(İSTANBUL) – İBB Davası’nın 54’üncü gününde savunma yapan tutuklu sanık Güldem Şık, “Ne İBB’de ne iştiraklerde hiçbir görevim, yetkim, imzam yok. Benim kamuya dokunmadan hangi kamuyu dolandırmış olabileceğimi anlamıyorum. Bir onurum, bir gururum, bir de burnumun direği çok hasar gördü. Annemi evladına, beni evladıma kavuşturmanızı, gasbedilen özgürlük hakkımı geri vermenizi talep ediyorum” dedi.
CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 59’u tutuklu, 414 sanıklı İBB Davası’nın duruşması, 54’üncü gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin 1 No’lu Duruşma Salonu’nda devam ediyor.
Duruşmada, “İBB personeli olmadığı halde belediye adına İBB iştiraklerindeki iş alımlarına aracılık yaptığı, para akışını sağladığı” iddia edilen tutuklu sanık Güldem Şık savunma yaptı. Şık, hakkındaki suçlamaları reddederek, “Hiçbir resmi ya da gayri resmi görevim, yetkim, onayım ve imzam yok. Etkin pişmanlıkçıların ‘en zayıf halka’ gibi görüp ismimi geçirmeleri nedeniyle 1,5 yıldır özgürlüğümün neden elimden alındığını anlayamıyorum” diye konuştu.
Hakkındaki suçlamaların “kul hakkına girmekte sakınca görmeyen kişilerin hikayelerine dayandırıldığını” belirten Şık, “Ben hayatım boyunca hiç kimsenin adamı olmayıp adam olmayı kendine düstur edinmiş, hiç kimsenin hakkını yememiş, yedirmemiş bir Türk kadınıyım. Tarafına yöneltilen hiçbir suçlamayı kabul etmiyorum” dedi.
Güldem Şık, kaçma şüphesi gerekçesiyle tutuklu kaldığını belirterek, İstanbul’dan ayrılmadığını, ailesi İzmir’e taşınmasına, kızı yurt dışına yerleşmesine ve nişanlısının Ankara’da yaşamasına rağmen İstanbul’da kalmayı tercih ettiğini anlattı.
“18 YIL FİNANS SEKTÖRÜNDE ÇALIŞTIM”
Çalışma hayatını anlatan Şık, bankacılık ve finans sektöründe uzun yıllar yöneticilik yaptığını, Denizbank’ta şube müdürlüğüne kadar yükseldiğini söyledi. Daha sonra özel sektöre geçtiğini, etkinlik ajanslarında finans ve satın alma yönetici danışmanı olarak çalıştığını belirten Şık, Teknofest gibi büyük organizasyonlarda satın alma süreçlerinde görev aldığını aktardı.
Şık, belediyede ya da iştiraklerde herhangi bir resmi veya gayri resmi görev üstlenmediğini belirterek, “Ne İBB’de ne iştiraklerde hiçbir görevim, yetkim, imzam yok. Kamuya dokunmadan hangi kamuyu dolandırmış olabileceğimi anlamıyorum” savunmasını yaptı.
“EMRAH BAĞDATLI’YI TANIMAM SUÇ MU?”
Emrah Bağdatlı’yı bankacılık döneminden tanıdığını söyleyen Şık, yalnızca tanışıklık üzerinden suçlandığını savundu. Şık, “Ben sadece Emrah Bağdatlı’yı değil, bankacılık ve etkinlik sektöründen birçok kişiyi tanıyorum. Birini tanıyorum diye cezaevinde olmam hayatın hangi olağanına uygun?” şeklinde konuştu.
Şık, Murat Ongun ile de kızının yurt dışı eğitim sürecinde burs ve vize desteği nedeniyle görüştüğünü belirterek, “Ben Murat Ongun’un talimat verebileceği biri değilim, asla olmadım” ifadelerini kullandı.
“İHALELERİ ORGANİZE ETMEM MÜMKÜN DEĞİL”
İddianamede etkin pişmanlıkçı beyanlarıyla “İBB ihalelerini organize ettiği” yönünde algı oluşturulduğunu söyleyen Şık, “Ben ne ihale süreçlerini ne organizasyonunu ne firmalarını bilebilecek resmi ya da gayri resmi bir göreve sahibim. Bu pozisyonların genel müdürleri, yöneticileri beni tanımadıklarını, hatta görmediklerini beyan ettiler” şeklinde konuştu.
Şık, hiçbir beyan sahibinin “Güldem para istedi, para aldı, para verdi” demediğini vurgulayarak, “Onların ‘istedi’ dedikleri burada yok. ‘Aldı’ dedikleri burada yok. ‘Verdi’ dedikleri burada yok. Ben neden buradayım?” diye sordu.
Burak Biçer ve Cem Çelik’in ifadelerine değinen Şık, iddianamede sahte fatura organizasyonu iddiasına dayanak yapılan anlatımları eleştirdi, eski bankacı ve finansçı olduğunu hatırlatarak, “Bir A4 kağıdından ve bir kaşeden fatura üretemezsiniz. Bunun için dijital ayak izi ve devlet onayı gerekir. Bu ifade de yorum da delil niteliği taşımaz” dedi.
“BİR KADININ NAMUSUNA HANGİ HAKLA DİL UZATIYORSUN?”
Mete Maden’in ifadesinde, kendisine yönelik “ahlaka dil uzatan” beyanlar bulunduğunu söyleyen Şık, “Hadi kendini kurtarmaya çalışıyorsun, neden bu kadar çirkinleşiyorsun? Hangi hakla, hangi cesaretle bir kadının namusuna dil uzatıyorsun?” diye sordu.
Güldem Şık, etkin pişmanlıkçı beyanlarının kendisi hakkında muteber kabul edildiğini, ancak etkin pişmanlıkçıların birbirleri hakkında söylediklerinin dikkate alınmadığını savunarak, “Pişmanlıkçıların iftiraları muteber kabul edilmiş, ismini geçirdikleri içeri girmiş, onlar dışarı çıkmış. Peki pişmanlıkçıların diğer pişmanlıkçılar için söyledikleri neden yok hükmünde? Pişman pişmana dokunamaz mı?” şeklinde konuştu.
Tutukluluk sürecini de anlatan Şık, “hükümözlü” ifadesinden hareketle kendisini “tutuközlü” olarak tanımladı. Silivri’den Sakarya’ya sevk edilmesini anlatan Güldem Şık, sevk gerekçesinin “intihar edebilme ve kendine zarar verebilme şüphesi” olarak gösterildiğini söyledi.
Hayatında antidepresan dahi kullanmadığını belirten Şık, “Bu yaftalamayla hangi kanun maddesinden güç alıp beni sürdüler? Sürüldüğüm cezaevinde zehirlenme vakaları oldu, ölümler oldu. Ölenlerden biri ben olsaydım bunun hesabını kızıma kim verecekti?” dedi.
“STİLETTODAN TUVALET TERLİĞİNE TERFİ ETTİM”
Savunmasının sonunda cezaevinde yaşadığı süreci anlatan Şık, “Stilettodan tuvalet terliğine terfi etmemin üzerinden 1,5 yıla yakın zaman geçti. Cezaevindeki bir kadının en güzel tarifi bu olur diye düşündüm” ifadelerini kullandı.
Bugüne kadar evlat, kardeş, eş, anne ve yönetici olduğunu söyleyen Şık, “50 yaşıma gelirken firari oldum, kaçak oldum, tutuklu oldum, mahkum oldum, sanık oldum. Bir onurum, bir gururum, bir de burnumun direği çok hasar gördü. Annemi evladına, beni evladıma kavuşturmanızı, gasp edilen özgürlük hakkımı geri vermenizi talep ediyorum” diye konuştu.
