HABER: Gülara SUBAŞI / KAMERA: Hakan KARADUMAN
(İSTANBUL) – CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınarak, ardından tutuklandığı 19 Mart sürecinin birinci yılına ilişkin, “Şunu hiç kimse düşünmesin: ‘CHP bir yılı tamamladı, Saraçhane’de de coşkulu bir buluşma gerçekleştirdi. Yaz da geliyor.’ Yok öyle bir rehavet ortamı falan. Ben 2,5 yıldır bir gün tatil amaçlı şehir dışına çıkmamışım. 2,5 yıl daha çıkmamaya hazırım. Genel Başkan son 2-2,5 yıllık ömrünün çok büyük bir kısmını yollarda geçirmiş. Biz 2,5 yıl daha bu mücadeleyi kararlılıkla sürdürmeye hazırız. Ve şunu söylüyoruz: Daha yeni başlıyoruz” dedi.
CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Özel, 19 Mart 2025’te İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik düzenlenen ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının birinci yılında, Saraçhane’de ANKA Haber Ajansı’na değerlendirmede bulundu. Çelik, İmamoğlu’nun bir yıldır Silivri Cezaevi’nde bulunmasına ilişkin, şunları söyledi:
“Geçtiğimiz yıl tam bugün çok hareketliydi burası. Genel Başkanımız buraya gelmişti. Yalnız dün gece de çok hareketliydi burası. Bugün belki binada bir sakinlik görebilirsiniz. Dün gece yine İstanbul’un ve Türkiye’nin dört bir yanından yüz binler geldi. Burada büyük bir buluşma gerçekleştirdik. Bir darbe girişimiydi 19 Mart. Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel, bunu çok açık bir biçimde ifade ediyor. Bizim açımızdan iki yönlü bir darbe. Neden? Çünkü birincisi, 16 milyon İstanbullunun üç kere seçtiği, daha önce yine mazbatasını iptal ederek darbe yaptıkları ama 2019’da bir daha seçtiği, 2024’te bu sefer daha büyük yetki verip 1 milyonun üzerinde oyla seçtiği Ekrem İmamoğlu’na yapılan bir yıl önceki o gözaltı operasyonu bir kere İstanbul halkının seçme hakkına, milli iradeye yapılmış bir darbe.
İkincisi ne peki? İkincisi 19 Mart’ta burası hareketliydi ya 23 Mart’ta bütün Türkiye hareketliydi. Sandık kurulmuştu, şuraya da sandık kurulmuştu. Hatta o günü hatırladım ben, biraz önce camdan dışarıya bakarken. Orada gidip ön seçimde Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’na oy verdiğimde, yine bana ANKA’nın mikrofonu uzatılmıştı. ‘23 Mart’la ilgili ne düşünüyorsunuz? Cumhurbaşkanı adayınız şu an gözaltında ama siz ön seçim yapıyorsunuz’ demişlerdi. Orada demiştim ki ‘Ben 18 yaşından beri derneklerde, siyasi partilerde, parti içi seçimlerinde, ülke seçimlerinde, yerelde, genelde oylar kullanıyorum. Kaç kere oy kullandım, hatırlamıyorum bile. Ama bu benim hayatımın en duygusal oyudur. Hiç unutmayacağım en duygusal oyudur.’
“31 Mart’ta karar verdiler bu darbeyi yapmaya”
23 Mart’ta da hareketliydi. Bir: İstanbul halkının seçilmiş belediye başkanına yapılan bu uygulama millet iradesine darbe. İki: 15,5 milyon insan sandıklara gitmiş, oy vermiş, 25 milyon insan imza atmış ‘Sandık önüme gelsin, adayımı istiyorum’ diye. Ve bir sonraki milletin takdiriyle seçilecek cumhurbaşkanına yapılmış bir darbe. Sandığı sembolik hale getirmeye çalışan bir iktidarın gerçekleştirdiği bir uygulama 19 Mart. Darbenin birinci yıl dönümünde buradaydık. Burada çok büyük ve coşkulu bir kalabalık vardı. Genel Başkanımız yine tarihi bir konuşma yaptı ve çok önemli noktaların altını çizdi. Bu darbenin kronolojisini bir kere anlattı. Neden buraya geldik? Şimdi bunu konuşmak lazım. 19 Mart darbesini neden gerçekleştirdiler, ne zaman verdiler bu kararı? 31 Mart günü CHP, Türkiye’nin birinci partisi oldu. Zaten üç-beş ay önce kurultay değişimini gerçekleştirmişti, bir değişim vadetmişti topluma. Gençler, kadınlar, emekliler, emekçiler, insanlar CHP’ye bir fırsat verdiler. CHP’yi Türkiye’nin birinci partisi yaptılar. O gün verdiler bu kararı. Çünkü o gün bugünün Cumhurbaşkanı, örneğin bir gün sonra İstanbul’a geldi diyelim ki Üsküdar’daki evinde uyandığında artık orayı bir CHP’li belediye yönetiyordu. ‘Burayı CHP’li belediye yönetiyor, ben bir Kasımpaşa’ya gideyim çocukluğumun geçtiği yerlere’ diyecek olsa, çocukluk arkadaşlarıyla bir çay içecek olsa Beyoğlu’nu bir CHP’li belediye yönetiyordu. ‘Aşkım, sevdam’ dedikleri İstanbul’u üç kere kaybetmişlerdi. Ama bunların daha ötesindeydi mesele. Çünkü o gün artık CHP’yi bir kez daha sandıkta yenemeyeceklerini anladılar. CHP, Türkiye’nin birinci partisi oldu, şimdi belediyeler eliyle topluma hizmet edecek, gönül bağ kuracak ve biz artık iktidarı kaybedeceğiz.’ O gün karar verdiler bu darbeyi gerçekleştirmeye.
“Darbenin siyasi ayağı, medya ayağı ve yargı ayağı vardı”
Siyasileştirdikleri, İstanbul’da çeşitli siyasilere ceza vermiş bir hakimi götürüp bakan yardımcısı yapıp, sonra geri getirip, İstanbul’a başsavcı yapıp, sonra bu operasyonların gerçekleşmesini sağlattırıp arkasından da her birinin ödüllerini verdiler, bugün Türkiye’nin Adalet Bakanı. Bu darbenin bir siyasi boyutu bu: ‘Biz artık sandıkla iktidara gelemiyoruz. Bizim bir daha CHP’ye karşı seçim kazanma şansımız kalmadı sandık yoluyla. O zaman siyasallaştırdığımız yargıyla, tahakküm altına aldığımız medyayla, partizanlaştırdığımız devlet bürokrasisiyle bu işi yapalım’ dediler. İşin siyasi boyutu bu.
Bu işin bir de medya boyutu var. Ne dediler? ‘ 560 milyar yolsuzluk.’ Bir baktılar ki İBB’nin bütçesi o kadar değil yıllık. ‘Parkelerin altında paralar’, ‘kasalardan çıkan dolarlar’, görüntüleri yayınlandı. Algı yönetimi… Sonra bir baktık ki kasadan belediyenin mühürüyle bir tane A4 kağıdı çıktı. ‘Bu görüntüleri niye yayınladınız? Bizim vergilerimizle yayın yapan TRT, niye bu görüntüleri yayınladınız?’ ‘Biz ne yapalım? Stok görüntü kullandık. O anın görüntüsü elimizde yoktu. Başka bir eski görüntüyü kullandık.’ Darbenin medya ayağı.
“Cevabı millet verdi”
Darbenin yargı ayağı… Mesleğini onuruyla yapan bütün yargı mensuplarını tenzih ediyorum, bu açıklamayı yaparken. İstanbul’da yargı düzeninin içerisine yerleştirilmiş bir klik. Öyle bir klik ki bunu daha geçen hafta açık ve net bir biçimde bir kez daha görmüş olduk. Kuşadası’nda gerçekleşen bir olayla ilgili soruşturma başlatılıyor, yargılamayı İstanbul’a taşıyorlar. Ne diyorlar? ‘İstanbul’daki kadar bizi hakimleri, savcıları baskı altına alamıyoruz. İstanbul’daki hakimleri siyasi baskını altına almışız. Bunlarla yapabiliriz’ diyerek Kuşadası’nı İstanbul’a getiriyorlar. Öyle bir yargı içerisine yerleşmiş bu darbenin yargı içerisindeki kliği. Bu darbeyi gerçekleştirdikten sonra sandılar ki CHP’liler çıkar, üç-beş gün bağırır, çağırır ondan sonra giderler, evlerinde otururlar. Bizde bu kervanı yürütürüz. Sandığı sembolik hale getiririz. Bir dahaki seçimleri de güle oynaya kazanırız. Kim cevabı verdi? Millet cevabı verdi, halk cevabı verdi.
“Her çarşamba, İstanbul’un bir noktasında tarihi buluşmalar ve millet ayakta”
Biz dün burada yüz binlerle bir buluşma gerçekleştirdik, tam yedi gün sürdü. Birinci gün partililer Vatan Emniyet’in oradan geldi. Onlar daha gelmeden İstanbul Üniversitesi’nden gelen öğrenciler barikatları devirdi. Burada önce on binler, oldu yüz binler, oldu 500 binler. Sonra Maltepe’de miting alanında 2 milyon kişi miting alanının içerisinde, 2 milyon kişi de oraya ulaşmaya çalışıyor. Çünkü içeriye giremiyorlar. Telefonlar geliyor bana. ‘Sana bir şey söyleyeyim. Miting alanına gelmeye gerek yok. Bu iskele mitinge döndü. Millet bağırıyor: ‘Her şey çok güzel olacak.’ Zaten siz de orada konuşurken ‘Her şey çok güzel olacak’ diyeceksiniz. Marmaray’dan telefon geliyor, ‘Burası miting alanına döndü.’ Otobüs duraklarından telefon geliyor, ‘Miting alanına döndü.’ Maltepe sokakları doldu, taştı. Sonrasında 99’uncu kez bir buluşma gerçekleştirdik. Genel Başkanımız 100’üncü buluşmayı Çanakkale’de yapacak bayramdan sonra. Yarısı İstanbul’da 99 buluşmanın her çarşamba, İstanbul’un bir noktasında tarihi buluşmalar ve millet ayakta.
“Bu darbenin cevabını kurulacak ilk sandıkta millet verecek”
Geçen hafta Silivri zindanın önünde bir dron uçurdular; dediler ki ‘Bu duruşmalara yeterli ilgi var mı, yok mu?’ Onlara dedim ki ‘Gelin, 18 Mart’ta Saraçhane’nin önünde buluşalım.’ Biz burayı zaten kapının önü kalabalık tutmuyoruz ki içerideki arkadaşların savunmalarının kutsal gerçekleri dışarıya aktarılsın. İçerideki savunma yapan arkadaşların duyguları, duygusal savunmaları dışarıya aktarılsın. Çünkü günün sonunda toplum vicdanında yapılan bir duruşma bu, toplum vicdanında yapılan dava. Yoksa hakimlerin seçilmiş olduğunu zaten biliyoruz. İstanbul’da, Çağlayan’da 41 tane ceza mahkemesi var. 40’ıncı Ağır Ceza’ya düşeceği ta aylar önce konuşuluyordu. Mahkeme heyetini değiştirdiler. İki tane genç yaşta hakimi getirdiler oraya. Gençlerin bir-bir buçuk-iki yıllık hakimlik deneyimi yok. Cumhuriyet tarihinin en büyük davalarından bir tanesi. En büyük siyasi kumpas davalarından bir tanesi. Dolayısıyla biz orayı zaten dayanışma ağını kalabalık, cezaevinin önü, duruşma salonunun önünü sakin tutmuyoruz ki dışarıda arbede olunca basının ilgisi oraya gidiyor, içerinin duygusu aktarılamıyor. ‘Gelin, 18 Mart’ta görün’ dedim.
Dün burada yine tarihi bir buluşmayı gerçekleştirdik. Millet ayakta. Millet darbenin karşısında. Tarihin her döneminde darbelerin karşısında olmuştur. Bakın şurada bir yazı var: ‘Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir.’ 103 yıldır bu millet kendi egemenliğini kendi eline almıştır ve milletin sağduyusu çok yüksektir. Milletin sağduyusu o kadar yüksektir ki millet yeri ve zamanı geldiğinde gereken cevabı sandıkta verir. Bu darbenin cevabını da kurulacak ilk sandıkta millet verecek. O sandık er ya da geç milletin önüne gelecek. Millet bir bayram havasında sandıklara gidecek ve bir bayram havasında hep birlikte bu ülkeyi ayağa kaldıracağız.”
“İstanbul’da mücadeleyi kararlılıkla sürdüreceğiz”
Çelik, İstanbul’da mücadelenin nasıl devam edeceği sorusuna, şu yanıtı verdi:
“‘İstanbul’da mitingler sona erdi’ demiyoruz. Şu anda süreçleri değerlendiriyoruz. Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel ile ben dün de bu konuda bir görüşme yaptım. Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu ile de konuşuyoruz avukatlar aracılığıyla. Bu aralar Bakan değişiminden kaynaklı izin konusunda problem var, başvurularımıza yanıt verilmiyor. İstanbul’da mitingleri bitirmeyeceğiz. İstanbul’da belli periyotlarla mitingler yapılır yine. Ancak şöyle bir durum var: Günün sonunda biz hep şunu ifade ediyoruz, diyoruz ki ‘Adalet, özgürlük, demokrasi mücadelesi ve ekmek mücadelesi bir bütündür, birbirinden ayrılamaz.’ Çünkü bu 19 Mart darbesinin ekonomiye de çok ağır etkileri oldu. İlk anında borsadaki dalgalanmalar, ekonomiye bir etkisiydi. Merkez Bankası’ndan satılan rezervler bir etkisiydi. İstanbul İl Başkanı’nın yerine kayyum atanması, 5 bin polisin içeriye girmesi, ekonomiye etki etti ama uzun vadede de şöyle etkileri var ekonomiye: Demokrasi sürekli zedelendiği için yerli ve yabancı yatırımcı ülkeden çekiliyor. Yerli, yabancı yatırımcı ülkeden çekilince ne oluyor? Üretim azalıyor, istihdam olanakları azalıyor. Vatandaşın da çok ağır sorunları var. Evdeki tencerenin problemi, pazardaki yangının problemi. Bu yönüyle şöyle bir strateji izleyecektir CHP: Zaten Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi ile politika kurullarını kurmuş, parti politikalarını belirliyor. Parti programını yazmış, hükümet programını hazırlıyor. CHP’nin bana göre yol haritası şu noktada olacak: Bir yanıyla diyorum ya ekmek ve özgürlük mücadelesi birbirinden ayrılamaz. Genel Başkanımız yine mutlaka haftada bir İstanbul’da olacaktır. Zaten bu zaman haftada biz sadece miting için geliyordu ama haftanın iki-üç gününü İstanbul’da geçiriyordu. Çünkü İstanbul Türkiye’nin kalbi ve çok büyük bir kent. Yine Genel Başkanımız sıklıkla İstanbul’da olacaktır. Ancak belli bir periyotta miting yapılır. Belli bir periyotta da saha çalışmaları yapılır. İstanbul’da kanaat önderleri buluşmaları olabilir. Çarşı-pazar ziyaretleri olabilir. Çok çeşitli sivil toplum kuruluşlarıyla, meslek örgütleriyle buluşmalar olabilir. Tematik birtakım saha çalışmaları olabilir belli konu odaklı. Bu şekilde mücadeleyi kararlılıkla sürdüreceğiz.
“Daha yeni başlıyoruz”
Yani şunu hiç kimse düşünmesin: ‘CHP bir yılı tamamladı, Saraçhane’de de coşkulu bir buluşma gerçekleştirdi. Yaz da geliyor.’ Yok öyle bir rehavet ortamı falan. Ben 2,5 yıldır bir gün tatil amaçlı şehir dışına çıkmamışım. 2,5 yıl daha çıkmamaya hazırım. Genel Başkan son 2-2,5 yıllık ömrünün çok büyük bir kısmını yollarda geçirmiş. Biz 2,5 yıl daha bu mücadeleyi kararlılıkla sürdürmeye hazırız. Ve şunu söylüyoruz: Daha yeni başlıyoruz.”

