Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş, 6 Şubat depremlerinin üçüncü yılına ilişkin yaptığı açıklamada, “Buradan açıkça söylüyorum: On binlerce insanımızın bu ve benzeri nedenlerle; ihmal ile, hırsızlık ile, üç kuruş beş kuruş daha fazla para kazanmak için göz göre göre yaşamını yitirmesine neden olanlar sokaklarda dolaşmaya devam ettiği müddetçe; o kamu görevlileri, o müteahhitler korunup kollandıkça, bu cezasızlık politikası devam ettiği sürece adalet mücadelesi devam edecektir. Aileler ile bu cinayetleri unutmadan adalet mücadelesine devam edeceğiz. Bunlar çadır satan bir iktidar. Kızılay’ın sattığı çadırlardan bahsediyorum. İnsanlar evlerine yerleşemedi, sadece imaj düzeltmeye çalışan bir iktidar var” dedi.
Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş, TBMM’de düzenlediği haftalık basın toplantısında ülke ve dünya gündemine ilişkin açıklamalarda bulundu.
6 Şubat 2023’te merkez üssü Kahramanmaraş olan depremlerin yıl dönümünü hatırlatan Baş, şöyle konuştu:
“Bu hafta takvim yaprakları bizim için sadece günleri değil, hepimizin yüreğindeki derin sızıyı, kapanmayan bir yarayı hatırlatıyor. 6 Şubat depremlerinin üzerinden tam 3 yıl geçmiş olacak. Gerçekten hani denir ya, dile kolay; koca 3 yıl… 3 yıl geçti geçmesine ama acımız da, öfkemiz de, halkımızın o enkaz başındaki çaresiz yalnızlığı da, o soğukta birbirine sarılarak ısınmaya çalışanların dayanışması da herhalde hepimizin hafızalarında 6 Şubat sabahı kadar taptaze. Ben, bir kez daha, belki de sözlerime başlamadan önce; resmi rakamlara göre 50 binin üzerinde, gerçekteyse maalesef sayısını tam olarak bilemediğimiz kadar yitirdiğimiz on binlerce insanımızı, canımızı bir kez daha saygıyla, hasretle anıyorum. Yakınlarını kaybedenlere, hâlâ o acıyı yüreklerinde yaşayanlara bir kez daha sabır diliyorum.
“Yaşadıklarımızı ‘asrın felaketi’ diye örtbas etmeye çalışmalarına asla izin veremeyiz”
Gerçekten ‘başımız sağ olsun’ diyeceğim ama ‘başımız sağ olsun’ deyip geçemeyeceğimiz bir noktadayız. Artık ‘yeter, son olsun’ demek zorundayız. Değerli arkadaşlar, 2026 yılındayız. Yani bilimin, teknolojinin en ilerlediği bir çağda; depremin bir kader planı veya fıtrat olmadığını, depremle hayatın kaybedildiğini, göz göre göre gelen bir cinayet, bir yönetim krizi olduğunu biliyoruz. ‘Fıtrat’ da deseler, ‘kader’ de deseler, onlar ne derlerse desinler, yaşadıklarımızı ‘asrın felaketi’ diye örtbas etmeye çalışmalarına asla izin veremeyiz.
“Aradan 3 yıl geçti. Deprem bölgelerine gidiyoruz. İnsanlar, adına konteyner denilen tenekelerde…”
Geçtiğimiz hafta depremin en derininde yaşayan bir insan, Hatay’ın milletvekili Can Atalay, Silivri Cezaevi’nden son derece kapsamlı bir rapor hazırladı. Tekrar burada o raporu ayrıntılarıyla ele alacak değilim. Ama aradan geçen 3 yıldan sonra, deprem öncesinde, deprem sırasında ve depremin hemen ardından ve depremden bugüne kadar geçen koca 3 yılda nasıl bir yönetim anlayışıyla karşı karşıya olduğumuzu çok net ortaya koyuyor. Mesela hepimiz hatırlıyoruz. Ne dediler? ‘Bize oy verin, bir yıl sonra hepinizi evlerinize yerleştireceğiz’ dediler. Aradan 3 yıl geçti. Deprem bölgelerine gidiyoruz. İnsanlar, adına konteyner denilen tenekelerde, 20–25 metrelik alanlarda çocuklarıyla, anneleriyle hayatlarını sürdürmek durumundalar. Daha acısı ne biliyor musunuz arkadaşlar? Bazı yerlerde ‘Hadi evler bitiyor, taşının, gidin’ diye baskı yapıyorlar. Ama bunun için resmî yazı göndermeye bile cesaret edemiyorlar. Kapı kapı dolaşıyorlar. Vatandaşı sözlü biçimde tehditlerle, ‘elektriğinizi keseriz, suyunuzu keseriz’ imalarıyla sokağa atmaya çalışıyorlar. Neden biliyor musunuz? Çünkü o konteynerler orada durdukça bu bakanların başarı hikâyeleri bozuluyor. Yani sadece onların imajı bozulmasın diye, ‘vatandaşın ne hâli varsa görsün’ diye bakıyorlar. Yani bakanların imajı, milyonlarca yurttaşın yaşamından daha önemli.
“Bu afeti felakete çeviren, bu afeti cinayete çeviren, bu afeti katliama çeviren işte bu iktidarın politikaları”
Bunlar yıllarca topladıkları deprem vergilerini… Üstelik arka arkaya yaşadığımız depremlere rağmen; hatırlayın 99 Gölcük depremini, Düzce depremini hatırlayın. Ardından Elazığ depremini, Bolu depremini, İzmir depremini, Van depremini hatırlayın. Van depreminin o son günlerinde insanlar can verdi. Bunların hepsi, toplanan deprem paralarının önlem almak, gerekli eksikleri kapatmak için kullanılması gerektiğini hatırlatıyor. İktidar ne yaptı? Yandaş müteahhitleri zengin etti. Bakın, çok açık söylüyorum: Bizden yıllarca deprem vergisi adına toplanan paraları eğer gerçekten depremin yaratacağı yıkımı engellemek için kullanılmış olsaydı hiçbir yurttaşımız hayatını kaybetmeyecekti. Evet, deprem doğal bir afet. Ama bu afeti felakete çeviren, bu afeti cinayete çeviren, bu afeti katliama çeviren işte bu iktidarın politikalarıdır.
“O paraları ne yaptınız?”
20 yılın üstünde bu ülkede yaşayan, nefes alan her yurttaştan para topladınız. Ne yaptınız? Şimdi tam depremin yıl dönümü geliyor. Avukat arkadaşımız hatırlattı. Hepiniz hatırlayacaksınız: 6 Şubat depreminin simgelerinden bir tanesi İsias Oteli. 72 insan hayatını kaybetti. 72 insan, 72 aile yıkıldı. Sonuç: Üç sanığın beraat ettiği, dönemin belediye başkan yardımcısının ise ‘taksirle ölüme sebebiyet vermek’ suçundan 10 yıl ceza aldığı ve tutuklanmadığı gerekçeli karar açıklandı. Yani resmen mahkeme, sanıkları korumak için 40 takla attı.
“Bunlar çadır satan bir iktidar”
Buradan açıkça söylüyorum: On binlerce insanımızın bu ve benzeri nedenlerle; ihmal ile, hırsızlık ile, üç kuruş beş kuruş daha fazla para kazanmak için göz göre göre yaşamını yitirmesine neden olanlar sokaklarda dolaşmaya devam ettiği müddetçe; o kamu görevlileri, o müteahhitler korunup kollandıkça, bu cezasızlık politikası devam ettiği sürece adalet mücadelesi devam edecektir. Aileler ile bu cinayetleri unutmadan adalet mücadelesine devam edeceğiz. Bunlar çadır satan bir iktidar. Kızılay’ın sattığı çadırlardan bahsediyorum. İnsanlar evlerine yerleşemedi, sadece imaj düzeltmeye çalışan bir iktidar var”

