Haber: Mehmet OFLAZ – Kamera: Cemal Berk AYTEKİN
(ANKARA) – Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Koçak, 6 Şubat 2023 depremlerine ilişkin süren davalarda bilirkişi raporları arasında önemli çelişkiler bulunduğunu ve bazı dosyalarda binaların yıkım nedenlerinin net şekilde ortaya konulamadığını belirterek, “Her deprem zamanı hatırlandığında ‘hadi depreme karşı çök-kapan-tutun yapalım’ diyoruz. Ama esas olan o değil ki, esas olan binaların durumu” dedi. Koçak, afete sebep olanın doğa değil, insanlar olduğunu vurgulayarak, müteahhitler, mühendisler ve kamu kurumları dahil tüm sorumluların yargılanması gerektiğini belirtti.
ANKA Haber Ajansı’na konuşan Prof. Dr. Ali Koçak, delil toplama süreçlerinden bilirkişi raporlarının hazırlanışına kadar birçok aşamada eksiklikler olduğunu belirterek, bu durumun yargı süreçlerini zorlaştırdığını ifade etti.
Koçak, bilirkişi raporlarında binanın yıkım şeklinin çoğu zaman net tanımlanmadığını vurgulayarak, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Şimdi tabii baştan itibaren bazı hatalar var. Örneğin delil toplama, o delillerin belirlenmesi konusu, bilirkişilere daha detaylı bilgiler gitmesi… Bir de tabii bilirkişilerde de bayağı sorunlarımız var. En azından binayı doğru tanımlamak, yıkım şeklini net olarak ortaya koymak, deprem etkilerini çok net ortaya koymak… Bunlar maalesef birçok bilirkişi raporunda eksik olarak tanımlandı. Bir de sonradan alınan mütalaalar da var. Sonradan alınan raporlar da var, dosyaya konan. Biraz onlar da işi sulandırmış oldu. Örneğin, yıkılmış bir binada ‘performans analizi kurtarıyor’ deniyor. Nasıl kurtarıyor yani? Yıkılmış zaten bina. O binanın performans analiziyle kurtarılması mümkün değil.
Bir dosyayı hazırlarken biz öncelikle yıkım şekline bakıyoruz. Yıkımını ortaya koyuyoruz. Ondan sonra sorumlular neyse; proje mi hatalı, zemin etüdü mü hatalı, depremin geliş doğrultusunda mı sorunlar var, veyahut da binada tasarım hataları mı var… Bütün bunları ortaya koyuyoruz. Yani yıkılan bir binayı önce tanımlamak lazım: Neden yıkıldı? Bilirkişi raporlarında öncelikle buna ön verilmesi gerekiyor. Ondan sonra yıkımın gerekçeleri ve sebepleri ortaya konması gerekiyor. Tabii bunun için de delillerinizin çok yerinde olması lazım. Şu anda bina enkazı yok, enkazlar kaldırıldı, deliller gitti. O yüzden başlangıçta, örneğin hep biz böyle ‘karotlar düzgün alındı mı?’ diyoruz. Bu aslında işin belki yüzde 10’luk, yüzde 20’lik kısmını oluşturur, betondaki değerlendirmeler. Yoksa onun dışında donatı değerlendirmeleri var, taşıyıcı elemanların boyutları var, zemin durumu var. Bütün bunlar dikkate alınarak raporlar hazırlanır.
“Afete sebep olan insanlardır, doğa değil”
Dolayısıyla bize gelen dosyalarda öncelikle şeye bakıyoruz: Delil toplamaları yeterli mi? Deliller yeterince gelmiş mi? Proje var mı, ekler var mı, zemin etüdü var mı? Mimari proje, statik proje… Tüm bunlar bakıldıktan sonra binanın… Özellikle diyoruz ki: ‘Evet, binanın yıkım şekli budur.’ Çok net ortaya koymak zorundasınız. Zemin ve binanın yıkılma şeklini ortaya koyduktan sonra geri kalan kısımları tamamlayabilirsiniz. Zaten bizim bilirkişi raporlarındaki eksikliğimiz de bu. Önce biz binanın malzeme dayanımı diyoruz, zemin etütleri diyoruz, projeleri diyoruz. O projeye göre hesaplar yapıyoruz. O kadar geniş kapsamlı yazıyoruz ama bilirkişi raporlarında ne yazık ki binanın yıkılma şekli de yok. Neden yıkıldığına dair bir emare de yok.”
“Yaptığımız binaların yıkılması nedeniyle afet meydana geldi”
Depremlerin “afet” olarak tanımlanmasına da değinen Koçak, “İlk açıklandığı zaman deprem ‘yüzyılın afeti’ denildi. Halbuki afet sonradan oluşan bir durumdur. Önce bir deprem olur; afete sebep olan insanlardır, doğa değil. Bizim yaptığımız binaların yıkılması nedeniyle afet meydana geldi” değerlendirmesinde bulundu.
“Depremzedelerin amacı: Gelecek can kayıplarını önlemek”
Prof. Dr. Koçak, depremzede ailelerin oluşturduğu, “Adalet Peşinde Aileleri Platformu”nun amacının gelecekte yaşanabilecek depremlerde can kayıplarını önlemek olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu:
“Elbette ki önceki depremle ilgili mutlaka yargılansınlar, gerekli hesapları versinler. Çünkü burada bir ders niteliği olur diğer insanlara. Kimler? Müteahhitler, mühendisler, bu işi yapanlar, kamu kurumlarında çalışanlar, kamu kurumları… Çünkü hepsinin bir derse ihtiyacı var. Sadece toplumda depremde hasar gören insanların derse ihtiyacı yok.
Biz şimdi her deprem zamanı hatırlandığında ‘hadi depreme karşı çök-kapan-tutun yapalım’ diyoruz. Ama esas olan o değil ki; esas olan binaların durumu. Şimdi bu binaların yarınki olası bir depremde, örneğin İstanbul’da deprem beklediğimiz bir durum var. Marmara Bölgesi, Ege Bölgesi, Güneydoğu Bölgesi, Doğu Anadolu Bölgesi… Bunlar hep deprem beklentisi olan bölgeler. Sındırgı’da da sürekli depremler oluşuyor. Marmara’da yine depremler, Silivri açıklarında depremler oluşmaya başladı. Ve buradan görülen 6 büyüklüğündeki depremlerde hasar gören binalarımız da var.
Dolayısıyla aslında bu yargılamaların ve bu adalet aramalarının sebepleri, olası bir depremde bir daha insanların can kaybına uğramaması. Yani bu çok onurlu bir davranış hakikaten. Birisi can kaybına uğramış aslında Türkiye’de yaşayan insanların genel ruh halini de yansıtıyor bu, birisinin çocuğu öldüğü zaman, başka birinin çocuğunun da başına gelmesin diye telkinlerde bulunuyor. Depremzede aileler de şu anda onu yapıyor, başkasının başına gelmesin diye. Ve deprem raporlarının, bilirkişi raporlarının düzgün çıkmasını istemelerinin sebebi de bu. Gerçek kişiler ortaya çıksın, yargılansın ve bu binaların neden yıkıldığı, hangi gerekçelerle yıkıldığı ortaya konulsun. Neleri eksik yapıyoruz -kontrol mekanizmasından yasa taslağına kadar- ne hata varsa bunlar ortaya konulsun ve bundan sonraki depremlerde bunlar başımıza gelmesin. Cevap aslında bu.”

