Haber: Ahmet ÜN – Kamera: Mehmet Mucahit CEYLAN
(ŞIRNAK) – Şırnak’ta düzenlenen 4. Melaye Ciziri Sempozyumu’nda konuşan İçişleri Bakan Yardımcısı Münir Karaloğlu, bu topraklarda bin yıldır yazılan kardeşlik destanını kimsenin bozamadığını, asla da bozamayacağını belirterek, “Türkçe kadar Kürtçe de Arapça da Farsça da bizim medeniyetimizin zenginliğidir, bu diller birbirine rakip değil, aynı hakikatin farklı sedalarıdır. Birini yok saymak, ötekini eksiltmek hepimizin zararınadır” dedi.
Şırnak Valiliği, Şırnak Üniversitesi ve Cizre Kaymakamlığı’nca, Kürt asıllı mutasavvıf, şair ve alim Melaye Ciziri’nin mirasını ve düşünce dünyasını yaşatmak amacıyla 4. Melaye Ciziri Sempozyumu düzenlendi.
Sempozyumun açılışına, Kürdistan Demokrat Partisi Başkanı Mesud Barzani, İçişleri Bakan Yardımcısı Münir Karaloğlu, DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, AK Parti Şırnak Milletvekili Arslan Tatar, HÜDA-PAR Gaziantep Milletvekili Şehzade Demir, Duhok Valisi Ali Tatar ve çok sayıda davetli katıldı.
Açılışta konuşan İçişleri Bakan Yardımcısı Münir Karaloğlu, birlik ve beraberlik mesajı verdi. Sempozyumun bu yılki temasının, Melaye Ciziri’nin ahlak anlayışını konu almasının önemli olduğunu dile getiren Karaloğlu, şunları kaydetti:
“Cizre, Cudi Dağı’na yaslanan, Hz. Nuh’tan bugüne insanlık yürüyüşünün izlerini taşıyan, medeniyet tarihinin beşiklerinden birisidir. Cudi geleneğiyle Hazreti Nuh’un gemisinin ev sahipliği yaptığı kabul edilen bu dağ, insanlığın yeniden dirilişine, yeniden başlangıcına dair güçlü bir semboldür. Bu topraklar sadece dağlarıyla, nehirleriyle değil, nice alimi, ulemayı bağrında büyüten medreseleriyle de müstesna bir yere sahiptir. Medrese Sor başta olmak üzere Diyarbakır, Malatya, Hakkari çevresinde irfan ocakları asırlar boyunca ilmin, irfanın, hikmetin kandillerini yapmıştır. İşte bu büyük ilim silsilesinin en mühim halkalarından biri de hiç şüphesiz Melaye Ciziri’dir.”
“Aynı siperdeydik, aynı duayı ettik, aynı bayrağın altında can olduk”
Cizre’de doğup, Cizre’nin manevi ikliminde ömrünü tamamlayan bu büyük alimin, sadece Kürt edebiyatının değil, tasavvuf dünyasının da müstesna isimlerinden biri olduğunu vurgulayan Karaloğlu, şunları kaydetti:
“Kabrinin Cizre’deki Medresa Sor’da bulunuyor olması onun ilminin de ahlakının da bu şehrin ruhuyla ne kadar iç içe geçtiğinin göstergesidir. Melaye Ciziri, Kürtçe’nin yanı sıra Arapça, Farsça ve Türkçe bilen, medrese eğitimini Cizre’den Diyarbakır’a, Hakkari’ye uzanan geniş bir havzada tamamlayan bir ilim ve gönül adamıdır. Türküyle ve Kürdüyle bu vatanın her köşesinde, aynı kıbleye dönen, aynı ezana uyanan, aynı acıya gözyaşı döken bir milletiz biz. Malazgirt’te Sultan Alparslan’ın ordusunda omuz omuza saf tutan bizdik. Kudüs’te Selahattin Eyyübi’nin ordusunda Hakkari’nin adını sokaklara yazdıran bizdik. Kut’ül Amare’de yenilmez denilen orduları dize getiren, Çanakkale’de, İstiklal Harbi’nde bu toprakları kanıyla, canıyla müdafaa eden yine bizdik. Aynı siperdeydik, aynı duayı ettik, aynı bayrağın altında can olduk.
Arapça, Farsça, Türkçe, Kürtçe, hepsinin aynı gönülde buluşabileceğini, aynı hakikati taşıyabileceğini ima eder. Dil farklıdır ama gönül birdir. Kelime farklıdır ama mana aynıdır. İşte biz böyle bir birlik, beraberlik ve kardeşlik ikliminden besleniyoruz. Bu yüzden diyoruz ki, Türkçe kadar Kürtçe de Arapça da Farsça da bizim medeniyetimizin zenginliğidir, bu diller birbirine rakip değil, aynı hakikatin farklı sedalarıdır. Birini yok saymak, ötekini eksiltmek hepimizin zararınadır. Ortak bir mirasla devraldığımız, aynı yazgıda birleşip aynı yolda yürüdüğümüz bu topraklar dilleriyle, kültürleriyle adeta binbir renkte çiçek açan bir büyük bahçe gibidir.”
“Bu topraklarda bin yıldır yazılan kardeşlik destanını asla bozamayacaklar”
Münir Karaloğlu, yıllarca bu bereketli topraklardaki kardeşliği dışarıdan yıkamayanların, kaleyi içeriden yıkmaya çalıştıklarını, kardeşi kardeşe kırdırmak, şehirleri, dağları, gençleri terörle esir almak istediklerini, bu uğurda bu ülkenin enerjisinin, kaynağının, imkanının heba edildiğini belirtti.
Karaloğlu, “Bugün yapılan hesaplar gösteriyor ki terörle mücadelenin doğrudan ve dolaylı ekonomik maliyeti maalesef 2 trilyon dolara ulaşmış durumdadır. Bu, hayata geçmemiş yatırımlar, kurulmamış fabrikalar, açılmamış okullar, gidemediğimiz nice yollar demektir. Ama ne yaparlarsa yapsınlar, bir şeyi başaramadılar. Bu topraklarda bin yıldır yazılan kardeşlik destanını bozamadılar ve asla bozamayacaklar” diye konuştu.
Türkiye’nin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde, Terörsüz Türkiye süreci ile yeni bir başlangıcın eşiğinde olduğunu söyleyen Münir Karaloğlu, “Terörün gölgelediği yılları geride bırakarak, kardeşliğimizi, birliğimizi ve beraberliğimizi daha da güçlendirerek, büyük ve güçlü Türkiye idealini gerçeğe dönüştürmek için çalışıyoruz. Bu karanlık sis perdesi dağıldıkça, bu bölgenin de tüm ülkenin de ayağındaki prangalar tek tek çözülecek” dedi.

