Haber: ZUHAL ÇİLOĞLAN
(İSTANBUL) – İBB Davası’nın 51’inci gününde savunma yapan, İstanbul Planlama Ajansı Başkanı Buğra Gökce, “İki evim var, ikisi de banka kredisiyle alınmış. Cezaevindeyken kredilerini bitirdim. Başka malım mülküm yok. Madem çıkar amaçlı bir örgüt var, ben ne kazandım? İddianameye göre ben bu örgüte hizmet etmişim. Ama ne para kazanmışım, ne makam elde etmişim, ne de siyasi hedefime ulaşmışım. O zaman geriye iki ihtimal kalıyor. Ya ben hiçbir çıkar elde etmeden 15 aydır hapiste yatan geri zekalı biriyim ya da ortada böyle bir örgüt yok” dedi. Gökce’nin savunması 5 saat sürdü.
CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 68’i tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın duruşması, 51’inci gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin 1 No’lu Duruşma Salonu’nda görülmeye devam ediyor.
Savunma yapan İstanbul Planlama Ajansı Başkanı Buğra Gökce, hakkında yöneltilen “nitelikli dolandırıcılık” ve “suç örgütü üyeliği” suçlamalarının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu savundu. Gökce, iddianamede, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin kurumsal yapısının adeta bir “suç örgütü şeması” gibi gösterdiğini belirterek, “İBB’nin örgüt şeması suç örgütü şeması gibi sunuluyor. 4,5 milyon İstanbullunun oyuyla seçilmiş bir belediye başkanının örgüt lideri gibi gösterilmesi akıl ve hukukla açıklanamaz” dedi.
“KAMUYU DOLANDIRMAKLA SUÇLANIYORUM AMA KAMUNUN GELİRLERİNİ 7 KAT, 9 KAT ARTIRDIK”
Savunmasının önemli bölümünü “nitelikli dolandırıcılık” suçlamasına ayıran Gökce, hayatı boyunca kamu yararı için mücadele ettiğini belirterek, “Ciğerimi yakan suçlama budur” dedi.
İddianamede reklam alanları ve ecrimisil uygulamaları üzerinden kamunun dolandırıldığı iddiasının yer aldığını belirten Gökce, göreve gelir gelmez işgal edilen kamu alanlarının tespiti, tahliyesi ve kira ile ecrimisil gelirlerinin artırılması yönünde talimat verdiğini söyledi. Gökce, hazırlattıkları envanter çalışmaları sayesinde, yıllardır eksik tahsil edilen kamu gelirlerinin ortaya çıkarıldığını belirterek, “5 metrekarenin parasını ödeyip 205 metrekare kullananlarını tespit ettik. Yıllardır bedelsiz kullanılan alanlardan kamu adına gelir topladık. Bu çalışmalar sonucunda kira ve ecrimisil gelirlerinde astronomik artışlar sağlandı” dedi.
Mahkeme heyetine rakamlar da sunan Gökce, 2014-2019 döneminde bugünkü değerlerle yaklaşık 3 milyar lira olan kira tahakkukunun 2020-2025 döneminde 21 milyar liraya yükseldiğini, ecrimisil gelirlerinin ise 468 milyon liradan 4,5 milyar liraya çıktığını söyledi. Buğra Gökce, “Birinde 7 kat, diğerinde 9 kat artış var. Kamuyu dolandırmakla suçlanan bir yönetimin ortaya koyduğu tablo budur” ifadelerini kullandı.
“BİR YERİ İHALEYE ÇIKARSANIZ SUÇ, ÇIKARMAZSANIZ YİNE SUÇ”
İddianamedeki çelişkilere dikkati çeken Gökce, aynı işlemlerin bir yandan suçlama konusu yapılırken diğer yandan eksiklik olarak gösterildiğini savundu. “İhaleye çıkarsanız suç, ecrimisil uygularsanız suç. İmzanız varsa suç, imzanız yoksa yine suç. İddianame adeta, ‘seni kafaya taktık, yaptığın her şey suç’ diyor” ifadelerini kullanan Gökce, bilirkişi raporlarında da benzer çelişkiler bulunduğunu söyledi. Bazı dosyalarda “ihaleyi neden parçaladınız” sorusunun yöneltildiğini, bazılarında ise “neden parçalamadınız” eleştirisi yapıldığını belirten Gökce, “Bilirkişi aynı konuda iki farklı ölçü kullanıyor. Sonuca göre yorum yapılıyor” dedi.
“DANIŞTAY DA SAYIŞTAY DA AYNI İDDİALARI REDDETTİ”
Dosyanın temelini oluşturan reklam ihaleleriyle ilgili süreçlerin daha önce hem Sayıştay hem de Danıştay denetiminden geçtiğini belirten Gökce, buna rağmen aynı konuların yeniden suçlama konusu yapıldığını söyledi.
İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin hazırladığı raporlar üzerine verilen soruşturma izinlerinin Danıştay tarafından kaldırıldığını anlatan Gökce, aynı dönemde bazı firmaların şartname ve muhammen bedel gerekçesiyle açtıkları davaların da Danıştay tarafından reddedildiğini, buna rağmen yeni raporlar hazırlanarak soruşturma sürecinin yeniden başlatıldığını öne sürdü.
“BENİM GÖREV ALANIMDA OLMAYAN İŞLERDEN DE SUÇLANIYORUM”
Gökce, iştirak şirketlerinin yaptığı işlemler nedeniyle de sorumlu tutulduğunu belirterek, “Bu şirketlerin ayrı tüzel kişilikleri, ayrı yönetim kurulları ve ayrı denetim mekanizmaları var. Benim onları denetleme görevim yok. Attığım imzadan suçlanıyorum, yetmiyor, atmadığım imzadan da suçlanıyorum” dedi.
İddianamede, “iştiraklerin ihaleleri hangi firmalara vereceğinin önceden bilindiği” yönünde bir kurgu oluşturulduğunu savunan Gökce, “İhaleyi kimin kazanacağını bilmem mümkün değil. Kaldı ki ihaleyi belediye iştirakinin alacağını dahi bilemem. Bu iddia insafsız ve izansız bir kurgu” diye konuştu.
“MURAT ONGUN BANA NASIL TALİMAT VEREBİLİR?”
İddianamenin, suç örgütü üyeliği bölümünde yer alan örgüt şemasında, kendisinin Murat Ongun’un talimatıyla hareket ettiği yönündeki iddialara sert tepki gösteren Buğra Gökce, “Ben altı yıl genel sekreterlik yapmış bir kamu yöneticisiyim. Bir basın danışmanı bana hangi sıfatla talimat verebilir? Böyle bir şey hayatın olağan akışına aykırı” dedi. Gökce, görev yaptığı süre boyunca Ekrem İmamoğlu dahil hiçbir yöneticiden hukuka aykırı talimat almadığını söyledi.
“İBB’NİN KURUMSAL YAPISI SUÇ ÖRGÜTÜ GİBİ GÖSTERİLİYOR”
İddianamenin esas kurgusunun, “İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin kurumsal yapısını suç örgütü olarak göstermek” olduğunu savunan Gökce, “İBB birçok bakanlıktan daha büyük bir kurumdur. Türkiye’nin ikinci büyük yerel yönetim kurumu da İSKİ’dir. Böyle bir yapının çalışanlarının örgüt mensubu gibi hareket ettiğini söylemek somut delil gerektirir. Dosyada ise varsayımlar ve yorumlar dışında hiçbir şey yok” dedi.
Gökce, suç örgütü iddiasını destekleyen herhangi bir tanık beyanı, maddi delil, menfaat ilişkisi ya da hukuka aykırı talimat bulunmadığını belirterek, “Otuz yıllık kariyerimi, akademik hayatımı ve kamu hizmeti geçmişimi başkaları para kazansın diye çöpe attığım iddia ediliyor. Bu ne akla ne mantığa sığar” ifadelerini kullandı.
“AKMERKEZ SİNYALİNİ SUÇ DELİLİ YAPTILAR”
Gökce, iddianamede yer verilen Akmerkez baz kayıtlarına ilişkin de konuştu. Akmerkez’e yakın bir noktada yaşayan eşiyle o dönemde sık sık burada buluştuklarını anlatan Gökce, “Eşimle buluştuğum yerden HTS sinyali vermiş olmam suç örgütü üyeliğine delil yapıldı. Sorulsaydı anlatırdık. Ama maksat gerçeği araştırmak değil, suç üretmek olunca bunlar yaşanıyor” dedi.
“ORTADA SUÇ ÖRGÜTÜ DEĞİL, TÜRKİYE MOZAIĞİ VAR”
İddianamede, örgüt üyesi olarak gösterilen kişilerin büyük bölümünü gözaltı ve cezaevi sürecinde tanıdığını belirten Gökce, “Muhafazakârı var, milliyetçisi var, sosyalisti var, iş insanı var, bürokratı var. Birbirinden tamamen farklı insanlar. Ben burada bir suç örgütü değil, Türkiye mozaiği görüyorum. Bu kadar farklı insanı bir araya getiren şey örgüt değil, güçlü bir siyasi figür olabilir. Buradan örgüt çıkmaz, Türkiye gerçeği çıkar” ifadelerini kullandı.
İddianamedeki “çıkar amaçlı suç örgütü” tanımına da tepki gösteren Gökce, dosyada kendisinin elde ettiği hiçbir maddi ya da siyasi çıkar bulunmadığını söyledi. “İki evim var, ikisi de banka kredisiyle alınmış. Cezaevindeyken kredilerini bitirdim. Başka malım mülküm yok. Madem çıkar amaçlı bir örgüt var, ben ne kazandım?” diye soran Gökce, siyasi kariyer açısından da herhangi bir menfaat elde etmediğini anlattı.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı için aday adayı olduğunu ancak aday gösterilmediğini hatırlatan Gökce, şu ifadeleri kullandı:
“İddianameye göre ben bu örgüte hizmet etmişim. Ama ne para kazanmışım ne makam elde etmişim ne de siyasi hedefime ulaşmışım. O zaman geriye iki ihtimal kalıyor. Ya ben hiçbir çıkar elde etmeden 15 aydır hapiste yatan gerizekalı biriyim ya da ortada böyle bir örgüt yok.”
“İPA RAPORLARI YÜZÜNDEN HEDEF HALİNE GELDİK”
Tutuklanmasının arkasında İstanbul Planlama Ajansı’ndaki çalışmalarının bulunduğunu öne süren Gökce, İPA’nın yayımladığı ekonomik ve sosyal araştırmaların bazı çevreleri rahatsız ettiğini savundu. Bir televizyon yorumcusunun, tutuklanmaların ardından “Devletin resmi kurumları dışında araştırma ve istatistik yayımlarsanız böyle paket edilirsiniz” dediğini hatırlatan Gökce, “Önce mal varlığımıza baktılar. Bir şey bulamayınca attığımız imzalara yöneldiler. Sonra da bütün bunları suç örgütü şemsiyesi altında toplamaya çalıştılar” dedi.
“KİTAP KAFE AÇTIK DİYE İHALEYE FESATLA SUÇLANIYORUZ”
Savunmasında ihale dosyalarına da değinen Gökce, suçlama konusu yapılan birçok ihalenin kitap kafe, kültür merkezi ve etkinlik alanlarının işletilmesine ilişkin olduğunu aktardı. Feshane, Kadıköy İskelesi, Beşiktaş İskelesi, Mecidiyeköy, Bağcılar ve Ümraniye’de açılan kitap kafeleri örnek gösteren Gökce, “Buralar ticari rant alanları değil, kamusal kültür projeleri. Kitap kafe açmışız, kültür merkezi kurmuşuz, ücretsiz konser alanları oluşturmuşuz. Şimdi bunları encümene sevk ettiğim için ihaleye fesatla suçlanıyorum. Bu tesisleri özel sektör değil, belediye iştirakleri işletir. Çünkü amaç kar etmek değil, kamusal fayda üretmektir. Eğer bunlar suçsa, belediyelerin kültür politikası üretmesi de suç sayılmalıdır” ifadelerini kullandı.
“HAKİM VE SAVCILAR 15 GÜN KİMLİKLERİ BİLİNMEDEN CEZAEVİNDE KALMALI”
Savunmasının son bölümünde, 15 aylık tutukluluk sürecini anlatan Gökce, cezaevindeki koşullara ilişkin de konuştu. Tutukluluğun ne anlama geldiğinin ancak yaşanarak anlaşılabileceğini söyleyen Gökce, “Hakim ve savcı adaylarının stajlarının bir bölümünü kimlikleri bilinmeden cezaevinde geçirmeleri gerektiğini düşünüyorum. İnsanlar tutuklama kararının ne anlama geldiğini ancak böyle anlayabilir” dedi.
“12 BİN SAATTE AİLEME SADECE 24 SAAT DOKUNABİLDİM”
Silivri’de bir yıl boyunca 12 metrekarelik hücrede kaldığını anlatan Gökce, “64 haftanın tamamında sadece 10 dakikalık telefon hakkımız oldu. O 10 dakikanın içine özlemi, korkuyu, merakı ve teselliyi sığdırmaya çalıştık” diye konuştu. Gökce, deprem ve doğal afet dönemlerinde bile ailelerine ulaşamadıklarını söyledi. Tutukluluk süresince ailesine yalnızca açık görüşlerde dokunabildiğini ifade eden Gökce, “Yaklaşık 12 bin saatin sonunda aileme sadece 24 saat dokunabildim. Herkes bir an empati yapsın. Biz hükümlü değiliz, henüz suçluluğu kanıtlanmamış tutuklularız” ifadesini kullandı.
“CEZAEVİ İNSANA ‘YOKSUN, HİÇSİN’ DİYOR”
Cezaevinde yaşadığı yalnızlıkla mücadele etmek için her gün günlük tuttuğunu anlatan Gökce, “İnsan önce zamandan kopuyor, sonra sesten, renkten ve kokudan kopuyor. Cezaevi size ‘yoksun, hiçsin’ diyor. Kendimi kaybetmemek için her gün yazdım. Yazmak benim hayatta kalma çabamdı” dedi.
Gökce, “30 yıllık emeğime, kariyerime ve kamu hizmeti anlayışıma ağır hakaret olarak gördüğüm tüm suçlamaları reddediyorum” diyerek, tahliyesini ve beraatini talep etti.
Cezaevinde yaşadığı koşulları anlatan Buğra Gökce, özgürlüğün kaybının yalnızca fiziki değil, insani mahrumiyetler de yarattığını söyledi. Buğra Gökce, “Belki bugüne kadar söylemedim ama tam 15 aydır bir tost bile yiyemedim. Dışarıda sıradan görünen şeyler içeride olağanüstü bir nimet haline geliyor. Her lokmayı tek başımıza yedik. Oysa tek başına yemek yemek, gerçek anlamda yemek yemek olmuyor” diye konuştu.
Cezaevinde yazdığı kitabın üç ay içinde dört baskı yaptığını belirten Gökce, kitabı “cezaevinde yaşananlara tanıklık eden bir metin” olarak tanımladı.
“CEZAEVİNDE EVLENDİK AMA FOTOĞRAFLARIMIZI VERMİYORLAR”
Savunmasında cezaevinde evlenmesine de değinen Gökce, 28 Mayıs 2025’te eşi Filiz Gökce ile cezaevinde nikah kıydıklarını ancak nikah sırasında çekilen fotoğrafların kendilerine teslim edilmediğini belirtti. Buğra Gökce, “Bugün teknoloji çağında yaşamamıza rağmen nikah fotoğrafı olmayan iki çift var. Biri biziz, diğeri Gürkan Akgün ve eşi. Fotoğraflar çekildi ama bize verilmiyor” dedi.
Açık görüşlerde çekilen aile fotoğraflarının da teslim edilmediğini ifade eden Gökce, “Başka dosyalardan yargılanan mahkumlara fotoğraflar verilirken bize verilmemesi ister istemez ‘Acaba bize farklı hukuk mu uygulanıyor?’ sorusunu sorduruyor” diye konuştu.
“BİZDEN ÇOK AİLELERİMİZ CEZALANDIRILDI”
Tutukluluk sürecinin yalnızca kendilerini değil ailelerini de etkilediğini vurgulayan Gökce, cezaevinde çocuklarının doğumuna tanıklık edemeyen, özel gereksinimli evlatlarından uzak kalan ya da çocuk sahibi olma planlarını erteleyen tutuklular bulunduğunu anlattı, “Henüz hakkımızda hüküm verilmemişken peşinen cezalandırılma hissi insan ruhunda çok derin yaralar açıyor. Bu süreç bizden çok ailelerimizi cezalandırdı” dedi.
Meslek yaşamı boyunca Ankara, İzmir ve İstanbul’un planlama süreçlerinde görev yaptığını hatırlatan Gökce, şehir plancısı olarak rant üretme imkanına sahip olmasına rağmen bunu hiçbir zaman tercih etmediğini söyledi. Gökce, “Ankara’nın, İzmir’in ve İstanbul’un gelecekte değer kazanacak bölgelerini herkesten önce bilebilecek konumdaydım. İsteseydim imar rantından zenginleşebilirdim. Ama bunu etik bulmadım. Böyle bir insanın, hiçbir menfaat sağlamadığı ihaleler üzerinden dolandırıcılık ve fesatla suçlanması hayat hikâyemle bağdaşmaz” ifadelerini kullandı.
“BİLDİĞİM TEK ÖRGÜT TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ’DİR”
Suç örgütü üyeliği suçlamalarına da yanıt veren Gökce, “Benim bildiğim tek örgüt Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve onun kurumsal yapılarıdır. Bunun dışında hiçbir yapının parçası olmadım. Namusumu tek bir kişinin bile ağzına almasına müsaade etmem. Gücümü kamusal alanların korunmasından alırım, şahsi çıkarlarım için kullanmam” şeklinde konuştu.
Alman Tarihçi Hannah Arendt’in, “kötülüğün sıradanlaşması” kavramını hatırlatan Buğra Gökce, “Kamu görevlilerinin ’emirleri uyguladım’ diyerek sorumluluktan kaçamayacağını belirterek, “Bizim ihtiyacımız olan kötülüğün değil, hukukun üstünlüğünün sıradanlaşmasıdır. Hukuka uygun davranmanın olağan hale geldiği bir düzen kurmak zorundayız” ifadelerini kullandı.
“HAKLIYI GÜÇLÜ KILACAK OLAN SİZSİNİZ”
Savunmasında Amin Maalouf, Aleksandr Soljenitsin, George Orwell ve Kınalızade Ali Efendi gibi isimlerden de alıntılar yapan Gökce, hukukun üstünlüğünün toplumsal barışın temel şartı olduğunu vurgulayarak, “Haklıyı güçlü kılacak olan sizlersiniz. Güçlünün daha fazla tahakküm etmesine müsaade etmeyin” diye konuştu.
Buğra Gökce, tutuklanmasına gerekçe gösterilen MASAK raporları, HTS kayıtları ve gizli tanık beyanlarının kendisi açısından herhangi bir suç unsuru içermediğini, sonradan hazırlanan bilirkişi raporlarıyla rutin belediye işlemlerinin suç haline getirilmeye çalışıldığını öne sürerek, “Tek kuruş usulsüz para hareketi bulunamayan, hakkında bir müşteki ya da tanık olmayan bir insan olarak 15 aydır özgürlüğümden mahrum bırakılıyorum. Yazıktır, günahtır, ayıptır” ifadelerini kullandı.
“HEMEN ŞİMDİ TAHLİYE TALEP EDİYORUM”
Savunmasının sonunda tüm suçlamaları reddeden Gökce, “Hayatımın hiçbir döneminde böyle bir ilişkinin içinde olmadım. Kamu yararının peşinde yaşadım, öyle yaşamaya devam edeceğim” dedi. Buğra Gökce, yaklaşık 15 aylık tutukluluğun sona erdirilmesini isteyerek, “Aleyhime eylemlere yansımış tek bir ifade yok. Mal varlığımda artış yok. Kaçma ihtimalim yok. Bu nedenle hemen şimdi tahliye talep ediyorum” diye konuştu.
Duruşmada, Buğra Gökce’nin çapraz sorgusu yapılacak.
(BİTTİ)
