(ANKARA) – CHP’nin 39’uncu Olağan Kurultayı’nda adaylık konuşması yapan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Müesses nizamla mücadele edenin dönüşü yoktur; dönüşü olmayan bu yolda korkanlara da yer yoktur. Müesses nizama işbirlikçi olanlara, kara düzeninin sesi olanlara, bu örgütlerin vermediği görevleri başka kapılarda arayanlara yer yoktur. Cumhuriyet Halk Partisi arınacaksa işte bu anlayıştan arınacak; bizi yüzde 25’e hapsetmek isteyenlerden, sokaklardan meydanlardan koparmak isteyenlerden arınacak. Çünkü bu parti artık seçim gecesi ışıkları erkenden söndüren, üyelerinin gözyaşı döktüğü bir parti olmayacak. Bu parti kadın kollarının seçim akşamı tülbenti sirkeye basıp başına bağladığı bir parti olmayacak. Bu parti gençlik kollarının ışığı sönmeden kendi evine gidemediği, boynu bükük sokakta beklediği, Babası ‘Ne oldu seçim?’ deyince yere bakan gençlik kollarının partisi olmayacak. CHP arınacaksa bizi eskiye döndürmek isteyenlerden arınacak. Artık kimse bizi yenilgiye alıştıramayacak. Ya müesses nizamın paslı zincirleri bu milleti saracak ya da bu millet bizimle birlikte zincirlerinden kurtulacak” dedi.
CHP’nin “Şimdi İktidar Zamanı” sloganıyla düzenlediği 39’uncu Olağan Kurultayı’nda Genel Başkan seçimi gündemli ikinci gün başladı. CHP’nin Ankara Spor Salonu’nda yapılan 39’uncu Olağan Kurultayı’nda CHP Genel Başkanı Özgür Özel, adaylık konuşmasını yaptı. Özel, şunları kaydetti:
“Bugün adayımızın metrodaki sesinden, duvardaki resminden, sosyal medyadaki hesabından bile korkuyorlar. Onlara buradan bir kez daha söylüyorum: Ekrem İmamoğlu adayımızdır. A planımız da B planımız da Z planımız da budur. Onunla mücadelenin meşru yolu sandıkta yarışmaktır. Ekrem İmamoğlu milletin adayıdır, sarayın adayı kimse kendisine güveniyorsa meydana çıkmalıdır. Ekrem İmamoğlu’nu alt edeceksen millete güveneceksin, karşısına çıkacaksın; hodri meydan. Yargı kollarına değil teşkilatına güveneceksin. Ben örgütüme güveniyorum, ben milletime güveniyorum; adayım burada, örgütün burada, sandık nerede? Hodri meydan, getirin sandığı; millet versin kararı.
“Yalanlar, iftiralar attılar; yalana, iftiraya doymadılar”
Bugün 15 belediye başkanımız ve yol arkadaşımız tutukludur. Her birinin değerli aileleri, eşleri, çocukları, anneleri, babaları bu salondadır; bize emanettir, millete emanettir. Yalanlar, iftiralar attılar; yalana, iftiraya doymadılar. Tam 237 gün sonra iddianame yazabildiler ama attıkları, 8 aydır tartıştırdıkları yalanların iddianamede arkasında duramadılar; iddianameye o yalanları yazamadılar. Bizi yargılayacakları iddianame ile bu aziz milletin vicdanında kendileri yargılanır oldular. Çünkü millet dünün mağdurlarının nasıl zalim olduğunu gördü. Sayın Erdoğan da bu gerçekleri görünce rahatsız oluyor ve ‘Anlatamıyorsunuz’ diyor gazetecilere, basın mensuplarına; yandaş basına yükleniyor, zorluyor. Ama bir yalan bir doğrunun karşısında, bir iftira bir hakikatin karşısında ne kadar dayanabilir ki… Çok rahatsız oldukları genel istek üzerine milletimize bir daha arz ediyorum; görelim bakalım hangi iftiralar atılmış, hangi duruma gelmişiz.
“Çıtını çıkaranı Silivri’ye atıyorlar, kaşını oynatanın malına mülküne çöküyorlar”
Tüm vatandaşlarımızın vicdanına sesleniyorum: Bu kadar yalan, bu kadar iftira, bu kadar kul hakkı olur mu? Rahmetli Erbakan’ın dediği gibi, ömür boyu alınları secdeden kalkmasa bu vebali ödeyemezler. Bu ülke elbet çok kara kışlar, zor zamanlar gördü ama hiçbir dönem bu dönemin gaddarlığı ile yarışamaz. Soruyorum: Kimin adını özgürce dile getirebiliyor? Çıtını çıkaranı Silivri’ye atıyorlar, kaşını oynatanın malına mülküne çöküyorlar, ‘acaba’ diyenin kulağını çekiyorlar; sonra ortalıkta bir daha görünmüyor. Gazeteciler tutuklanırken onların arkadaşları susuyor; sanatçılar ip gibi sabahın köründe sıraya dizilip haysiyetleri ile oynanırken diğer meslektaşları konuşmuyor. Siyasetçilere, iş insanlarına, sivil toplum temsilcilerine kelepçe vurulurken diğerleri ‘Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın’ diyor. Milyonlar direnirken, bedel öderken susanlara soruyorum: Bu suskunluğu, bu çaresizliği kim öğretti size? Komşunuz oradayken fırlayıp gitmek yerine sessizce kapıyı çekip arkanızı dönmeye… Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır. Değeriyle yoğrulan bu topraklarda yanı başınızda yaşananlara susmaya nasıl alıştınız? Ne zaman unuttunuz bu ülkenin nasıl kurtulduğunu; Seyit Onbaşı’nın sırtında mermi değil milletin kaderini taşıdığını? Ne zamandan beri unuttunuz Nene Hatun’un sadece yaralı askerlere değil milletin haysiyetini kurtarmaya koştuğunu?
“Gün sokaklara çıkma, meydanlara akma günüdür”
Elinde kumandası, üstünde pijaması oturanlara sesleniyorum: Gün sokaklara çıkma, meydanlara akma günüdür; gün dayanışma, direnme günüdür; gün bu kara düzene itiraz etme günüdür. Ya o pijamayla evinde oturup sıranın sana gelmesini bekleyeceksin ya da meydanlara çıkıp bizimle birlikte bu darbeyi püskürteceksin. Evde elinde kumandası ile oturan pijamalıya sesleniyorum: Ya meydanlara çıkacaksın, bu darbe ile yüzleşeceksin, nereye davet ediliyorsan oraya güç vereceksin, itiraz edeceksin, sandığı, Cumhuriyeti kurtaracaksın; ya da sonra hiç hayıflanmayacaksın. Meydanlar bizimdir, sokaklar bizimdir, mücadele bizimdir, Türkiye hepimizindir. Kurtuluş yok tek başına; ya hep beraber ya hiçbirimiz.
“Asıl hedefi Atatürk’ün diğer eseri olan Türkiye Cumhuriyeti’dir”
19 Mart sürecinde önce Saraçhane’de, sonra genel merkezimizde ziyaret eden, destek veren tüm genel başkanlara, siyasi partilere teşekkür ediyorum ve hangi partiden olursa olsun tüm yurttaşlarımıza sesleniyorum: 19 Mart bir sivil darbedir. Görünen hedefi Atatürk’ün iki büyük eserinden biri olan CHP olsa da asıl hedefi Atatürk’ün diğer eseri olan Türkiye Cumhuriyeti’dir. Sandık olmazsa Cumhuriyet olmaz, demokrasi olmazsa Cumhuriyet olmaz, adalet olmazsa hukuk olmazsa Cumhuriyet olmaz. DEM Partinin eş genel başkanlarının hapse atılması da Zafer Partisinin genel başkanının hapse atılması da 19 Mart darbesi de bir bütün olarak siyaset kurumunu, halkın seçme, seçtikleri tarafından yönetilme hakkını hedef almaktır.
“Bir cephe olarak demokratik siyaseti savunuyoruz”
İşte tam bu nedenle biz mevzi olarak partimizi değil, bir cephe olarak demokratik siyaseti savunuyoruz. Herkesi de bizi değil, kendi varlıklarını ve çok partili rekabeti savunmaya davet ediyoruz. Herkesi, ‘Canı istediğinde şu parti kapatılsın, kapatılsın dedim; kapatmıyorsa Anayasa Mahkemesi de kapatılsın’ diyenlerin demokratlığını hatırlamaya davet ediyorum. Bir Stockholm sendromuna kapılmamaya, dün elinden zor kurtulduğunuz celladınıza aşık olmamaya davet ediyorum. Meydanların susmadan haykırdığı gibi: Kurtuluş yok tek başına; ya hep beraber ya hiçbirimiz. İki sene önce kurultayın bugününde burada Manisa’dan gelen delegasyonun açtığı ‘Özgür Gelecek’ pankartıdır. Bu pankarta herkes iyi baksın. Bu pankart, salondan en son çıkan Gömeç Gençlik Kolları tarafından hatıra olarak alınmış. Gömeç’te belediye başkanımızı kutlama ziyaretine gittiğimde bu pankartla beni karşıladılar. Bu pankart Gömeç’te hatıra olarak saklanıyor. Bu pankart değişim kurultayında Manisa’nın sürprizi olarak karşıma çıkmıştı, sonra Gömeç’te karşıma çıktı, sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi iddianamesinde karşıma çıktı.
“Ne sandınız ya? Güzel günler gelecek, bu kötü günler bitecek”
İddianame diyor ki: ‘Özgür Gelecek pankartıyla bunu önceden planladıkları, salona girdiklerinde ‘Güzel günler göreceğiz’ diyerek ülkenin yönetimini nasıl değiştireceklerini ve ülkeye örgütün belirlediği Ekrem İmamoğlu’nu cumhurbaşkanı yapmayı planladıkları anlaşılıyor. Buradan o iddianameyi yazana, yazdıranlara söylüyorum: Ne sandınız ya? Güzel günler gelecek, bu kötü günler bitecek. Güzel günler gelecek, güneşli günler… Hep birlikte o güzel günlere geleceğiz. Özgür gelecek dedik, geldik; işte buradayım. Seçim olacak, bu millet görev verecek; Ekrem İmamoğlu cumhurbaşkanı, Cumhuriyet Halk Partisi iktidar olacak. Buradayız, karşınızdayız; cesareti olan çıksın karşımıza. Cumhuriyet Halk Partisi’ni kapatmaya kalkanlar bilsin ki bizi çok yılanlar sokmaya çalıştı. 12 Eylül’de Kenan Evren bu partiyi kapatabileceğini sandı, millet yine gazinin emanetine sahip çıktı, kapıdaki kilidi kırdı. Gücünü milletten alan 102 yıllık dev çınar dimdik ayaktadır. Bu çınar milletimizle var olmuştur, ilelebet de var olacaktır. Ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten emanet olan bu çınara uzanan elleri biz değil, millet kırar; millet kırar.
“Bugünün müesses nizamı nedir diye sorarsanız, AK Parti iktidarının 23 yılda kurduğu karadüzenin ta kendisidir”
Bunca saldırıyı, bunca haksızlığı neden yaşıyoruz? Bakın, Türkiye’de yıllardır kurgulanan bir düzen var; değişmeyen aktörleri, yeni kuşağa direnen siyasetçileri millete dayatan bir düzenle karşı karşıyayız. Müesses nizam, kendi siyaset kurgusu bozulmasın istiyor. Bu kurguda CHP’ye de bir yer tarif ediyor. Kimi ‘derin devlet’ diyor, kimi ‘devlet aklı’ diyerek bu düzeni savunuyor. Bir avuç insanın menfaatine derin kılıflar uyduruluyor. Bugünün müesses nizamı nedir diye sorarsanız, AK Parti iktidarının 23 yılda kurduğu karadüzenin ta kendisidir. Artık bu müesses nizamın çıkarlarıyla milletin çıkarları birbirinden ayrışmış, birbiriyle karşı hale gelmiştir. Bu düzende birileri zengin, birileri fakirdir; birileri güvende, birileri güvende değildir; birileri eşit, birileri daha az eşittir. Çünkü müesses nizamın çarkı 86 milyon için değil, kurdukları düzeni güvende tutmak için dönmektedir.
“Türkiye’nin gelecek yürüyüşü AK Parti’nin kara düzeninin krizlerine, kaoslarına, kavgalarına sıkıştırılamaz”
İşte biz bu müesses nizamın çarkına çomak soktuk arkadaşlar. Biz birbirinin aynısı bu azınlığa başkaldırdık. ‘Ben devletim’ diyenlere milletin gücünü hatırlattık. Kurultayı kazanamaz dediler, kazandık. Yerel seçimleri kazanamaz dediler, kazandık. Bunlar ittifak kuramaz dediler, Türkiye ittifakını kurduk. ‘Sokağa çıkmayın, partinizde oturun’ dediler; vallahi de oturmadık. ‘Oraya gideceksin, şuraya gitmeyeceksin; oraya gideceksin, şuraya geleceksin’ dediler; doğru bildiğimizi yaptık, doğru bildiğimizden şaşmadık. İşte CHP hedefteyse sebebi budur. Artık hiç kimse Cumhuriyet Halk Partisi’ne sınır ve istikamet çizemez. Siyaseti bildiğimiz gibi yaparız. Bir hesap vereceksek sadece hesabımızı milletimize veririz. Şunu hepinizin çok iyi anlamasını isterim: Zamanı gelmiş bir vedaya direnenlerin düzeni bozulmasın diye milletin huzuru ve refahı feda edilmeyecektir. Verdiğimiz mücadele yeninin eskiye karşı mücadelesidir. Türkiye’nin gelecek yürüyüşü AK Parti’nin kara düzeninin krizlerine, kaoslarına, kavgalarına sıkıştırılamaz. Bu mücadele veda edemeyenlerle geleceğe yürüyenler arasındadır. Yaşadığımız tüm sıkıntılar ve tüm zorluklar yeninin doğum sancısıdır. Türkiye bir doğum sancısı çekmektedir ancak hiçbir güç yeninin doğumuna, eskinin gidişine mani olamayacaktır.
“Daha önce eli CHP’ye gitmeyenler artık bizimledir”
Cumhuriyet Halk Partisi’nde de öz güvensiz siyaset devri kapanmıştır. Artık yüzde 25 değiliz; yüzde 40’a uzanan bir seçmen kitlemiz var. Daha önce eli CHP’ye gitmeyenler artık bizimledir. Partimiz herkesin baba evidir; bu sofrada herkese yer vardır. Bundan sonra da demokratları kapsayan milliyetçi demokratlarla, muhafazakâr demokratlarla, Kürt demokratlarla, liberal demokratlarla, sosyalist demokratlarla hep birlikte yürüyeceğiz. Müesses nizamın savcıları, hâkimleri olabilir ama bizim yanımızda millet var. Yanımızda kirasını ödeyemediği için okulu bırakan öğrenciler var; akşam sokakta yürümeye korkan kadınlar var; pazardan filesi boş dönen emekliler var; sendikalaşması engellenen, örgütlülük hakkı engellenen, sömürülen işçiler var; artık hayat standardı bozulan, yoksullaşan orta direk var; güzelim okullardan mezun olup yoksulluk sınırının altında maaşlarla çalıştırılan, her gün sırtındaki yük biraz daha artan, üstüne üstlük işten atma tehdidiyle terbiye edilen, korkutulan beyaz yakalılar var; hâli vakti yerinde olsa da işinin, malının, mülkünün geleceğinden endişe duyan, önünü göremeyenler var. Biliyoruz ki milletimiz büyüktür; biliyoruz ki bir gün devletle millet karşı karşıya gelsin istemez. Bu millet devletini sever; çağırır askere gider, ister vergisini verir ama büyük olan millettir. Siz bir gün eğer devleti milletin karşısına dikerseniz millet o zaman kendi tarafındadır. Devletle millet yarışırsa millet kazanır; millet kazanacaktır.
“CHP arınacak bizi yüzde 25’e hapsetmek isteyenlerden, sokaklardan meydanlardan koparmak isteyenlerden arınacak”
Müesses nizamla mücadele edenin dönüşü yoktur; dönüşü olmayan bu yolda korkanlara da yer yoktur. Müesses nizama işbirlikçi olanlara, kara düzeninin sesi olanlara, bu örgütlerin vermediği görevleri başka kapılarda arayanlara yer yoktur. Cumhuriyet Halk Partisi arınacaksa işte bu anlayıştan arınacak; bizi yüzde 25’e hapsetmek isteyenlerden, sokaklardan meydanlardan koparmak isteyenlerden arınacak. Çünkü bu parti artık seçim gecesi ışıkları erkenden söndüren, üyelerinin gözyaşı döktüğü bir parti olmayacak. Bu parti kadın kollarının seçim akşamı tülbenti sirkeye basıp başına bağladığı bir parti olmayacak. Bu parti gençlik kollarının ışığı sönmeden kendi evine gidemediği, boynu bükük sokakta beklediği, ‘Babası ne oldu seçim?’ deyince yere bakan gençlik kollarının partisi olmayacak. CHP arınacaksa bizi eskiye döndürmek isteyenlerden arınacak. Artık kimse bizi yenilgiye alıştıramayacak. Ya müesses nizamın paslı zincirleri bu milleti saracak ya da bu millet bizimle birlikte zincirlerinden kurtulacak.
“Partimizin aldığı karar yıkıcı değil, yapıcıdır”
“Bugün milletten korkanlar, Kürt sorunu demekten de korkanlardır. Birileri, bırakın Kürt sorununu, Kürtlerin varlığını bile inkar ederken; hâlâ Kürtlerin seçtiği belediyelere kayyım atarken, siyasetçileri, genel başkanları, eş genel başkanları, belediye başkanlarını hapislerde tutarken, Cumhuriyet Halk Partisi kararlılıkla bu sorunun demokratik yöntemlerle çözümünü savunmuştur. Biz Dem Parti ile görüştüğümüz için terörist ilan edilirken, duruşundan bilim sapmayan, yeri geldiğinde de Kürtlere ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit yurttaşı olduğunu hissedeceksiniz’ deyince de vaatte bulunmaktan korkmayan bir partiyiz. Büyük bir Türkiye ittifakı bizim hayalimiz ve idealimizdir. Bu anlayışla, bu sorunun demokratik yollardan çözülmesi için Meclis’te komisyon kurma önerisini de dile getiren parti ve bunların hepsini, son seçimleri kazanmış Türkiye’nin birinci partisi olmanın gücü ve sorumluluğu ile yapıyoruz.
Türkiye’nin demokratik geleceğine cesaretle liderlik edeceğiz. Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır; o satıh bütün vatandır. Biz bu vatanın her köşesine barış, huzur ve refah sözü veriyorum. Gelinen aşamada komisyon 18 toplantı yapmıştır ama hala belediyelere, millet iradesinin üstünde atadıkları kayyımlar bulunmaktadır. Hala Kürtlerin belediye meclislerine girmesini suçlayan ‘Kent İttifakı’ , ‘Kent uzlaşırsa’ adı altında utanç davalarından insanlar hapis yatmaktadır. Hala seçilmiş siyasetçiler hapistedir. Hâlâ Anayasa Mahkemesi kararları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları uygulanmamaktadır. Bunlar çözülmeden, tüm meselelerinin olmazsa olmaz denilerek İmralı’ya gitmeme noktasına sıkıştırılması doğru olmamıştır. Siyaset, dayatmalarla değil, milletin rızasını alarak yapılır. O yüzden partimizin aldığı karar yıkıcı değil, yapıcıdır; çünkü menzil barışsa, istikamet samimiyettir. 29 maddelik çözüm önerilerimizi meydanlarda ve komisyonda savunmaya devam edeceğiz. Biz, varlığını bir düşmana borçlu olan, düşmanı olmadan var olamayan bir parti değiliz. Yurtta, bölgede, dünyada barışı, kardeşliği ve refahı savunuyoruz. Biz düşman aramıyoruz; bizim liderliğimiz düşmanlığın değil, barışın liderliğidir.”
(SÜRECEK)

