(ANKARA) – Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Avrupa Birliği (AB) Başkanı Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay, Konrad Adenauer Vakfı’nın Türkiye temsilciliğinin kuruluşunun 40’ıncı yıl dönümü kapsamında düzenlenen panelde, “Türk-Alman ilişkilerini sembolize eden köprü zaten mevcut, ancak bunu daha anlamlı iş birlikleriyle güçlendirmeli ve Türkiye’nin AB içindeki bu korumacı yaklaşımdan zarar görmeyeceği yollar bulmalıyız” dedi. Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Sibylle Katharina Sorg, Türkiye’nin AB üyelik sürecinde Kopenhag kriterlerinin ön koşul olduğunu belirterek, “Şu an bulunduğumuz yer ile tam üyelik arasında çok uzun bir mesafe söz konusu. Almanya her zaman bu yakınlaşmanın savunucusu olacak, her fırsatı sonuna kadar kullanarak bu yakınlaşmayı destekleyecektir” diye konuştu.
Konrad Adenauer Vakfı’nın Türkiye temsilciliğinin kuruluşunun 40’ıncı yıl dönümü kapsamında Ankara’daki Hilton Otel’de “Türk-Alman İlişkilerinin Geçmişi, Bugünü ve Geleceği” başlıklı bir panel düzenlendi. Aralarında akademisyenler, gazeteciler, yabancı misyon temsilcileri ile öğrencilerin bulunduğu çok sayıda davetli paneli takip etti. Gazeteci Tülin Daloğlu’nun moderatörlüğündeki panele Dışişleri Bakan Yardımcısı ve AB Başkanı Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay, Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Sibylle Katharina Sorg, Konrad Adenauer Vakfı Türkiye Genel Sekreteri Mark Speich katıldı. Panel Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı’ndan Jan Nigges ve Cenk Güray’ın müzik dinletisi ile başladı.
Konrad Adenauer Vakfı Türkiye Direktörü Ellinor Zeino açış konuşmasını yaptı. Konuklara, Vakfın Genel Sekreteri Speich’a, Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Sorg’a ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Bozay’a teşekkür ederek konuşmasına başlayan Zeino, ekim ayında Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’in Ankara’ya yaptığı ziyaretin Türk-Alman ilişkilerinde yeni bir dönemin sayfasını açtığını belirtti. Zeino, “Belki de bugün, ülkelerimiz birbirine ne kadar bağlı olduğunu ve ortaklığımızın ne kadar önemli olduğunu her zamankinden daha iyi anlamış durumdadır” dedi.
“Vakıf olarak insanları bir araya getirmek en temel görevlerimizden biri”
Küresel işlemsellik çağında ve güç siyasetinin geri döndüğü bir dönemde halklar arasındaki bağların en güçlü varlıkları olmayı sürdürdüğüne vurgu yapan Zeino, “Bizim için, Türkiye’deki Konrad-Adenauer Vakfı olarak, insanları bir araya getirmek, köprüler kurmak ve her iki taraf için somut iyileşmeler sağlamak en temel görevlerimizden biridir” diye konuştu.
Zeino, “Amacımız, Türkiye’yi Avrupa’ya mümkün olduğunca sıkı bir şekilde bağlamak, karşılıklı etkileşimin önündeki engelleri azaltmak ve ilişkilerimizin büyük potansiyelini hayata geçirmektir. Konrad Adenauer Vakfı bu misyona bağlı kalmaya devam edecek ve Türk-Alman ilişkilerine hizmet etmeyi sürdürecektir. Ancak hepsinden önemlisi, ülkelerimizi birbirine bağlayan şey kalpler ve zihinlerdir. Dört kuşaktır birlikte büyüyen, okuyan, çalışan ve yaşayan insanların kurduğu sayısız aile bağları, iş ilişkileri ve dostluklar, ilişkilerimizi şekillendirmiştir” ifadelerini kullandı.
Paneldeki ilk konuşmacı olan Konrad Adenauer Vakfı Genel Sekreteri Speich, büyük jeopolitik meydan okumaların bulunduğu ve Türkiye’nin çok özel bir konumda, AB ile yakın bağlara sahip bir NATO üyesi olduğunun belirtildiğini anımsatarak, “Geçmişte kurulan tüm yakın ilişkiler ve buna ek olarak, AB ile Türkiye arasında özellikle de Türkiye ile Almanya arasında muazzam ekonomik bağlar var. Her iki ülkede de merkezleri bulunan birçok şirket var. Tüm bunlar etkileyici. Ama tekrar söylüyorum, bunlar geçmişte kaldı. Ben geleceğin potansiyelini görüyorum” dedi.
Suriye’nin yeniden inşası, enerji arzının çeşitlendirilmesinin de aralarında bulunduğu zorlukların bulunduğuna dikkat çeken Speich, “Hepimizin fazlasıyla bağımlı olduğu, ciddi sorunlar barındıran enerji kaynaklarını değiştirmek zorundayız; ister Rus doğal gazı olsun, ister İran’dan gelen doğal gaz” diye konuştu.
“Beyin göçü doğru yönetilirse döngüsel bir gelişime dönüşebilir”
Speich, insanların etkileşimlerine odaklandıklarını ve güçlü bir şekilde genç kuşaklara ağırlık verdiklerini söyledi. Burada büyük zorluklar gördüğünü dile getiren Speich, “Ekonomik durumun zorlu olduğu aşikar. Enflasyon baskısını görüyoruz. Gençlerin iş piyasasında fırsatlar aradığını görüyoruz. Ve bir beyin göçü de söz konusu. Ancak bunun akıllıca ve doğru şekilde yönetilmesi durumunda, bunun döngüsel bir gelişime de dönüşebileceğine inanıyorum. Çin’den gelen beyinlerden nasıl faydalanıyorsak, bu tek yönlü olmamalı. Bu durum yatırıma, Almanya ile Türkiye arasında iş birliğine ve inovasyona yol açmalı. Burada muazzam bir potansiyel görüyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
“İş birliği yapmazsak küresel rekabet karşısında geride kalacağız”
Speich konuşmasında şunları kaydetti:
“Eğer iş birliği yapmazsak, uluslarımız arasındaki iş birliği potansiyelini görmezsek, küresel rekabet karşısında geride kalacağımızı düşünüyorum. Açık konuşmak gerekirse, altyapıları kullanma ve bu altyapılar üzerine iş modelleri kurma konusunda ABD’nin ve Çin’in ne kadar ileride olduğunu görüyoruz. İkili ilişkilerde gördüğüm potansiyel budur. Bu nedenle, Şansölye Merz’in Ankara ziyaretinin, Cumhurbaşkanı ile görüşmesinin ve dün Türk Dışişleri Bakanı ile Alman Dışişleri Bakanı arasındaki görüşmenin, bu ilişkiyi şekillendirmede yeni bir pragmatizm tonu ortaya koyduğunun kabul edilmesinden dolayı çok memnunum.”
“AB, ABD ile Çin arasında kendine bir yer bulmalı ve ilerleme kaydetmeli”
Dışişleri Bakan Yardımcısı ve AB Başkanı Büyükelçi Bozay, korumacılık ve bağlantısallık olmak üzere birbiriyle çelişen iki kavram olduğunu belirterek, “Büyük bir rekabet söz konusu ve bu rekabet dinamikleri ticaret savaşlarına dönüşüyor. AB, ABD ile Çin arasında kendine bir yer bulmalı ve ilerleme kaydetmeli. Bunu yapabilmek için son dönemdeki eğilim korumacılık yönünde, çünkü son aylarda AB’nin yaptığı tüm çalışmaların ticarette korumacı düzenlemelere dayandığını görüyoruz. Ancak diğer yandan AB, Küresel Geçit ile bağlantısallık sağlamayı, stratejik özerklik elde etmeyi, daha iyi rekabet için koruyucu nitelikte bir yaklaşım geliştirmeyi amaçlıyor; bu da kaçınılmaz olarak bazı kapıları kapatmayı, Çin’deki üretimle rekabet etmeyi ya da bu ünlü tarifeleri uygulamayı içeriyor” diye konuştu.
AB’nin bağlantısallık kapsamında Küresel Geçit üzerinden açılımlar yapması gerektiğinin farkında olduğunu kaydeden Bozay, AB’nin Avrupa dışına açılmak istediği bölgelerde Türkiye’nin payı olduğunu ve AB ülkeleriyle özellikle de Almanya ile iyi bir iş birliği olduğunu söyledi.
“Türkiye’nin AB içindeki korumacı yaklaşımdan zarar görmeyeceği yollar bulmalıyız”
Bozay, eski yargıların ötesine geçerek Türk-Alman ilişkilerinin yeni seviyesinin görülmesi istenmesi durumunda İstanbul’daki Alman Üniversitesi’nin ziyaret edilmesi gerektiğini kaydederek, “Oradaki öğrencilerle sohbet edin, Türk-Alman ilişkilerinin geleceğini göreceksiniz. Buna yatırım yapmalıyız ve bunu yaptığımızda, Türkiye-AB ilişkilerinde de ilerleme sağlarız. Türk-Alman ilişkilerini sembolize eden köprü zaten mevcut, ancak bunu daha anlamlı iş birlikleriyle güçlendirmeli ve Türkiye’nin AB içindeki bu korumacı yaklaşımdan zarar görmeyeceği yollar bulmalıyız” dedi.
“Bölgemize daha fazla refah ve istikrar getirmek için elimizden geleni yapıyoruz”
Bozay konuşmasında, “Karadeniz’de bir savaş var. Güneyde Suriye var ve kapasite inşasının eşiğinde bir devlet bulunuyor. Daha ileri giderseniz Filistin’i, yüzyılın soykırımını, katliamını görürsünüz. Biraz daha ileride Sudan ve Somali karşınıza çıkar. Tüm bu çatışma bölgelerinde Türkiye ve Almanya olarak istikrar getirmeye çalışıyoruz, tırmanmaları yatıştırmaya çalışıyoruz. Bölgemize ve daha geniş coğrafyaya daha fazla refah ve istikrar getirmek için elimizden geleni yapıyoruz” ifadelerini kullandı.
“Müttefikler ve ortaklar olarak ilerlememiz gerek”
Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Sorg, ikili ilişkilerde yükselişin olduğunu belirterek, “Bu, üst düzey görüşmelerimizin yoğunluğuyla çok etkileyici bir şekilde ortaya konmakta. Ancak her iki ülke için de asıl mesele şu ki, Türkiye ve Almanya’nın Avrupa’nın büyük ülkeleri arasında yer aldığını ve bu nedenle oynayacak bir rolümüz olduğunun farkına varmamız gerek. Bu rol, çözümlerin parçası olmamız gereken bir roldür. Müttefikler ve ortaklar olarak ilerlememiz gerekir. Bu nedenle şu anda ülkelerimizin güvenlik ve savunma konularına, ekonomilerimizi yeniden güçlendirmeye ve AB-Türkiye ilişkilerine odaklanması son derece önemlidir” değerlendirmesini yaptı.
“Sorunlarımızı gürültü olmadan çözmeliyiz”
Şimdi bulunulan noktada ne kadar iyi performans gösterilirse ilişkilerin potansiyelinin o kadar iyi şekilde ortaya çıkarılabileceğine değinen Sorg, şunları kaydetti:
“Başka bir deyişle, geleceğimiz şu anda mevcut konuları nasıl yönettiğimize bağlı. Potansiyel çok büyük; bu potansiyeli açığa çıkarabilecek miyiz, tamamen şu an karşı karşıya olduğumuz zorlukları nasıl ele aldığımıza bağlı olacak. Ben diyorum ki, öncelikle ve özellikle ortak çıkarlara odaklanmalıyız. Aynı zamanda farklılıklarımızı da soğukkanlı bir şekilde yönetmek zorundayız. Farklılıklar her zaman olacak, bu ilişkilerin doğal bir parçasıdır. Ama sorunlarımızı gürültü olmadan, soğukkanlılıkla ve net bir pusulayla çözmeliyiz; işte o zaman sahip olduğumuz potansiyeli orrtaya çıkarabiliriz.Bu söylediklerim siyasetin her alanını kapsıyor. Aynı zamanda Türkiye’nin AB’ye daha fazla yakınlaşması konusundaki tartışmalara de işaret ediyor.
“Kopenhag Kriterleri tam üyelik için ön koşul”
Elbette Kopenhag Kriterleri tam üyelik için ön koşuldur, ancak şu an bulunduğumuz yer ile tam üyelik arasında çok uzun bir mesafe söz konusu. Almanya her zaman bu yakınlaşmanın savunucusu olacak, her fırsatı sonuna kadar kullanarak bu yakınlaşmayı destekleyecektir. Sonra da Türkiye’nin ne yapmak istediğine, Türk toplumunun, Türk halkının en sonunda ne karar vereceğine bakacağız. Türkiye üye olacak mı, olmayacak mı? Bu nihayetinde Türk tarafının kararıdır, ama biz kendi açımızdan bu süreci kolaylaştırmak için elimizden gelen her şeyi yapacağız.”

