(ANKARA) – Dışişleri Bakanlığı, 18 Mart Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Günü dolayısıyla Cebeci Asri Mezarlığı Dışişleri Şehitliği’nde tören düzenledi. Dışişleri Bakan Yardımcısı Zeki Levent Gümrükçü, Türk diplomatlara yönelik saldırıların Ulu Önder Atatürk’ün “yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi doğrultusunda barış için çalışma kararlılıklarını bir nebze olsun azaltmadığını, aksine artırdığını vurgulayarak, “İnsanlığın ortak değerlerini savunan barış elçisi diplomatlarımızı terör yoluyla susturmaya çalışanlar, tarihin karanlık sayfalarında boş hayallerle yerlerini alırken şehit diplomatlarımız ve aile fertlerinin isimleri kalplerimize ve tarihe altın harflerle adeta kazınmıştır” dedi.
18 Mart Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Günü dolayısıyla Ankara’daki Cebeci Asri Mezarlığı içerisinde yer alan Dışişleri Şehitliği’nde anma programı düzenlendi. Programa, Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Büyükelçi Zeki Levent Gümrükçü, Cumhurbaşkanlığı ve TBMM Temsilcileri, Dışişleri Mensupları Eşleri Dayanışma Derneği (DMEDD) temsilcileri ile şehit yakınları da katıldı.
Dışişleri Bakan Yardımcısı Gümrükçü, törende yaptığı konuşmada, “Bugün 18 Mart Şehitleri Anma Günü vesilesiyle yurt dışında ülkemizi büyük bir özveri ve şeref ile temsil ederken şehit verdiğimiz diplomatlarımız, kamu görevlilerimiz ve aile üyeleri ile vatanları uğruna canlarını feda eden tüm şehitlerimizi saygı ve rahmetle anmak için bir kez daha burada bir araya gelmiş bulunuyoruz” dedi.
18 Mart’ın yalnızca Türk ulusunun değil dünya tarihinin de dönüm noktalarından biri olan Çanakkale Deniz Zaferi’nin yıl dönümü olduğunu vurgulayan Gümrükçü, “O zafer ki Türk milletinin içindeki bağımsızlık ateşini ve inancını dost düşman herkese en açık şekilde göstermiş ve ‘Çanakkale geçilmez’ sözlerini hepimizin zihinlerine adeta kazımıştır” ifadelerini kullandı.
Şehit diplomatların ve ailelerinin anısına düzenlenen törenin önemine dikkati çeken Gümrükçü, “Türkiye, terörizmden en çok acı çekmiş ülkelerin belki de başında gelmektedir. Bu saldırılar, Türk diplomatlarının ve ailelerinin ülkemizi yurt dışında gururla temsil etme kararlılığını bir nebze olsun azaltmamıştır. Aksine artırmıştır” diye konuştu.
“Bu saldırılardan 18’inin faillerinin bugüne kadar tespit edilememiş olması hepimizin vicdanını derinden yaralamaktadır”
Gümrükçü, 1970’li yıllardan bu yana diplomatlara yönelik terör saldırılarına değinerek, “1973 yılında Los Angeles’ta şehit verdiğimiz Başkonsolos Mehmet Baydar ve Konsolosumuz Bahadır Demir Türkiye’nin belki de yabancı kaynaklı terörizme verdiği ilk kurbanlar olmuştur. ASALA, JCAG ve 17 Kasım gibi terör örgütlerinin saldırılarında 41 vatandaşımız şehit olmuş, çok sayıda mensubumuz yaralanmıştır” ifadelerini kullandı. Gümrükçü, şöyle konuştu:
“Bu saldırılar Türk diplomatlarının ve tabii ki ailelerinin ülkemizi yurt dışında gururla temsil etme ve Ulu Önder Atatürk’ün dış politikada bize kılavuz olarak bıraktığı ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ ilkesi doğrultusunda barış için çalışma kararlılıklarını bir nebze olsun bile azaltamamıştır. Aksine artırmıştır. Bir başka deyişle insanlığın ortak değerlerini savunan barış elçisi diplomatlarımızı terör yoluyla susturmaya çalışanlar tarihin karanlık sayfalarında boş hayallerle yerlerini alırken şehit diplomatlarımız ve aile fertlerinin isimleri kalplerimize ve tarihe altın harflerle adeta kazınmıştır.
Zira bu saldırılardan 18’inin faillerinin bugüne kadar tespit edilememiş olması, tespit edilenlerin ise hak ettikleri yeterli cezaları alamamış olmaları hepimizin vicdanını derinden yaralamaktadır. Ve burada herhâlde unutulmaması gereken ve bu durumu daha da çarpıcı ve vahim kılan asıl husus ise saldırıların sadece Türk diplomatlarını değil, esasen dünya barışını ve insanlığın ortak değerlerini de hedef almış olmasıdır.
İnsanlığa karşı işlenen en önemli suçlardan birini teşkil eden terörizmin her türlüsünde olduğu gibi bu terör saldırılarının kurbanlarına da din, dil veya milliyetler üzerinden bakılamaz ve bakmamalıyız. Aksine bu saldırıları hepimize yapılmış saldırılar olarak görmeli ve buna göre hareket etmeliyiz. Şunu unutmayalım ki kökeni, ideolojisi veya hedefi ne olursa olsun terörizmin her türlüsüyle mücadelede tam bir kararlılık ve iş birliği ortak geleceğimizin en önemli teminatlarından birini teşkil edecektir.
“Ulusal çıkarlarımızı muhafaza etmek için her türlü gayreti gösteriyoruz”
Şehitlerimizin hatıralarını yaşatmak ve siz yakınlarıyla dayanışma içinde olmak bizler için de en öncelikli bir görev ve aslında bir vefa borcudur. Nitekim çalışmalarımız kapsamında bugüne kadar Sidney, Ottawa, Lizbon, Viyana, Burgaz ve Belgrad’da şehitlerimizin anılarına anıtlar, plaketler yerleştirilmiş olup, şehit verdiğimiz diğer tüm merkezlerde de bu yöndeki çalışmalarımız devam etmektedir.
En gencinden en kıdemlisine kadar tüm dışişleri camiası olarak her gün şehitlerimizin anısına layık olmak için canla başla çalışıyor ve onların hayatları pahasına korumaya çalıştığı barışa, dostluğa ve iş birliğine dayanan ulusal çıkarlarımızı muhafaza etmek için her türlü gayreti gösteriyoruz.
Giderek artan ihtilaf ve savaşlarla dolu bir coğrafyada bulunan ülkemiz için Türk hariciyesinin bu kutsal misyonunun hem her gün daha da önem kazandığına hem de şehitlerimizin anısına layık olmanın en anlamlı yolu olduğuna samimiyetle inanıyorum. Aziz şehitlerimizin hatıraları önünde bir defa daha saygı ile eğiliyor, kendilerine Allah’tan rahmet, yakınlarına sabırlar diliyorum. Şehitlerimizin ruhları şad, mekânları cennet olsun.”
Programda Kur’an-ı Kerim’in okunmasının ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Dışişler Bakanı Hakan Fidan ile DMEDD adına çelenk konuldu.

