Haber: Berfin BAYIR – Görüntü: Cemal Berk AYTEKİN
(ANKARA) – DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Demokratik entegrasyon yalnızca Kürtlerin tanınması değil, Türkiye’nin bütünüyle demokratikleşmesidir. 86 milyon yurttaşın daha adil, müreffeh ve daha huzurlu bir ülkede yaşamasıdır. 81 ilde yerel demokrasinin güçlenmesidir. Örgütlenme özgürlüğü ve demokratik siyasetin önündeki engellerin kalkmasıdır. Ana dil ve kültür özgürlüğü teminat altına alınmalıdır. Kuvvetler ayrılığı gerçek anlamda sağlanmalıdır. İnanç ve ibadet özgürlüğü güvence altına alınmalıdır. Cumhuriyet yeni yüzyılda demokrasiyle buluşmalı. Bu çağrıyla beraber oluşan yeni süreçte demokratik cumhuriyetin inşası için çok şey yapabiliriz” diye konuştu.
DEM Parti tarafından Yılmaz Güney Sahnesi’nde PKK terör örgütünün lideri Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın birinci yıldönümü nedeniyle düzenlenen etkinlikte Kürt sorununun demokratik çözümünde gelinen aşama ve sürecin geleceğine yönelik değerlendirmeler ile Öcalan’ın yeni mesajı kamuoyuyla paylaşıldı. 200’den fazla gazetecinin akredite olduğu öğrenilen programa DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli, DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır, HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Serra Bucak, siyasetçi Sebahat Tuncer, DEM Parti Milletvekili Saruhan Oluç ve Barış Anneleri de katıldı.
Programın başında, geçen yıl yaşamını yitiren İmralı Heyeti üyesi Sırrı Süreyya Önder’in 27 Şubat 2025’te İmralı’da gerçekleştirilen görüşmenin ardından yaptığı açıklama ve son bir yılda yaşananları özetleyen sinevizyon gösterildi. Bu sırada görüntüler salonda yer alan katılımcılar tarafından sık sık alkışlandı. Sinevizyonun ardından Önder anıldı.
Hatimoğulları: “27 Şubat geleceği yeniden kurma cesaretidir”
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları programda yaptığı konuşmada, 27 Şubat 2025’te Türkiye ve Orta Doğu siyasi tarihininin en önemli günlerinden birine tanıklık edildiğini belirterek, “O gün yalnızca bir açıklama yapılmadı. Tarihsel bir eşik aşıldı. Yeni bir dönemin kapısı aralandı. Bu süreçte bizlere eşlik eden, geçen yıl 27 Şubat’ta bu karede olan ve ömrünü barış ve demokrasi mücadelesine adamış sevgili Sırrı Süreyya Önder’i saygıyla minnetle anıyorum” dedi.
27 Şubat’ta Öcalan tarafından paylaşılan “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”nın bir dönemin kapanışı ve yeni bir dönemin başlangıcı olduğunu söyleyen Hatimoğulları, “Bu çağrı güçlü bir bir siyasi irade beyanı ve tarihsel bir manifestodur. Yarım asırdır devam eden savaşın çatışmanın, yoksulluğun ve acının yükünü taşıyan bu ülkenin kuzeyinden güneyine, doğusundan batısına ayrım gözetmeksizin herkes için eşitlik, özgürlük ve demokratik bir yaşamın teklifiydi. Sadece silahların susması değil, onurlu, kalıcı ve adil bir barış düzeninin kurulması hedeflenmektedir. Bu yönüyle 27 Şubat geleceği yeniden kurma cesaretidir. Sayın Öcalan’ın cesaretli çağrısına örgütü olumlu bir yanıt vermiş, fesih kararı almış, silah yakma ve diğer pratiklerle bu çağrının gerekliliklerini yerine getirmiştir. Bizler DEM Parti olarak bir yıldır bu gelişmelerin onurlu bir barışa dönüşmesi için çalışmalarımızı devam ettiriyoruz” ifadelerini kullandı.
“Demokratik entegrasyon ne bir asimilasyondur ne de bir teslimiyettir”
Hatimoğulları, mahalle mahalle, ev ev, sokak sokak, şehir şehir halkla buluşmalar düzenlediklerini belirterek, şöyle konuştu:
“Şimdi sorumluluk devlette ve iktidardadır. 27 Şubat çağrısının içeriğine ve tarihsel ağırlığına uygun kararlar alınmalıdır artık. Gecikmeden politika üretilmel, net bir yol haritası belirlenmeli, somut ve güven verici adımlar atılmalıdır. Barış iradesi kurumsal karşılığını net bir biçimde bulmalıdır. 27 Şubat çağrısı demokrasi, adalet, eşitlik, özgürlük temelinde Türkiye siyasetinin önüne konmuş açık bir programdır. Mücadelenin silahla değil, siyasetle yürütüleceğinin güçlü ve net beyanıdır. Demokratik entegrasyon ne bir asimilasyondur ne de bir teslimiyettir. Demokratik entegrasyon her kimliğin tanındığı, her yurttaşın eşit kabul edildiği, özgürlüklerin anayasal güvence altına alındığı ortak bir yaşamın adıdır. Bu aşamanın hayata geçmesi artık siyaset kurumunun tarihsel sorumluluğudur. Çatışmadan beslenen korkuların, geçmişin travmalarının arkasına sığınma dönemi kapanmalıdır.
Demokratik entegrasyon yalnızca Kürtlerin tanınması değil, Türkiye’nin bütünüyle demokratikleşmesidir. 86 milyon yurttaşın daha adil, müreffeh ve daha huzurlu bir ülkede yaşamasıdır. 81 ilde yerel demokrasinin güçlenmesidir. Örgütlenme özgürlüğü ve demokratik siyasetin önündeki engellerin kalkmasıdır. Ana dil ve kültür özgürlüğü teminat altına alınmalıdır. Kuvvetler ayrılığı gerçek anlamda sağlanmalıdır. İnanç ve ibadet özgürlüğü güvence altına alınmalıdır. Cumhuriyet yeni yüzyılda demokrasiyle buluşmalı. Bu çağrıyla beraber oluşan yeni süreçte demokratik cumhuriyetin inşası için çok şey yapabiliriz. Türkiye’nin bütün aydınları, yazarları, sanatçıları, gazetecileri, demokratları, solcuları, sosyalistleri, yoksulu, işçisi, çiftçisi, esnafı, emek meslek örgütleri, doğa ve insan hakları savunucuları, gençler, kadınlar, LGBT artı bireyler, Aleviler, ‘bu böyle gitmez’ diyen mütedeyyinler, bütün farklı halklar ve inançlar hep birlikte daha örgütlü olmalı ve dönüştürücü bir iradeyi hep birlikte ortaya koyabilmeliyiz. Bizler bir kez daha ifade ediyoruz ki, Sayın Öcalan’ın geçen sene 27 Şubat’ta gerçekleştirdiği barış ve demokratik toplum çağrısının sonuna kadar arkasındayız. Amasız ve fakatsız bir biçimde arkasındayız. Türkiye halklarına yapılmış bu muhteşem barış ve kardeşlik teklifini gerçekleştireceğimizin, bunun mücadelesini sonuna kadar yürüteceğimizin sözünü burada hepinizin huzurunda bir kez daha veriyoruz. Yolumuz açık olsun. Hepimize kolay gelsin.”
“27 Şubat 100 yıllık düğümün çözülmesi için ortaya konulmuş tarihsel bir iradenin adıdır”
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da konuşmasına, barış demokrasi ve emek mücadelesinde yıllarca kendileriyle birlikte yürüyen ancak şu an aralarında olmayan arkadaşlarını saygı ve minnetle anarak başladı. Bakırhan, “Biraz önce sinevizyonda da izlediniz. Bu sürecin oluşmasında büyük emeği, katkısı olan sevgili Sırrı Süreyya Önder’i de sevgi ve saygıyla yad ediyorum ve onlara bir kez daha sözümüzü yeniliyoruz. Bu topraklarda bir gün ama bir gün mutlaka adil, eşit ve özgür bir yaşamı kuracağımızın sözünü veriyoruz” dedi.
Bakırhan, tarihin bazen kendini tekrar ettiğine işaret ederek, “Hızlı işlemez ama bazen çok önemli çıkışlar, açıklamalar, olay ve olgular tarihi hızlandırır. 27 Şubat öncesi Türkiye büyük bir umutsuzluk içerisindeydi. Bir kaos, kriz ve çözümsüzlük ülkede hüküm sürüyordu. 27 Şubat’ta Sayın Öcalan’ın yapmış olduğu barış ve demokratik toplum çağrısıyla birlikte yeni bir tarihin eşiğine geldik. 27 Şubat 100 yıllık düğümün çözülmesi için ortaya konulmuş tarihsel bir iradenin adıdır. Bu topraklar bir asırdır Kürt meselesini çözemiyor. 27 Şubat demokratik siyaset, hukuk ve toplumsal bir uzlaşıyla başta Kürt meselesi ve demokratikleşme sorunlarımızı çözmenin kararlılığıdır” ifadelerini kullandı.
“Artık sorumluluk devlet ve yürütme erkindedir”
27 Şubat’ın halklar için yıkımdan çıkışın ortak ve onurlu bir yaşamın pusulası olduğunu söyleyen Bakırhan, şunları kaydetti:
“Bu irade çatışmanın değil müzakerenin, inkarın değil eşit yurttaşlığın, ayrılığın değil bütünleşmenin manifestosudur. Fakat siz de çok iyi biliyorsunuz, biz de partimizle birlikte gece gündüz sokaklarda halkımızla halklarımızla yaptığımız toplantılarda dile getirdiğimiz bir hakiki barış tek taraflı adımlarla sağlanamaz. Tek taraflı fedakarlıklarla barış inşa edilemez. Dolayısıyla devlettin de bu barış iradesinin ağırlığına uygun bir pratik içerisinde olması gerektiğini bir kez daha yeniliyoruz. Devlet ve yürütme erki Sayın Öcalan’ın çözüm temposuna denk düşen ciddiyet ve kararlılıkla bu süreci ileri taşımakla hükümlüdür. Artık sorumluluk devlet ve yürütme erkindedir. Artık bir eşiği açmak zorundayız. Bir yıldır aynı eşikte bekleyip duruyoruz. Barış içinde birlikte yaşam kararlılığı artık pratiğe dönüşmelidir. Emin olun Tülay Başkan’ın söylediği gibi yaptığımız binlerce toplantının temel düşüncesi de buydu, artık somut adımlardı.
“Öcalan’ın rolü, pozisyonu ve veya yasal statüsü net bir şekilde tanınmalı”
Meclis Komisyonu’nun raporunda belirtilen yasal adımların da bu mübarek ramazan ayının bütünleştirici ruhuna yakışır bir şekilde artık hayata geçmesi gerektiğini belirtiyoruz. Artık barışın hukuku yazılmalı, yasal ve anayasal güvence mekanizmaları işletilmelidir. Tarihsel ve toplumsal barışın tesisi için Sayın Öcalan’ın rolü, pozisyonu ve veya yasal statüsü net bir şekilde tanınmalı ve güvence altına alınmalıdır. Sayın Öcalan’ın 16 Şubat günü heyetimizle yaptığı görüşmede çok önemli bir şey söylendi, Sayın Öcalan ‘Kürtsüz Cumhuriyet olmaz’ demiş. Biz de ‘Cumhuriyet Kürtsüz olmaz’ diyoruz ve bunun gereklerinin artık yerine getirilmesini de buradan dile getiriyoruz. Gerçek ve demokratik bir cumhuriyet ancak Kürtlerin eşit ve onurlu yaşadıkları bir yurttaşlıkla taçlandırılabilir. Evet, biliyoruz, mesele sadece Kürt meselesi değil. Mesele Türkiye’nin demokrasi meselesidir. Hukuk meselesidir. Adalet meselesidir. Birlikte ortak ve eşit yaşam meselesidir. Bizler DEM Parti olarak her türlü provokasyona, her türlü baskıya rağmen demokratik siyasetteki ısrarımızı devam ettireceğiz. Çözümün yegane zemininin demokratik siyaset olduğunu demeye devam edeceğiz. Yeni bir toplumsal mimari ve bütünleşmeyi yasal yetkiye dayanarak inşa etmek hedefimizdir. Tarihe açıkça not düşürüyoruz, ‘DEM Parti nerededir?’ diyenlere de bir kez daha bu salondan yanıtımızı veriyoruz. 27 Şubat çağrısını tüm inancımızla destekliyor ve sonuna kadar sahipleniyoruz. Sahiplenmeye devam edeceğiz. Sayın Öcalan’ın demokratik siyaset çabasının ve barış iradesinin arkasında durmaya devam edeceğiz.”

