CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Yunanistan’a “Bir gece ansızın gelebiliriz” diyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a, “Şimdi gündem ekonomi ya millet perişan vaziyette ya oturuyor, ‘vay ben gelirim, bak bir gece gelirim, yok yarın sabah gelirim’. E sana davetiye mi göndersinler ya, ‘beyefendi buyur gel’ diye. Yüreğin yetiyorsa, cesaretin varsa gidersin kardeşim. Bizim palavra ile işimiz yok. Devlet böyle yönetilmez” diyerek tepki gösterdi.
Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin bu haftaki grup toplantısını bugün Sakarya’da yaptı. Sakaryalı fındık üreticileri, Kılıçdaroğlu’na üzerinde altı ok bulunan fındık ağacı hediye etti. Kılıçdaroğlu, toplantıda şunları söyledi:
“Bugün 13 Eylül, Sakarya Meydan Muharebesi’nin 101’inci yılı. 101 yıl önce bu topraklarda bayrağımız ve vatanımız için 22 gün, 22 gece bir savaşı yaşadık. Bu savaş, bizim kurtuluş mücadelemizin en önemli savaşlarından biriydi. 22 gün, 22 gece bir mücadele verildi ve düşman püskürtüldü. Arkasından, 9 Eylül’e kadar bir safhayı hep birlikte, o dönem gazi ve şehitlerimiz yaşadılar. Sakarya Meydan Savaşı’nın milli kurtuluş tarihi açısından önemi, bunun kilit bir savaş olmasıydı. Başarmak zorunda olduğumuz bir savaştı ve bu savaş başarıldı. O nedenle bu topraklarda yaşayan şehitlerimiz, kanlarını döken şehitlerimiz, gazilerimiz, onlara çok şey borçluyuz. Onlara minnet duyuyoruz. Onlar, bize güzel bir ülke bıraktılar. Huzur içinde yaşayalım diye, birisinin gölgesi üstümüze düşmesin diye, bir gölge düşecekse o gölge al bayrağımızın gölgesi olmalıydı, bunun mücadelesini verdiler onlar.
AHİLİK HAFTASINI KUTLADI
Aynı zamanda bugün Ahilik Haftası’nın birinci günü. Ahi Evran, Horasan’dan geldi Anadolu’ya. Horasan erenlerindendir. Anadolu aydınlanmasını sağladılar, Anadolu Erenleri. Onlar, bize iyiliği, kin tutmamayı, sevgiyi öğrettiler. Çalışmayı öğrettiler, alın terinin ne kadar değerli olduğunu öğrettiler. Bugün esnaf ve zanaatkarlarımızın piri, Ahi Evran’dır. Ahi Evran’ı da rahmetle analım. Esnafımızın, zanaatkarımızın alın terinin karşılığının verileceği bir Türkiye umudu ile sözlerime başlamış olayım.
HAVAİ FİŞEK FABRİKASI MAĞDURLARININ ADALET TALEBİ
Havai fişek fabrikasında mağdur olan ailelerin yanına gittim. O fabrikada çalışan yedi kişi hayatın kaybetti, 128 kişi yaralandı. Onlar adalet istiyorlardı. Ama bu kardeşiniz ve CHP, kim adalet istiyorsa hep onun yanında olduk. Kimliğine, inancına bakmadık. Yaşam tarzına bakmadık. Bir mağduriyet varsa onun yanında durma felsefesini bize Gazi Mustafa Kemal Atatürk öğretti. O nedenle onların yanına gittik. Olay iki yıl önce oldu. Sahipleri kendilerini daha güçlü hissediyorlardı, ‘istediğimiz kararı aldırtırız’ diyorlardı, baskılar kuruyorlardı. Ama bizim milletvekili arkadaşlarımız, gönüllü avukatlar, bu haksızlık karşısında susmadılar, onlara sahip çıktılar ve sahip çıkmaya da devam ediyoruz. Orada sabahleyin ailelerden bazıları konuştu. Halen haksızlıklardan bazılarının giderildiğini düşünmüyorlar, halen haklarının teslim edilmesi gerektiğini düşünüyorlar. Şunu söyledim; devlet dediğiniz kurum, adalet üzerine inşa edilir. Devletin dini adalettir. Adaletin olmadığı yerde devlet olmaz, saygınlığı olmaz. Burada hoşgörü, sevgi olmaz. Mutlaka adalet olmalıdır.
O insanlar hâlâ diyor ki ‘Adalet gelmedi’. Fabrikanın denetiminin yapılması lazım. Mahkeme tutanakları var. O tutanaklarda itiraflar var, ‘Denetim yapılmadı, denetimi yapmayan kimse onlardan hesap sorulmalıdır’ diye. Bugüne kadar tek bir kişi dahi yargının önüne ‘denetim yapmadınız’ diye çıkarılmadı. Buradan Adapazarlılara sözüm var. Bu kardeşiniz, nerede haksızlık varsa o haksızlığın karşısında dimdik duracaktır. Kim adalet istiyorsa adalet isteyenlerin yanında olacaktır. Ailelere söyledim; hiç meraklanmayın, sonuna kadar yanınızdayız. Denetimi yapmayanlar, siyasi otoriteden talimat alıp denetimden kaçanlar, hepsinin burnunda, Allah nasip eder iktidar olduğumuzda fitil fitil getireceğim. Hiç kimse endişe etmesin.
Sakarya deyince aklımıza spor da gelir, sporsuz Sakarya düşünmek mümkün değildir. Sakaryaspor, büyük başarılara imza attı. Sapanca Gençlik Spor o da büyük başarılara imza attı. Hiç endişem yok. Sakaryaspor’un yeri Süper Lig’dir. İnşallah orada göreceğiz.
Evliye Çelebi, Sakarya’yı ‘ağaç denizi’ olarak tanımlar. ‘Her taraf ağaç, toprak bile görünmüyor’. Burada gezerken Sakarya’yı ‘ağaç denizi’ olarak tanımlamış, kendi anılarına böyle yazmıştır. Ağacın olduğu yerde huzur, bereket, hayat vardır. Ağacın olduğu yerde insanlar dinlenirler, çalışırlar, alın teri dökerler, alın terinin karşılığını alırlar. Sakaryalı da çalışkandır, üretir. Toprağı ile barışıktır, insanı ile barışıktır. Buraya gelmeden önce yerli kültürle ilgili bir derneği ziyaret ettim. ‘Kendi kültürümüzü yaşatmaya çalışıyoruz’ dedi. Çok sayıda farklı kültürlerden gelen Sakaryalı kardeşlerim var. Sakarya’da tamamı barış içinde yaşıyorlar, huzur içinde yaşıyorlar, birbirlerine saygı duyuyorlar. Kültürlerini kavga değil, zenginlik nedeni olarak görüyorlar. O nedenle bütün Türkiye’nin, yeri gelirse Sakaryalıları örnek alması lazım bu konuda.
Üreten, çalışan, alın teri döken Sakarya. Sakarya, ayva üretiminde Türkiye birincisi. Fındık üretiminde Türkiye üçüncüsü. Bal kabağı üretiminde Türkiye dördüncüsü. Mısır üretiminde Türkiye yedincisi. Sakarya, aynı zamanda tarım, sanayi, üniversite, kültür kenti. Sakarya’ya böyle bakmak lazım. Sakarya, aynı zamanda Milli Kurtuluş Savaşı sırasında en kanlı mücadelenin verildiği bir kenttir.
“ALTILI MASA’NIN TAAHHÜDÜDÜR; ÜRETTİĞİNİZİN KARŞILIĞINI ALACAKSINIZ”
Şimdi, bu kadar bereketli topraklar üzerinde kurulu bir Sakarya ve o bereketli toprakları işleyen, alın terini döken Sakaryalılar var. Sakaryalılar memnun mu? Ayvayı satacak yer yok. Var ama ayvayı kime satacak? Yer yok. Devlet sahip çıkmıyor. Allah nasip eder, iktidar olduğumuzda çiftçi şunu görecek. Ürettiğiniz her ürünün karşılığını alacaksınız. Altılı Masa’nın taahhüdüdür bu.
“SEYRETMEM, YAKALARIM, HESAP SORARIM”
Fındık üretiminde Türkiye üçüncüsü. Fındığı tekellere teslim ettiler. Ferrero diye bir İtalyan şirketi geldi, fındık bahçeleri satın alıyor, fındık taban fiyatını belirliyor. Yani tekel konumunda. Tekelleri kırmak, bu kardeşinizin görevidir. Hiçbir tekel çiftçinin, fındık üreticisinin alın terini sömürmeyecektir; nokta. Sömürtmem, kazanacaksa bizim çiftçi kazanacak. Dışarıdan geleceksin, burada fındık bahçeleri satın alacaksın, fabrikalar kuracaksın, taban fiyatı belirleyeceksin, çiftçinin alın terini sömüreceksin, bunu da Bay Kemal seyredecek. Yemezler. Seyretmem, yakalarım, hesabını sorarım.
“FİSKOBİRLİK FINDIK ÜRETİCİSİNİN KARA GÜN DOSTU OLACAK”
Niye söylüyorum? Fındık sanayiinin toplam cirosu 120 milyar dolar civarında. 120 milyar dolarlık bir ciro var. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin buradan aldığı para, 2,5 milyar dolar. 120 milyar dolar, 2,5 milyar dolar. Bu, iş mi Allah aşkına. Üstelik fındıkta dünya birincisiyiz. Hem dünya birincisi olacaksın hem fındığı üreteceksin hem başkaları kazanacak. Sana, bir parmak bal ağzına çalacaklar. Fındığı tekellerden kurtaracak, fındık üreticisine hakkını vereceğiz. Fiskobirlik’i yeniden ayağa kaldıracağız, fındık üreticisinin kara gün dostu olacak.
Asla çiftçinin zarar edeceğiz bir modele izin vermeyeceğiz. Ziraat odaları, tarım birlikleri, dernekler, esnaf kefalet, tarım kredi kooperatifleri… İster buğday ister çay ister arpa ister mercimek ister yulaf, ne üretiyorsan formülümüz gayet açık ve net; ne üretiyorsan, maliyet artı makul kâr, eşittir taban fiyat olacak. Bütün çiftçi kardeşlerimin bu formülü ezberlemesini isterim. Hiçbir çiftçi, ektiği ürün dolayısıyla asla ve asla bu topraklarda zarar etmeyecek.
Adam yata biniyor, krallar gibi geziyor, keyfine bakıyor, koy koy geziyor, deniz deniz geziyor; mazot, ÖTV ve KDV’siz. Çiftçi hem ÖTV hem de KDV’yi ödesin. Bunu yer mi Kılıçdaroğlu, bunu da yemeyiz. Çiftçiye de mazotu ÖTV ve KDV’siz vereceksin. Çiftçi traktöre binip turistik gezmeye mi gidiyor, eğlenmeye mi gidiyor? Hayır. Sabahın köründe tarlaya gidecek ya üretecek bu insan. Hadi şehirde mazota zam geldi, arabaya binmezsiniz. Çiftçi ne yapacak? Tarlayı ekmezse aç kalacak. Kırmızı mazot; unutmayın, kırmızı mazot uygulaması getireceğiz. Çiftçiye ÖTV ve KDV’siz vereceğiz.
Tarım Kanunu’nun 21’inci maddesi… TBMM, bu milletin çalışanına sahip çıktı. 2006’da bir Tarım Kanunu çıktı, 21’inci maddesi diyor ki ‘Her yıl milli gelirin en az yüzde 1’i oranında çiftçiye destek verilir’. Bugüne kadar hiçbir şekilde yüzde 1 oranda destek verilmedi, en son binde sekize düşmüş durumda. Bunu yapacağız. Yüzde 1’i koyacağız. Ziraat Odaları Birliği Başkanı’nı davet edeceğiz; ‘gel kardeşim, bütçede yüzde 1 var mı, yok mu? Bu para yerinde harcandı mı, harcanmadı mı?’ Hesap vereceğiz. Çiftçi kuruluşlarına vereceğiz. Ne için? Çünkü bir kanun çıkmışsa kanunu önce biz uygulayacağız. Başkaları değil.
Çiftçi ve esnaf kardeşlerim bizi dinlesinler. Allah nasip eder, Millet İttifakı iktidar olduğumuzda, ilk bir hafta içinde çiftçilerin ve esnafın ister bankalardan ister esnaf kefalet kooperatifi ister tarım kredi kooperatifinden aldıkları kredilerin faizini sileceğiz.
Onlar kalkıp çetelerin faizlerini siliyorlar ya onlar üretiyor mu kardeşim? Esnaf, çiftçi zaten perişan. Pandemi dönemi geçirdi, zaten kredi vermişsin. Dükkan aylarca kapalı kaldı, ticaret yapamadı. Bankadan kredi verdin, faiziyle veriyorsun. Elin oğlu faizsiz veriyor, sen faizli veriyorsun. Tamamını sileceğim, hiç meraklanmayın. Kimin sırtına yıkacağız? Hiç endişe etmeyin, o Beşli Çetelerin sırtına yıkacağım.
Geliyor, çiftçi borcunu ödeyemedi. Sakarya’da bazı yerlerde ciddi sorunlar oldu. Hatta belli köylerin tamamının gayrimenkul ve traktörlerine haciz uygulanmıştı. Onları kaldırdık. Ama bunu politik bir malzeme konusu da yapmadık. Çiftçinin, üreticinin traktörü, hayvanı, bunlar kesinlikle haczedilmeyecek. Bu konuda kanun açık, net bir hüküm koyacağız. Bakın, kırsalda çalışan kadınlar ve gençler kırsalda çalıştığı sürece sosyal güvenlik primini devlet olarak biz ödeyeceğiz.
(Gençlerin ‘Umudun Lideri’ yazılı pankart açması üzerine) Bu ülkenin kaderini değiştirecek olanlar sizlersiniz. 7,5 milyon genç, ilk kez sandığa gidecek ve oy kullanacak. 7,5 milyon genç, bu ülkeye demokrasiyi mutlaka ve mutlaka getirecek. Ayrıca şunu da söyleyeyim. Sizin bütün hayalleriniz, benim hedefim olacaktır. O hedefi gerçekleştireceğim.
Adalet, soylu bir kavramdır. Devletin dini adalettir, adaleti savunmak zorundayız. Kim haksızlığa uğruyorsa onun yanında olmak zorundayız. Adaletsizliğe uğrayan kişinin inancı, kişiliği, yaşam tarzı değil, insan olarak bakmamız ve onu çözmemiz lazım. Onun hakkını ve hukukunu sağlamamız lazım.
“EYT SORUNU ÇÖZÜLECEK”
EYT’liler, hiç meraklanmayın. Sizin sorununuzu dile getirdim. Yıllardır dile getiriyorum. ‘Çözeceğiz’ dediler, ben de bekliyorum. Bakayım nasıl çözecekler. Çözmezlerse anahtarı bize vereceksiniz. Çözeceğim, kimseyi mağdur etmeden çözeceğim.
Neden EYT var? Neden sayısı giderek artıyor? İşin özeti şu; kişi emekli oluncaya kadar, emeklilik hakkını alıyor ama aylık alamıyor, aylık alabilmesi için belli bir yaş limitini doldurması lazım ama o yaşa kadar çalışırsa aldığı aylık düşüyor. Bunun adına da ‘reform’ dediler. Yani kim fazla prim ödüyorsa daha az aylık alıyor. Daha az prim öderseniz daha yüksek aylık alıyorsunuz. Böyle bir garabet dünyada hiç yaşanmadı. O nedenle EYT’li, çalışmak istese de çalışmak istemiyor. Nedeni, çünkü çalışıp prim öderse emekli aylığı düşecek. Böyle bir garip durum. Onu çözeceğim, hiç meraklanmayın.
‘Sakarya aynı zamanda üniversite kentidir’ dedik. Üniversite demek, gençlerin gelip üniversitelerde okumaları demek. Onlar, kendi ülkeleri için bilgi sahibi olacak, beceri sahibi olacak. Yetişecekler ve Türkiye’ye hizmet edecekler. Ama sınava girip kazanan geliyor; ‘acaba nerede kalacağım, yurdum yok, nerede kalacağım?’ Bu da ciddi bir sorun olarak önümüzde duruyor. 20 yılda çözemediler. Söz veriyorum, Sakarya’dan bütün Türkiye’ye söz veriyorum. Yapamadılar 20 yılda, bir yılda bütün yurt sorununu çözeceğiz. Birer, üçer kişilik odalar, geniş bant internet erişimi, sıcak ve soğuk suyu olacak. Çalışma yerleri olacak ve gençler üniversiteyi kazandıklarında hiçbir anne ve baba ‘oğlum, kızım nerede kalacak’ diye bir endişe duymayacak. Çünkü biz halkı, insanı düşünüyoruz. Onların daha iyi şartlarda okumalarını istiyoruz.
“TANK PALET VE ASKERİ HASTANELER ORDUYA VERİLECEK”
Tank Palet vatandır, ‘satılmaz’ diye asmışsınız oraya, ‘Tank Palet bizimdir, bizim kalacak’ diye. 20 milyar dolarlık bir yatırımdır Tank Palet. Büyük bir üretim üssüdür. Biz, o Tank Palet Fabrikası’nda beş model tank ürettik. Beş model tankın deneme atışları yapıldı, beş model tank da başarılı oldu. Denemenin yapıldığı yer Ankara’dır. HAVELSAN, ASELSAN, MKE gibi kurumlar, bu tankların yapımına her türlü desteği verdiler. İş bölümü yaptılar. Tank ürettik ya birisinin hoşuna gitmedi. Tank Palet Fabrikası’nı aldı, Ethem Sancak’a verdi. Ethem Sancak tank üretir mi? Hayatında tank da görmemiştir. Ethem Sancak dedi ki ‘Ben yaparım ama benim param yok’. ‘Para nerede?’ ‘Katar’da.’ ‘E Katar’ı da ortak edin.’ Peki Katar tank üretiyor mu? Katar da tank üretmiyor. Buradan açık ve net söylüyorum. Bir hafta içinde, Allah nasip eder iktidar olduğumuzda, o Tank Palet Fabrikası’nı alacağım, şanlı ordumuza aynen iade edeceğim. Eğer siz en önemli merkezinizi, en önemli fabrikanızı bu hale getirirseniz bunun vatanseverlikle ilgisi yoktur. Üretmişler, beş model üretmişler. Hatta tank fabrikasını kurmak için de ayrı bir şirket kuruldu. Bu da yapıldı ama ‘bunların hiçbirisi olmasın’ dediler. Alacağız, alacağız ve iade edeceğiz. Dünyada askeri hastanesi olmayan tek ordu, Türk ordusu. Bizim askeri hastanelerimiz yok. 15 Temmuz’dan sonra hepsini aldılar. GATA’yı da aldılar. O nedenle yaralananların hepsi, hastaneye yetişene kadar çoğu şehit oluyor. Allah nasip eder, iktidar olduğumuzda, o GATA’yı da bütün askeri hastaneleri de alacağız, şanlı ordumuza teslim edeceğiz.
“KİM MİLLİYETÇİ”
Kim milliyetçi, kim vatansever? Tank Palet Fabrikası’na sahip çıkan mı, askeri hastanelere ve kendi ordusuna sahip çıkan mı milliyetçilidir? Evet, biziz milliyetçi. Bizim milliyetçiliğimiz sorgulanamaz. Biz, Mustafa Kemal’in, Ecevit’in yolundan gidiyoruz. Bizim milliyetçiliğimizi soracak olursanız, Akdeniz’in sularına CHP’nin milliyetçiliğini yazdık biz. Beşparmak Dağları’na gideceksiniz, Kıbrıs’a. Beşparmak’ta bizim milliyetçiliğimizi göreceksiniz. Biz, bunlar gibi değiliz. Öyle yok, ‘Efendim ben geliyorum, ben geleceğim, bir sabah geleceğim’. Rahmetli Ecevit ne dedi? Asker gitti, çıkarmayı yaptı, Başbakanlık’ın kapısına geldi, ‘Ordumu şu anda Kıbrıs’tadır’ dedi, bitti.
O adalar işgal edildiğinde elli sefer söyledim. Lozan Anlaşması’na aykırı işgal yapılıyor. Tık çıkmadı, tık. Şimdi gündem ekonomi ya millet perişan vaziyette ya oturuyor, ‘vay ben gelirim, bak bir gece gelirim, yok yarın sabah gelirim’. E sana davetiye mi göndersinler ya ‘beyefendi buyur gel’ diye. Yüreğin yetiyorsa, cesaretin varsa gidersin kardeşim. Bizim palavra ile işimiz yok. Devlet böyle yönetilmez. Devlet akıl ile yönetilir.
Doğu Akdeniz’de Gazprom’u kurdurttu. Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi, İsrail, Filistin, Mısır var, herkes var. Türkiye ile KKTC yok, niye yok? Doğu Akdeniz’in bir tarafında biz varız, öbür tarafında da Mısır var. İki büyük devlet var. Niye kavga ettik biz Mısır ile? Hangi gerekçe ile kavga ettik? Bana bir Allah’ın kulu çıkıp cevap verebilir mi? Devleti yönetemiyorlar. Yönetemedikleri için memleket bu hale geldi.
Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir hükümet, kendi toprağından kaçtı, kendi bayrağını indirdi ve Süleyman Şah Türbesi’ni kaçırdı. Şimdi bana dönüp ‘Biz milliyetçiyiz, siz değilsiniz’ diyorlar. Allah aşkına, akıl var mı bunlarda? Biz olsak ne olurdu? Süleyman Şah Türbesi orada kalır, bayrağımız orada dalgalanırdı, gerekirse hepimiz canımızı verirdik. Bu millete sözümdür; Allah nasip eder, iktidar olduğumuzda, ilk bir hafta içinde ne pahasına olursa olsun Süleyman Şah Türbesi toprağımıza gidecek ve bayrağımız orada yeniden dalgalanacak.
“KIRMIZI ÇİZGİMİZ”
Nerede olursa olsun, bayrağı ve vatanı ile sorunu olmayan herkesin başımızın üstünde yeri var. Bizim iki kırmızı çizgimiz var: Bayrağımız ve vatanımız. Bu konuda her CHP’li duyarlı olmak zorundadır. Görüşler, kimlikler, inançlar farklı olabilir. Sizin göreviniz, onlara saygı duymaktır. Siyasetin konusu; kişinin çocuğu işsizse ona iş buldun mu, bulmadın mı? Memleketin durumu iyi midir, kötü müdür? Enflasyon iyiye gidiyor mu, gitmiyor mu? Siyasetin konusu budur. Siyasetin konusunu bu noktaya indirgersek her şeyi güzel yapacağız, birlikte yapacağız.
Altı lider bir aradayız. Ayrı parti olduğumuzu sizler de ben de biliyorum ama altı partinin saygı değer liderleri, demokrasi konusunda anlaştık. Türkiye’nin huzuru ve üretmesi gerektiği konusunda anlaştık. Türkiye’de liyakatin olması gerektiği konusunda anlaştık. Herkesin kimliği, inancı, yaşam tarzına saygı konusunda anlaştık. Her birimiz, tek tek Türkiye Cumhuriyeti’nin bozulan çarklarını yeniden onaracağız ve o çarklar bir saat gibi çalışacak.
“ALTI LİDER İMZAYI BASIYOR”
Özel bir amaç yok, amaç Türkiye’yi büyütmek. Huzuru getirmek. Zaman zaman sorarlar, ‘Efendim, ne oluyor? Altında başka parti var mı, üstünde başka parti var mı?’ Bunların tamamı, açık ve net söylüyorum safsata. Her birimiz oradayız, birlikteyiz. Mücadeleyi veriyoruz. Oturuyor, konuşuyoruz. Neyi nasıl yapacağımız yazıyor, çözüyoruz. Altı lider altına imzayı basıyor ve kamuoyuna paylaşıyoruz. Yani birilerinin yaptığı gibi değil. Biz, memleketimizi seviyoruz ve memleketimizde huzurun olmasını istiyoruz.
Arkadaşımız Şanlıurfa’ya gitti ve yerleri tespit etti. Engel çıkarmazlarsa GES projesini hayata geçireceğiz. Şanlıurfa’dan başlayarak çiftçiye elektriği bedavaya vereceğiz. Düz bir arazi, Sakarya’da raylı sistem yok. Niye yok, olması lazım. Büyütülmesi, gelişmesi, diğer sistemlerle de entegre edilmesi lazım. Sakaryalılara şunu söyleyeyim; bir milletvekilimiz var. Onu kürsüde zaten görüyorsunuz, çalışıyor. Ama bir milletvekili bize yetmiyor. Bir milletvekili olmasının kabahati Sakaryalılarda mı, bizde mi? Açık ve net söyleyeyim; bizde. Gelmedik, sofranıza oturmadık, çayınızı içmedik. Ankara’da nutuk çektik, sonra da dedik ki ‘Niye bize oy vermiyorsunuz?’. Şimdi geliyoruz, derdinizi dinliyoruz. Sorunlarınızı nasıl çözeceğimizi anlatıyoruz. Bize destek olun ve bize katılın. Bize katılın ki Türkiye aydınlığa çıksın, Tank Palet Fabrikası’nı orduya verelim, askeri hastaneleri şanlı ordumuza teslim edelim.”








KILIÇDAROĞLU: “AHİ EVRAN’I, DOSTLUĞU, BARIŞI, BERABER YAŞAMAYI UNUTTURDULAR BİZE”
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Sakarya’da yurttaşlara; ” Ben diğer siyasetçiler gibi değilim. Benim saraylara falan ihtiyacım yok. Mütevazı halk gibi yaşarım ben. Benim siyaset anlayışımda siyasetçi değil, bu ülkenin esnafı, çiftçisi, balıkçısı, apartman görevlisi, emeklisi, işçisi, herkes kazanacak. Kaybeden asla olmayacak. Bu ülkenin çiftçisi alın teri döküyor. Çiftçiyi toprağa küstürmeyeceksiniz. Benim hedefim, amacım bu. Bunu gerçekleştirmek için de en büyük güvencem sizsiniz. Başka kimse değil” diye seslendi. Ahi Evran Haftası’na girildiğini hatırlatan Kılıçdaroğlu, “Ahi Evran, dostluk, barış, huzur içinde yaşamak, ahlak, komşusu açken tok yatan bizden değildir demektir. Ahi Evran, dayanışma demektir. Dayanışma kültürü demektir. Buradaki esnaf kazandı, yandaki esnaf siftah etmezse buradaki esnaf diyor ki önce onun da siftah etmesi lazım. O nedenle dayanışma demektir. Ahi Evran’ı, dostluğu unutturdular bize. Barışı, beraber yaşamayı unutturdular bize” dedi.
CHP Lideri Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısını yapmak üzere bugün Sakarya’ya geldi. İlk olarak Hendek’te havai fişek fabrikasında iki yıl önce yaşanan patlamada yaşamını yitiren işçilerin aileleriyle bir araya gelen Kılıçdaroğlu, daha sonra Sakarya Yerel Kültür Derneği’ni ziyaret etti.
Grup Toplantısı’nın ardından esnafı ziyaret eden Kılıçdaroğlu, caddede kendisini bekleyen Sakaryalılar’a seslendi. Kılıçdaroğlu konuşmasında barış, dayanışma, helalleşme vurgusu yaptı.
Kılıçdaroğlu’nun konuşması şöyle:
“SİYASET, TÜRKİYE’NİN DÜNYADA SAYGINLIK KAZANMASI İÇİN YAPILIR: Siyaset, ahlak üzerine yapılır. Siyaset, inanarak yapılır. Siyaset, vatandaş için yapılır. Siyaset, hiçbir çocuğun yatağa aç girmeyeceği güzel bir Türkiye için yapılır. Siyaset, ülkenin onuru üzerine inşa edilir. Siyaset, barış üzerine yapılır. Siyaset, Türkiye’nin dünyada saygınlık kazanması için yapılır. Siyasetin gereği budur, siyasetçi de bunun için görev yapar.
EN BÜYÜK GÜVENCEM SİZSİNİZ: Ben diğer siyasetçiler gibi değilim. Benim saraylara falan ihtiyacım yok. Mütevazı halk gibi yaşarım ben. Benim siyaset anlayışımda siyasetçi değil, bu ülkenin esnafı, çiftçisi, balıkçısı, apartman görevlisi, emeklisi, işçisi, herkes kazanacak. Kaybeden asla olmayacak. Bu ülkenin çiftçisi alın teri döküyor. Çiftçiyi toprağa küstürmeyeceksiniz. Benim hedefim, amacım bu. Bunu gerçekleştirmek için de en büyük güvencem sizsiniz. Başka kimse değil.
BEŞLİ ÇETEYE DEĞİL, MİLLETE VERECEĞİM: Allah’ın izniyle iktidar olduğumuzda göreceksiniz. Bu ülkede barışı, huzuru, kalkınmayı, işsizlikle nasıl mücadele edilir göreceksiniz. Bu ülkede esnaf, çiftçi, balıkçı, taksici nasıl kazanıyor göreceksiniz. Beşli çeteye değil, millete vereceğim. Araya adam koyuyorlar, olur ya Kılıçdaroğlu gelirse ne yapar… Kılıçdaroğlu gelirse adaletsizlik yapmaz. Oy verir, vermez ayrı. Herkesin benim başımın üstünde yeri var. Ama kim haksızlığa uğradıysa kusura bakmasın hesabını sorarım.
ESNAF DA ÇİFTÇİ DE HUZUR İÇİNDE OLACAK: Umudum sizsiniz. Türkiye’nin geleceğini belirleyecek olan sizsiniz. Halka hesap veren siyasetçiye ihtiyacımız var. Bakın hepiniz vergi ödüyorsunuz, esnaf da vergi ödüyor. Esnaf kardeşlerim de duysunlar, iktidar olacağız, Allah nasip ederse sizlerin oylarıyla esnafın bankalardan, Esnaf Kefalet Kooperatifi’nden; çiftçilerin, balıkçıların bankalardan, Tarım Kredi Kooperatifi’nden aldıkları borçların faizlerini bir hafta içinde tamamını sileceğim. Esnaf da çiftçi de huzur içinde olacak. Onlar kazanacak.
AHİ EVRAN’I, DOSTLUĞU UNUTTURDULAR BİZE: Esnaf orta direk, orta direği yok ettiler. Bu hafta Ahi Evran Haftası. Ahi Evran, dostluk, barış, huzur içinde yaşamak, ahlak, komşusu açken tok yatan bizden değildir demektir. Ahi Evran, dayanışma demektir. Dayanışma kültürü demektir. Buradaki esnaf kazandı, yandaki esnaf siftah etmezse buradaki esnaf diyor ki önce onun da siftah etmesi lazım. O nedenle dayanışma demektir. Ahi Evran’ı, dostluğu unutturdular bize. Barışı, beraber yaşamayı unutturdular bize.
HEPİMİZ HELALLEŞECEĞİZ; HEPİMİZ BERABER, BİRLİKTE YAŞAYACAĞIZ: Öyle bir noktaya taşıdılar ki komşunun kimliği, inancı, yaşam tarzını sorgulamaya başladık. Ya bizim kültürümüzde, geleneğimizde, ahlakımızda komşu komşunun külüne muhtaçtır derdik. Niye unuttuk biz bu hasretlerimizi. Kazandıracağım. Ne yaparlarsa yapsınlar kazandıracağım. Bu ülkeyi barıştıracağım. Hepimiz helalleşeceğiz. Hepimiz beraber, birlikte yaşayacağız. Bizi ayırmak, bölmek isteyenlere karşı duracağız. Beraber, bir yürek duracağız. CHP olarak bizim iki kırmızı çizgimiz var. Vatanımız ve bayrağımız.”










Haber: MEHMET AKGÜN – Kamera: SADIK KARAKULOĞLU
KEMAL KILIÇDAROĞLU, HENDEK FACİASINDA YAŞAMINI YİTİRENLERİN AİLELERİ İLE BULUŞTU: “DEVLETİN YETKİLİLERİ SİZDEN HELALLİK İSTEMEK ZORUNDA”
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Sakarya’nın Hendek ilçesindeki havai fişek fabrikasında meydana gelen patlamada hayatını kaybeden işçilerin aileleri ile buluştu. Kılıçdaroğlu, “Ben eminim, adalet mutlaka yerini bulacaktır. Bu devletin yetkilileri gelip, sizin sofranıza oturup sizden helallik istemek zorundalar. Çünkü devleti yönetenlerin, kendilerine düşen görevi yapması lazım. Vatandaşa karşı görevini yapması lazım” dedi. Patlamada oğlu Halis Yılmaz’ı kaybeden Muammer Yılmaz, “Sorumlu müdür, oynayarak çıktı duruşmadan. Nasıl bir şey bu ya. Nasıl dayanayım ben buna? Adalet yerini bulsun. Biz, kimseden bir şey istemiyoruz. Benim gözümde şu anda devletin bütün kamu kurumları gerekli şekilde yargılanmadığı sürece yine arkasındayım. İster beni PKK’lı ister FETÖ’cü ilan etsinler, devlet şu an katildir benim gözümde” diye konuştu.
Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısı için bugün geldiği Sakarya’da, Hendek’teki Büyük Coşkunlar Havai Fişek Fabrikası’nda 3 Temmuz 2020 tarihinde meydana gelen patlamada yakınlarını kaybedenlerle bir araya geldi.
Adalet vurgusu yapan Kılıçdaroğlu, “Beni en çok üzen, canımı acıtan, olayın sıcaklığı dururken bir yemek verilmesi, sanki böyle bir şey olmamış gibi bir atmosferin yaratılması. Bu, doğru bir şey değil. Hepimiz insanız ya. Tamam eksiğin, kusurun olabilir ama ya en azından bekle ya. İnsanlar acılarını bir çeksinler. O da olmadı. Acımasız bir tablo çıktı ortaya. Bunun takipçisi olmak hepimizin görevi. İnsani olarak hepimizin görevi” dedi.
Yetkililerin faciada yaşamını yitirenlerin aileleriyle helalleşmesi gerektiğini belirten Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
“ADALETİN OLMADIĞI YERDE DÜNYA, KAİNAT OLMAZ: Mağduriyeti biliyorum, büyük bir mağduriyet. Büyük bir ihmal var, bunun da farkındayım. Çünkü ilk sefer olan bir patlama değil, yedinci sefer olan büyük bir patlama. İnsanlar hayatlarını kaybetti. Büyük bir dram yaşandı. Herkes 3-5 kuruş ekmek peşindeyken canını veriyorsa, o kaza olmasın diye gerekli tedbirlerin alınması gerekirken alınmıyorsa ortada büyük bir acı var demektir. Acıyı tamam sineye çekelim ama en azından adalet denilen bir kavram var. Bu adaletin de olması lazım. Adaletin olmadığı yerde dünya, kainat olmaz. Devletin dini adaletse adaletin bir şekliyle sağlanması lazım. Avukat arkadaşlar, sağ olsunlar, çalışıyorlar. Biz, milletvekili arkadaşlarımızı da olaydan hemen sonra görevlendirdik. Çünkü kişi adalet bekliyorsa ve kendisini güçlüler karşısında güçsüz hissediyorsa birilerinin ona destek vermesi lazım. Adalet için bu şart.
SİZDEN ÖZÜR DİLEMELERİ, SİZLERLE OTURUP HELALLEŞMELERİ LAZIM: Beni en çok üzen, canımı acıtan, olayın sıcaklığı dururken bir yemek verilmesi. Sanki böyle bir şey olmamış gibi bir atmosferin yaratılması. Bu, doğru bir şey değil. Hepimiz insanız ya. Tamam eksiğin, kusurun olabilir ama ya en azından bekle ya. İnsanlar acılarını bir çeksinler. O da olmadı. Acımasız bir tablo çıktı ortaya. Bunun takipçisi olmak hepimizin görevi. İnsani olarak hepimizin görevi. Bu acıyı telafi etmemiz lazım. Sizden özür dilemeleri, sizlerle oturup helalleşmeleri lazım. Böyle bir şey olmaz ya.
AİLENİN ACISI VARSA O ACIYI HEPİMİZİN PAYLAŞMASI LAZIM: Bütün bunlar yokmuş, olmamış gibi davranılması doğru bir şey değildir. Bir insan acı çekiyor ve biz onu hissetmiyorsak aslında o acı toplumu daha derinden sarsıyor. Bir vatandaşın, ailenin acısı varsa o acıyı hepimizin paylaşması lazım. Hepimiz biliriz yani, aynı apartmanda bir komşumuz vefat ederse televizyonu bile açmayız, saygı duyarız. Ona yemek götürürüz, acısını paylaşırız. Bu kadar büyük hasletimiz varken böyle bir tablo karşısında duyarsız davranılması hoş değil, doğru değil.
ADALET YERİNİ BULUNCAYA KADAR BİZ DE TAKİP EDECEĞİZ: Buraya geldim, beni kabul ettiniz, sağ olun. Sofranızda ağırladınız, sağ olun. Şundan emin olmanızı isterim; adalet yerini buluncaya kadar biz de takip edeceğiz. Milletvekili arkadaşlarımız takip edecekler. Avukat arkadaşlar zaten çalışıyorlar, takip ediyorlar. Sizin mahkeme sonrası feryatlarınızı duyduğum an, emin olun içim parçalandı. Ya insanlar, hele sizler kadınlar, adalet istiyorsunuz. Nasıl oluyor böyle. Zulmün olduğu yerde adalet olmaz, bu zulmü bitirmeniz lazım. Bunu yapacağız.
TOPLUM OLARAK BİZİM KUCAKLAŞMAYA İHTİYACIMIZ VAR: Zulmü de bitireceğiz, bu ülkeye adalet de gelecek. Hoşgörü gelecek. Toplum olarak bizim kucaklaşmaya ihtiyacımız var. O kadar çok kamplaştık, ayrıştık ki birbirimiz düşman olarak görmeye başladık. Bu memleket, hepimizin memleketi. Vatan, bayrak hepimizin. Oturur tartışabiliriz, anlaşamayabiliriz ama bu kavga nedeni olmamalı. Tartışmak; ‘daha doğru bir yol bulabilir miyiz’, bunun için tartışabiliriz. Dünya böyle yapıyor. Karamsar değilim, inşallah düzelir. Adalet yerini bulur.
SİZİNLE OTURUP KONUŞMALARI LAZIM: Ben eminim, adalet mutlaka yerini bulacaktır. Bu devletin yetkilileri gelip, sizin sofranıza oturup sizden helallik istemek zorundalar. Çünkü devleti yönetenlerin, kendilerine düşen görevi yapması lazım. Vatandaşa karşı görevini yapması lazım. O görev yerine geldiği zaman, elbette ölenleri geri getiremeyiz, Allah rahmet eylesin; evlatlar, acılar var, onlar herkesin yüreğinin bir yerinde duruyor ama ‘burada bir haksızlık, yanlışlık oldu; bir eksiğimiz, yanlışımız var, bunu telafi etmemiz lazım’ diye size gelmeleri lazım. Sizinle oturup konuşmaları lazım. İşin özeti bu.”
“BEN, ŞU AN ‘KANA KAN, CANA CAN’, BU DURUMA GELDİM”
Patlamada oğlu Halis Yılmaz’ı kaybeden Muammer Yılmaz, Kılıçdaroğlu’na, “Devlet yönetimi veya siyasi yönden en üst olarak bizleri dinlemeye geldiğiniz için herkese teşekkür ederiz. Benim çocuğum 26 yaşında. Siz, ‘Devlet yönetimi helallik istesin’ diyorsunuz. Ben, helal işini geçtim. Ben, şu an ‘kana kan, cana can’, bu duruma geldim. Bu adaletsiz düzelmediği sürece bu duruma geldim” dedi.
“SAKARYA EMNİYETİ’NDEN BİR POLİS GÖRSEM, DÜŞMAN GÖRMÜŞ GİBİ OLUYORUM”
Duruşmalarda yaşananları anımsatan Muammer Yılmaz, şöyle konuştu:
“Sanıkların ifadesi -zabıtlarda var bu, güneş balçıkla sıvanmaz-; ‘Ankara’dan denetlemeciler gelecekti, geldiği zaman bizi arıyordu, şu evrakları hazırlayın diyorlardı, biz hazırlıyorduk. Onları İzmit’ten alıp getiriyorduk, ayarlıyorduk, yediriyorduk, içiyorduk, gönderiyorduk’. Büyük patronun, küçük patronun ifadesinde var. Burada emniyet benim, şu an buradaki polis arkadaşlar kusura bakmasın, Sakarya Emniyeti bir numaralı düşmanım gibi şu an. Ben o duruma geldim, o kadar psikolojim bozuldu. Sakarya Emniyeti’nden bir polis görsem, düşman görmüş gibi oluyorum. Bunların hizmetinde çalışan, korumalığını yapan bütün polisler Sakarya Emniyeti’nde.
“İKİ TANE SAVCININ HUZURUNDA İFADE VEREN İKİ TANE YALANCI TANIK HAKKINDA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNMADI”
Patlama anında görevli, soruyoruz, ‘Ben onu bilmem, orayı bilmem’. Sen, koskoca fabrikanın güvenlik amirisin, fabrikanın A, B, C kapısını bilmez misin ya. Mahkeme heyeti, bunlar hakkında daha suç duyurusunda dahi bulunmadı. İki tane savcının huzurunda ifade veren iki tane yalancı tanık hakkında suç duyurusunda bulunmadı.
“300-500 TL MAAŞ ALMAK İÇİN O İMZAYI ATMAYACAKTI”
Bizim gözümüzün önündeki adamlara suç duyurusunda bulunulmuyor. Ruhsatsız binalar, kendileri söylüyor. ‘Risk arttı, riski azaltmak için biz bu binaları yaptık’ diyor sanıklardan biri. İş güvenliği uzmanı, sorumlu müdürler falan, 300-500 TL maaş almak için o imzayı atmayacaktı. Şu anki verilen cezalar, bize göre en alt seviyede verilecek cezalar. Daha yükselecek, yükselmesi lazım. Beni provokatör ettiler, şovmen ettiler, ‘Kes sesini lan’ dediler. 50 tane dava açsınlar. Bu istedikleri şey korkutmak, sindirmek, başka hiçbir şey değil.
“İSTER BENİ PKK’LI İSTER FETÖ’CÜ İLAN ETSİNLER, DEVLET ŞU AN KATİLDİR BENİM GÖZÜMDE”
Kadına parmak sallıyor. Karar verildi, adam oynayarak çıktı ya. Sorumlu müdür oynayarak çıktı duruşmadan. Nasıl bir şey bu ya. Nasıl dayanayım ben buna? Adalet yerini bulsun. Biz, kimseden bir şey istemiyoruz. Benim gözümde şu anda devletin bütün kamu kurumları gerekli şekilde yargılanmadığı sürece yine arkasındayım. İster beni PKK’lı ister FETÖ’cü ilan etsinler, devlet şu an katildir benim gözümde. Benim çocuğumun katilidir. En baştan sona kadar herkes sorumludur. Herkes gerekli şekilde yargılanıp gerekli şekilde cezasını almadığı sürece ben hakkımı yine helal etmem. Rahmetliyle helalleşecekler öbür tarafta.
“DURUŞMALARDA 6 SANDALYE, BİR MASA HESABI YAPILDI, CAN HESABI DEĞİL”
Bir avukat şunu söyleyebilir mi? ‘Soma’da 300 kişi öldü, burada 7 kişi.’ Ne ile kıyaslıyorsun sen bunu ya. ‘Burada 7 kişi.’ Duruşmalarda 6 sandalye, bir masa hesabı yapıldı, can hesabı değil.”


Haber: MEHMET AKGÜN – Kamera: KEMAL SEVİNDİRİCİ
