eğer niyetleri okuduğumuz gibiyse barış umutlarını da butlan edecekler. Barışa butlan gelmesin diye de irade koymaya geldik. Barışa butlan gelmesin diye de bir mücadeleyi de ortaklaşmak üzerine geldik. Bunu ifade etmek isterim. Hepimiz zor dönemlerden geçiyoruz. Bir dönüm noktasındayız veya çok amiyane, çok klasik, çok kullanılan şeyle tarihin kırılma noktalarından bir tanesindeyiz” dedi.
CHP Grup Başkanı Özgür Özel, Diyarbakır’daki temasları kapsamında sivil toplum kuruluşu temsilcileriyle bir araya geldi.
Toplantıda konuşan Özel, gündeme ilişkin değerlendirmede bulundu. Diyarbakır’a son olarak 2024 yılının ekim ayında geldiğini hatırlatan Özel, TUSAŞ saldırısını nedeniyle programını ertelemek durumunda kaldığını belirtti.
Ekim 2024 gerçekten Türkiye’de Kürt sorunuyla ilgili olan herkesin yeniden umutlandığı, barış isteyen herkesin yeniden umutlandığı ve herkesin tarihi bir sorumlulukla karşı karşıya kaldığı bir dönem olduğunu aktaran Özel, “O dönemde önceden planlanmış 6 günlük, ilk iki günü Diyarbakır’da olan, ardından Mardin’den başlayarak Hakkari’ye kadar devam edecek olan bir programın ilk gününde birlikteydik. Ekimin başında Meclis’te alışılmadık, olması gereken ama yapılmayan bir selamlaşmanın yapılması, ardından grup toplantılarındaki birtakım ifadelerden birkaç gün sonra buradaydık. Ne hazindir ki o programımız TUSAŞ saldırısı sonrasında yarıda kesilmek zorunda kaldı. O günden sonra da, Diyarbakır’a ilk kez, bugün gelebiliyoruz. Bir özel program dışında ilk kez bugün bir siyasi program için ancak bugün gelebiliyoruz” diye konuştu.
“PARTİMİZ TARİHİN BELKİ DE EN ZOR GÜNLERİNDEN GEÇİYOR”
“Ülkemiz, demokrasimiz, partimiz tarihin belki de en zor günlerinden geçiyor” diyen Özel, şöyle devam etti:
“Hiç yaşanmadık şeyler yaşanıyor. Bir bütün olarak baktığınızda da “Bu yaşananların kime ne faydası var? Bu yaşananların sonucunda kim bu işten bir fayda görecek?” sorusuna aklıselim bir cevap bulmak zor. Toplantının, bir sonraki bölümünde sizlerin soruları, sizlerin değerlendirmeleri, önerileri, eleştirileri, katkıları da çok kıymetli olacak. Gerçekten, hani “Buraya Diyarbakır’a bugün niye geldin?” diye sorarsanız. Bugün şakayla karışık yolda yolumu kesen candan bir Diyarbakırlının hem üzüntülerini hem desteklerini iletirken dedi işte “Yürü arkandayız” falan. “Valla” dedim “Zaten çıktık, binaları arkada bıraktık, yürüyoruz. Diyarbakır’da ne tarafa yürüyelim? Bir yol sormaya geldim sana.” dedi. Zira yol bilene sorulur.”
“YOL CÜMLEDEN ULUDUR, YOL YOLCUDAN DA ULUDUR”
Kayyum uygulamalarından en çok zararı gören bir kentte oldukların dile getiren Özel, “Söylediğim şu. Yol cümleden uludur, yol yolcudan da uludur. Önemli olan yolda olmaktır. Bu yolun bu evresinde Diyarbakır’ın sokaklarında, köylerinde, kırsal mahallelerinde esnafıyla konuştuktan sonra bu çok kıymet ve değer verdiğim salondaki kanaat önderlerinin, salondaki sivil toplum örgütlerinin, demokratik kitle örgütlerinin, meslek örgütlerinin, çeşitli derneklerin, kuruluşların temsilcilerinin yönlendirmeleri, uyarıları, eleştirileri ve önerileri de bir o kadar kıymetli olacak. İstanbul nasıl bir merkezse, Ankara nasıl bir merkezse Diyarbakır da onlardan geri kalmayan bir merkez. Hem siyaset için hem sosyal hayat için hem tarihiyle, kültürüyle hem de yarına dair umutları yaşatmak veya geliştirmek adına Diyarbakır önemli. Bazı kentlerin sokağı mühim. Sokak önde gider, salonları zayıf olur. Bazı kentlerde sokaklar zayıftır ama salonlar kıymetlidir. Kanaatler salonlarda oluşur. Sokağa kendiliğinden sonradan yayılır. Diyarbakır’da ne salon geride, ne sokak geride. Sokak da her zaman çok dinamik. Ama salon özellikle sivil örgütlerin bulunduğu bu salonlarda çok önemli. O açıdan, bu toplantıyı, tüm yönleriyle çok kıymetli bulduğumu, çok, değer atfettiğimi bu toplantıya ifade etmek isterim” ifadelerini kullandı.
Partisinde yaşanan sorunlara da değinen Özel, yaşanan mesele Cumhuriyet Halk Partisi’nin iç meselesi olmadığını belirterek, şunları aktardı:
“Birileri Cumhuriyet Halk Partisi’nde bir iç mesele yaşanıyor, bir tartışma yaşanıyor gibi göstermek istese de aslında mesele otokratlarla demokratlar arasında bir mesele. Mesele rejimin evrildiği nokta ve bu rejim değişimine direnç ya da rejimin değişimine sessiz kalma veya onunla birlikte hareket etmeyi planlayanların karşı karşıya oldukları bir mesele. Türkiye değil, dünya demokrasi tarihinde ki demokrasi sandıkla oluyor. Sandık dediğimizin güvencesi seçim hukuku. Seçim hukuku da itirazlara, sürelere ve kesinleşmeye bağlayan bir hukuk. Bu sayede de seçim sonucu kesinleştikten sonra bir sonraki seçime kadar, yeni bir sandık kurulana kadar artık o tartışmalar bitmiş ve bu demokratik bir güvence olarak seçilenlerin önünde ve seçenlerin gözünün önünde gerçekleşen bir durum. Şimdi Türkiye’de işin teknik boyutlarına girmeyeceğim ama böyle deli saçması bir iş denendi ve seçim hukuku bir tarafa bırakılarak bu konudaki yetkili ilçe seçim kurulları, il seçim kurulları, Yüksek Seçim Kurulu ve Anayasa Mahkemesi’nin bu konudaki tüm istikrarlı kararları, yani “YSK kararı kesindir ve bu iş YSK’nin işidir.”
“BİRİNCİ PARTİ OLMAYA NAMZET PARTİYİ FELÇ EDEN BİR KAYYUM ATAMADAN BAHSEDİLİYOR”
Medeni Hukuk Kanunu’nda olan bir butlan uygulaması ve bir tedbir uygulaması bir siyasi partiye uygulandığını anlatan Özel, “Öyle olunca üzerinden dört kurultay geçmiş olmasına rağmen ki sonuncu kurultayda aday olmayabilirdim. Yarışmış ve Mehmet Kaya’ya kaybetmiş olabilirdim. Dört kurultay önceki bir itirazın sonucunda son başkanın gidip dört kurultay önceki başkanın gelmesinin izah edilebilir hiçbir tarafı yok. Bütün seçilmişler açısından, hatta bu karardan memnuniyet duyduğunu söyleyen birtakım kişilerin destekledikleri parti açısından da siyasi partiler, meslek örgütleri, sivil toplum örgütleri en küçük derneğe kadar artık bir asliye hukuk mahkemesini bulan ya da bir bölge asliye mahkemesi, istinaf mahkemesini ikna eden birisinin her seçimi iptal etmesi, her seçilmişi alaşağı etmesi ve esas o seçilmişin veya o seçilmişlerin yaptıkları iş neyse onları bozması, berbat etmesi, onların meşru edindikleri gücü elinden alması, işte iktidar yürüyüşünü kesmesi. Çünkü son seçimlerin birinci partisi, Türkiye’de 65 beş nüfusu yöneten belediyeleri kazanan parti, tüm anketlerde birinci parti. Bugün seçim olsa o seçimlerdeki birinci parti olmaya namzet partiyi bir anda paralize eden, felç eden, yönetimini ortadan kaldıran, yerine seçilmemiş birisini getiren, bir kayyum atamadan bahsediliyor” ifadelerini kullandı.
“SEÇİMİ KAYBETMİŞ BİRİSİ YILLAR SONRA GELİP “HER ŞEYİ YAPABİLİRİM AMA SEÇİM YAPAMAM” DİYOR”
“Keşke kayyum olsa anladığımız anlamda. Beş kişilik bir heyet gelir, kırk gün içinde seçimle yükümlüdür. Maaşlar dışında ödeme yapamaz, mal alamaz, mal satamaz kayyum dediğin” ifadesini kullanan Özel, “Bizim burada seçilmemiş, hatta seçimi kaybetmiş birisi yıllar sonra gelip “Her şeyi yapabilirim ama seçim yapamam. Biraz ben yöneteceğim, sonra benim istediğim düzlemde bir seçim olacak.” diyerek bir yürüyüş kesiliyor, bir iktidar yürüyüşü kesiliyor. Bu insanların iktidarı değiştirmesine karşı değiştirme umudu temelden örselenmiş oluyor. Açıkçası savunduğumuz şey, yani bizi destekleyen kim varsa aslında demokratik siyaseti destekliyor ve cumhuriyetin en önemli kazanımının, birlikte yaşamının da en önemli taahhüdünü destekliyor” dedi.
“SİLAHLARIN SUSMASINI ÇOK ÖNEMSİYORUZ, EN ÇOK DA BU KENT ÖNEMSİYOR”
Devletin geçmişte yaptığı hataları yapmayacağına dile getiren Özel, şöyle devam etti:
“Doğruları, iyileri alacağız, getireceğiz, hep birlikte tartışacağız, yapacağız ve bir sorunu çözeceğiz. Bunun sonunda da bir birlikte yaşama iradesi koyacağız. Birbirine eşit yurttaşlar olarak. Bu birlikte yaşamda kim yönetecekse, e sonuçta kim seçimleri kazanır ya da seçim sonuçlarına göre kim birlikte uzlaşırsa o yönetecek. Yoksa artık seçime kimin girip kimin giremeyeceğine, rakibin kimin olup kimin olamayacağına ülkeyi yönetenlerin karar verdiği bir düzlemde demokrasi konuşulamayacağı gibi barış da konuşulamaz. Daha doğrusu hepimizin bilmesi gereken bir şey var. Barış silahlar susmadan olmaz ve silahların susmasını çok önemsiyoruz. En çok da bu kent önemsiyor. Evet, ama demokratikleşme olmadan barış olmaz. Özgürlük olmadan barış olmaz. Kalkınma ve refah olmadan barış olmaz. Bunların hiçbirisi de sandık olmadan olmaz. Çünkü sandık, seçilmişin yönetmesi ve bir kurala uyarak yönetmesi demek. Kanunlar evet, ama esas bir anayasaya uyarak yönetmesi demek. Bir toplum sözleşmesi demek. Üzerinde mutabakata varılmış, herkesin hiç olmazsa, herkesin her şeyde değilse de herkesin bir şeylerde, bir noktada uzlaştığı, birleştiği bir mutabakatla yönetmek demek. Ama kim seçilirse seçilsin bu mutabakatlara uymasını taahhüt etmesi ve denetleniyor olması demek. Sandık gitti mi hepsi birden bitiyor.”
“AMA YOLDAN SAPMADIK VE BİR YERDE DURDUK VE DEVAM ETTİK”
Gençlere hep yasaksız Türkiye, vizesiz Avrupa vadettiğini söyleyen CHP Grup Başkanı Özel, “Avrupa Birliği’ne tam üyeliği çok önemli bir çıta olarak gördüğümüz için, engin bir özgürlük anlayışı, sınırsız olabilecek en geniş bir özgürlük anlayışı, bu konuda ciddi bir cesaret, bunun için de çok önemli demokratikleşme adımlarının atılması gerekiyor. Tabii bugün ülkeyi yönetenler, onlarla birlikte bir masa da kurduk. Bütün zorluklara rağmen, yani bizim olmamamız için her şeyin yapılmasına rağmen orada bulunduk. Bizi kaldırmak için her şeyi yaptılar. Kalkmadık, tarihin doğru tarafında olacağız dedik. Bazı zorlu dönemlerde özgün tariflerle işte tümsekleri, hatta tümsekten geçemesek de yanından geçtik. Ama yoldan sapmadık ve bir yerde durduk ve devam ettik” dedi.
“BARIŞA İNANMAKTAN BAŞKA ŞANSIMIZ YOK”
Bir kötücül aklın Cumhuriyet Halk Partisi üzerinden, Terörsüz Türkiye ama demokratik bir Türkiye umuduyla altını imza attıkları raporun gereği yapılmasın diye elinden geleni yaptığını anlatan Özel, şunları söyledi:
“En basitinden şöyle düşünmek lazım. Yani biz bulunduğumuz yerden ileriye doğru, hep şöyle söylüyordum. Bir kere bu tip işler bu kadar. Allah rahmet eylesin. İlk bu meseleyi bana açtığında Sırrı Süreyya Önder’e dedim. “Abi bu işte bir terslik yok mu?” Dedi ki “Senden de hiçbir şey kaçmıyor.” böyle onun meşhur üslubuyla. Sonra da güldü. “Yav” dedi, “Anladım da” dedi, “Geçen sefer önce çözüm, sonra barıştı. Bu sefer önce barış, sonra çözüm.” dedi. İnanacağız dedim. İnanmaktan başka şansımız yok. Barış demiş birileri, biz buna inanacağız dedi. Dedim ki tamam ama bunun bir yolu, yöntemi var. Ve dünya nasıl yapıyorsa öyle yapmak lazım. Onları sıralarken mesela hep konuşulur. Bir yerden sonra önceden kararlaştırılmış ama toplumla paylaşılmamış güven artırıcı adımlar atılır. Tarafların birbirinin haberdar olduğu jestler, hatta süreç öyle bir yere gelir ki birbirinin haberdar olmadığı jestler yapılır süreci güçlendirmek için.”
“BU ARTIK JEST FALAN DA DEĞİL, OLMASI GEREKEN BİR ŞEY”
Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulması gerektiğini hatırlatan Özel, şöyle devam etti:
“Şimdi bu noktada mesela altına kalın kalın imza attık hepimiz. AYM kararlarına uyulacak, AYM kararlarına uyulacak. Selahattin Demirtaş 10 içeride duracak. Gezi tutukluları, işte, Kavala 11 yıldır, diğer arkadaşlar altı yıldır, dört yıldır içeride duracaklar. Biz AYM kararlarına uyacağız diyeceğiz. Yani komisyonun altını, dışarıda kalan neredeyse kimse yok. Komisyona devam eden herkes imza atmış altına. Bu artık jest falan da değil, olması gereken bir şey. Bunlar kimsenin aklının ucundan geçmediği gibi mevcut kayyumları, hani ‘iki Ahmet’ diye sembolize ediyor devlet ve hiç olmazsa birer adım yani engel var. Sürdürülmesine çok engel var. Yani böyle bir şeyin altına imza atıyorsanız kimsenin aklının ucundan bunlar geçmiyor. Bir de üstüne hem bu aşamada hem de belki acaba temmuz ayında bir şeyler olabilecek mi konuşulduğu sırada ülkenin ana muhalefet partisine de kayyum atanıyor ve büyük bir belirsizliğe, kaosa işte efendim bölünecekler mi, ayrışacaklar mı, dövüşecekler mi?
“BİZ TARİHİN DOĞRU TARAFINDA DURDUĞUMUZU, DURACAĞIMIZI BİR KEZ DAHA TEYİT ETMEME GEREK YOK”
Böyle bir şeyin içine sokuluyor ve sokulan kim? Mesela bu duruma sokulan bu tip süreçlerde zaten iktidar bir irade koyarsa bu iş ilerleyebiliyor. Ama iktidarın iradesi kadar ana muhalefetin namı çarende. Yani bu işlerde iktidar bir şey derse zaten dönülür bakılır. Nereye bakılır? Muhalefete bakılır. Ana muhalefetin de gözünün içine bakılır. Biraz önce başkan geçmişe yönelik haklı bir eleştiride bulundu. Yani üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmedi o süreçte dedi. Bu süreçte o konuda bir kararlılık, o konuda bir samimiyet, bir sürü de testten geçirilmişlik var bu mevzu ile ilgili. Temmuz ayı başlamadan önce ülkenin ana muhalefet partisine bunun yapılıyor olması. Biz tabii hani bunu yapanı analizi edilmesi açısından söylüyorum. Biz tarihin doğru tarafında durduğumuzu, duracağımızı bir kez daha teyit etmeme gerek yok. Ama bir kötücül aklın devrede olduğunu görmek lazım.”
“ÜLKENİN 80’İ AFRİKA KOŞULLARINDA, YÜZDE 20’Sİ LÜKSEMBURG KOŞULLARINDA YAŞARKEN BU OLMAZ”
“Yani işte güvenlik, silah falan ama kalkınma kalkınma. Yani ülkenin 80’i Afrika koşullarında, yüzde 20’si Lüksemburg koşullarında yaşarken bu olmaz” diyen Özel, şöyle konuştu:
“Bir kere buna bir temelden itirazı somutlaştırıp bir müdahale gerekiyor. Ve bu yapılacaksa buranın bu işin böyle İstanbul’da, Kocaeli’de, Bursa’da, Manisa’da, Denizli’de değil, tam da bu bölgede Diyarbakır’dan başlayarak bu kalkınmayı yapmak, burada Orta Doğu’daki fırsatları görmek, Orta Doğu’ya barış gelmesine katkı sağlamak ve onu bir fırsata çevirmek. Sınırın ya iki yanındaki akrabaların güçlerini, imkanlarını, umutlarını potansiyelize ederek kazan kazanı tam olarak orada yaşamak. Sadece Türkiye için değil, Suriye için de barış istemek ama demokratik bir barış istemek, demokratik bir yönetim istemek. Irak için demokrasi istemek ve Irak’taki Türkler, Türkmenlerle Kürtlerin ve herkesin barışını savunmak. İran için aynı şeyi görmek. Artık böyle Kürtleri bulundukları ülkede rejimle rejime karşı kullanılacak unsurlar değil de bulundukları ülkenin kurucu unsurları olarak görmek, sahiplenmek. Bir de artık Diyarbakır’dan, bölgeden başlayacak bir büyük kalkınma hamlesiyle birlikte hem yarım kalanları bitirerek bugün köylerdeydik işte bu sulama meseleleri üzerine falan da çok konuştuk.”
“ARTIK KONUŞMAYI BIRAKIP BUNU SOMUTLAŞTIRMASI VE HAYATA GEÇİRMESİ LAZIM”
Yepyeni bir hikayeyi hep beraber yazmak gerektiğini sözlerine ekleyen Özel, “Ama bunu yapmak için de bizim biraz önce ifade edildiği Mehmet Kaya’yla sarsılmaz bir dostluğumuz var. Çünkü birbirimizi seviyoruz ve güveniyoruz. Çünkü biz birbirimizi geçmişte kandırmadık. Yürüdüğümüz yolda birbirimize hiç kazık atmadık. Bu güvenin tesis edilmesi lazım. Bu kişi aslında Türkiye’de dünya kadar Kürt’ün ve Türk’ün deneyimlediği ve başardığı bir işken, Türkler adına konuşanlarla Kürtler adına konuşanların artık bu konuşmayı bırakıp bunu somutlaştırması ve hayata geçirmesi lazım. Bu da birlikte başararak olur, birlikte kazanarak olur. Aslında bir yandan da Türklerle Kürtlerin sorunlarını çözdükleri ve birlikte başarmanın tadına vardıkları ve bu deneyimi Türkiye’ye yaşattıkları süreçte Türkiye Cumhuriyet tarihi boyunca yakalayamadığı bir kaldıracı yakalamış olacak. Bu işleri bozmak isteyen kimse bu yüzden bozmak istiyor zaten. Yani ben bir yapıcı iradenin, kurucu bir iradenin varlığına bir şey diyemem” açıklamalarında bulundu.
“TÜM TARAFLARIN KENDİ ÜSTÜNE DÜŞENİ YAPIYOR OLMASI LAZIM”
Çözüm sürecinde tarafların üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmesi gerektiği çağrısında bulunan Özel, şunları kaydetti:
“Hiçbir şey yoktan var olmayacağına göre bu sorunun çözülmesinde memlekette yarar gören bir irade var. Ben de o iradeyi paylaşıyorum. O iradenin ilk baştaki belli süreçlerinde kurucusu, haberdarı falan değilim. Ama bir yere geldi demek ki birileri ve doğru bir karar verildi. Oradayız. Ama bir de bu sürecin başarıya ulaşmasından endişe eden bir yıkıcı irade var. Buna karşı tüm tarafların kendi üstüne düşeni yapıyor olması lazım. Bizim üstümüze düşen yılmadan doğru tarafta yer almak. Çünkü bizi yıldırmaya çalışıyorlar. ama tüm paydaşların üzerine düşen de bir yok etme, ortadan kaldırma, karıştırma meselesine karşı sözüm meclisten dışarı dayanışma sözlerinin ötesinde bir sahiplenme, kendi meselesi olarak görme, ortak mesele görme, onu da çözme, sonra hep birlikte her şeyi çözme noktasında bir iradeye ihtiyaç var diye düşünüyorum.”
“BİZE BUTLAN YAPANLAR EĞER NİYETLERİ OKUDUĞUMUZ GİBİYSE BARIŞ UMUTLARINI DA BUTLAN EDECEKLER”
“Daha önce barış için çok umutlandık. Sonra o umutlar boşa çıktı ve dünya deneyimlerinde olduğu gibi çok kötülerini yaşadık daha sonra” diyen Özel, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“İşte bugün hani Toledo olacak Sur’un önünden geçerken o geçmiş sefer barış başarılsaydı hangi kayıplar verilecekti? Başta can kayıpları olmak üzere boşu boşuna bu kadar yıl, bu kadar kayıp ve bugün tekrar aynı yerdeyiz. Onun- onu son derece önemsiyorum. Bir yandan da bizim başımıza bir butlan geldi. Bu bize butlan yapanlar eğer niyetleri okuduğumuz gibiyse barış umutlarını da butlan edecekler. Barışa butlan gelmesin diye de irade koymaya geldik. Barışa butlan gelmesin diye de bir mücadeleyi de ortaklaşmak üzerine geldik. Bunu ifade etmek isterim. Hepimiz zor dönemlerden geçiyoruz. Bir dönüm noktasındayız veya çok amiyane, çok klasik, çok kullanılan şeyle tarihin kırılma noktalarından bir tanesindeyiz. Türkiye siyaseti için de öyle. Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendi siyaseti için de öyle. Gideceğimiz istikameti o yüzden Ankara’dan ve biz bize belirlemek istemedik. Belirleyemezdik zaten. Bunun için de böyle pusula halktır, halklardır, millettir ve sokaklardır, meydanlardır, Anadolu’dur, Trakya’dır dedik. Onun için de hani böyle sadece söylemeye değil, daha çok dinlemeye, önermeye değil, önerileri almaya, duygumuzu anlatmaktan çok duyguları duymaya ve o konuda bir yol bulmaya ya da yollar kapalıysa acaba yeni bir yol açmaya mı veya ne yapmaya karar vermek lazım?”
